Balkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2025 Cuma

Kaliopi ve "Crno i Belo" | Bir Makedon Şarkısı


Црно и бело е сè
Добро и лошо ништо не ги дели

Kaliopi (Калиопи Букле). 1966 doğumlu bir Makedon kadın şarkıcı. Wiki'den baktım, 80lerde hem Makedonya'da hem Yugoslavya'da müzikal başarıları varmış.
Црно и бело diye bir şarkısı ilgimi çekti. "Sırno i belo" diye okunuyor. Siyah ve beyaz demek. Sözleri Kaliopi yazmış. Romeo Grill bestesi. Eski eşi ve grup arkadaşıymış. İkisi de ilk kez duyduğum isimler. Kaliopi bu parçayla Azerbaycan'daki 2012 yılı Eurovision şarkı yarışmasında 13. olmuş.

Ајде сега гушни ме, до небо дигни ме

Ara sıra yeni şarkılar, müzikler keşfetmeyi severim. Bu arayışlardan birinde denk geldim. Sırp şarkı yarışmasında bir kız söylerken duydum ilk kez, hoşuma gitti. Aslı nasılmış diye bakınca tanışmış olduk. Son birkaç ayda yüz kereden fazla dinlemişimdir. Buraya da not düşmek istedim. 
Muhtemelen duygu dünyamın notalara aktarılmış bir hali. 
İlk bir dakika lirik, duygusal bir tonda, sonra sertleşiyor.
Ses çatallanıyor, çığlıklaşıyor, öfkeleniyor, elektro gitar devreye giriyor. Yaylılar bile bu müzikal haykırışa ayak uyduruyor.
Ve şiddetli bir isyanın ardından son 30 saniyede yine duygusal bir tonda sona eriyor. 

Црно и бело е сè
Една вистина и една лага

Kaliopi'nin diğer şarkılarına da bir göz attım. Hiçbiri bu parça gibi etkili olmadı. 
Çoğu kısmını ezberledim dinleye dinleye. Özellikle bir şeyler düşünürken açıp dinlediğimde coşkulu fikirlerin önünü açan bir etkisi var üzerimde. Kısacası son müzikal aşkım diyebilirim bu şarkıya.

Neyin kimi ne kadar etkileyeceği hiç belli olmaz. Artık takip bile etmediğim Eurovision'a 2012'de Makedonya'dan katılıp 13. olan şarkı, insana defalarca dinlenecek bir ilham kaynağı, bir "duygu arkadaşı" olabiliyor.  

Не се предавам до крај
Нема раѓање без паѓање



Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

4 Mart 2019 Pazartesi

Kusursuz Çember (The Perfect Circle) (1997) (film)

Savršeni krug (Saraybosna)
Yönetmen Ademir Kenoviç

Saraybosna’nın kuşatma yılları. Şair Hamza (Mustafa Nadereviç) karısı ve kızını güvenli bir yere gönderdikten sonra evine gizlice girmiş iki yetimle (Adis ve Kerim) karşılaşınca çocukları kurtarmak için mücadeleye devam etmek zorunda kalır. 

Film boyunca Hamza ve çocuklar arasındaki ilişki üzerinden kuşatma sırasında Saraybosna halkının perişan durumunu seyrediyoruz.

Elinin ağrısı yüzünden doktora gittiğinde Hamza'ya kağıda "mükemmel daireler" çizerse işe yarayabileceği söylenmiş. Biliyorsunuz "karpal tünel sendromunda" doktorlar bunu basit bir fizyoterapi olarak önerebiliyor. Filmin ismi de buradan geliyor, korkuları ve acıları dindirmek için gösterilen tek başına gayretin sembolü bir nevi. 

Hamza ara sıra kendisini asılıymış gibi görüyor. Senaryoyu beraber yazdıkları şair Abdullah Sidran’ın şiirine bir gönderme bu aynı zamanda. Umutsuzluk içinde tükenen insan. Bombaların rüyalara dahi ulaşabildiği bir taşkın vahşet. Yakacak için bir ağaç kesmenin bile sonu ölüme götüren kavgalara sebep olduğu ortamda sakat bir köpeğe yürüteç yapabilen insanlık. Aşırılıklar arasında normalin felci. Ölüm bulaşmış yaşamlar. Askıya  alınmış hayatlar. Asılmış da ölmemiş gibi. Seyreder de müdahale edemez gibi. Yarı yaşar yarı yaşamaz bir var oluş. Bosna'nın çilesi işte. 

Beklediğim kadar güçlü çıkmadı ama değerli bir film.

https://www.imdb.com/title/tt0117555/















Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

9 Ocak 2019 Çarşamba

Balkanlar vs Barbarlar: Rumeli İnsanının Çilesi


Son yıllarda Rumeli/Balkan Türklerine ve temsil ettikleri değerlere gülünç bir yukarıdan bakma, küçümseme furyası başladı. Tırnağımızın kiri olamayacak paçoz tipler Osmanlıcılık oynarken yeni ve dişlerine göre bir düşman icat etmeye çalışıyorlar. Almışlar devletin olanaklarını arkalarına, melanet peşindeler. Kendilerine benzemeyen bu güzel insanları geri postalamanın hayallerini kuruyorlar ama şimdilik gönderemedikleri için süründürmeye çalışıyorlar. Zavallılar.

Rumeli insanı zekidir, iyidir, neşelidir. Güzel insanlardır. Yobazlığı yoktur. Her toplumda kötüsü de çıkar ama ortalaması medenidir. Gerçekçi olalım, demokrat olacağım liberal gözükeceğim diye kaypaklık yapmayın. Rumeli insanı olmasa Türkiye’nin Suriye gibi Irak gibi Suudi Arabistan gibi Ortadoğu ülkelerinden hiçbir farkı kalmaz. Ne zihinsel ne de fiziksel olarak! Ama zaten son yıllarda amaç bu.

Mesela adı katliamla anılmaz Rumeli'nin. Siz hiç Edirne katliamı, Kırklareli katliamı, Tekirdağ katliamı duydunuz mu? Fıtratında yoktur Rumeli Türklerinin. Toplanıp sürü halinde masum ve silahsızlara saldırmak! Olmaz öyle şeyler oralarda. Çoğunlukla Rumeli insanının yaşadığı Ege de yabancıdır katliamlara. Aydın Katliamı? Muğla Katliamı? İzmir Katliamı Var mı? Duyamazsınız. Kültüründe yoktur yerel halkın. Çorum, Sivas, Maraş katliamları var ama…Güneydoğuda okul basanlar, otobüs durdurup herkesi katledenler, anasını  bacısını kardeşini öldürenler yığınla. Açın okuyun yakın tarihi, hatta gazeteleri. Hem de ne zalimane ne sebepsiz katliamlar. Hem de öyle yüzyıl önce falan değil. Daha yeni sayılır çoğu. Çoluk çocuk genç yaşlı demeden öldürülen masumların mezarı olmuş Anadolu. Niye böyle olsun? Niye burası terörle, töreyle ve katliamlarla anılsın?


Olanlara utanç ve çaresizlik içinde bakarak yaşayan aklı başında güzel Anadolu insanları yok mu sanıyorsunuz? Ama azınlıkta kalıyorlar. Güçleri yetmiyor devletin görmezden geldiği haksızlıklara tepki göstermeye. Onlar da çareyi oralardan kaçmakta buluyorlar. Göçün tek nedeni ekonomi mi zannediyordunuz? Böyle çok Anadolu insanı tanıyıp dinledim ben. Kötülük gelenekselleşmiş Anadolu’da, yaşatmıyor. Sırf yoksulluk değil mesele. Trakya nasıl yoksul biliyor musunuz siz? Korkunç! Ya Karadeniz? Kıt kanaat hayatta kalıyor insanlar. Peki onlar niye katliamla anılmıyor sürekli? Bu ruh hastalıkları hep aynı bölgede tekrarlanıyorsa saçma sapan düşmanlıklar yaratmak yerine o “kültürü” sorgulayacaksın. Bunlar tam tersine her fırsatta övgüler düzüyorlar ortaçağın barbar geleneklerine. “Katliamcı kültürü” yok etmeden ne cinayetleri ne de terörü bitiremezsin. Ha sen bu hasta kültürün daha da yayılmasını istiyorsan o zaman Ortadoğudan barbar transfer edersin ve bunca sorunun içinde Balkan kökenlilerle uğraşırsın tabii.

Türkiye hakkındaki gözlemimi dolandırmadan söyleyeceğim. Çoğu insan nedense çekiniyor bunu dile getirmekten. Ayrımcılık ya da ırkçılıkla suçlanırım diye düşünüyorlar herhalde. Hapis korkusu diyorsanız onun için sebebe bile gerek yok bugünlerde. İstediklerini desinler yapsınlar, görünen köy kılavuz istemez. Arabın Kürdün kendi kökenini bağıra bağıra söylediği bir ülkede Rumeli çocuğu olmaktan gurur duyduğumu niye söylemeyecekmişim! Manzara ortada. Malzeme karşımızda. Bugün Rumeli’ye kin kusanlar, Ortadoğu kültürünün katil kafalarıdır. Azgınlıkları yatışır diye beklemek boşunadır. Kudurmuşlukları bu ülkeden son uygar insanı da göndermeden son bulmayacaktır. Hazırlıklı olmakta fayda var. Nefsi müdafaa en temel insan hakkıdır. Yağmurdan  kaçarken doluya tutulmuşuz haberimiz yokmuş.Yetti  bre..!

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...