19 Mayıs 2018 Cumartesi

"Robot ve Frank" filmi (2012): Frank Langella

Frank (Frank Langella) emeklilik günlerini kızı (Liv Tyler) ve oğlundan (James Marsden) uzakta yalnız başına geçiren ve gittikçe kötüleşen hafıza haybı problemiyle (Alzheimer?) mücadele eden eski bir hırsız. Oğlu, babasıyla yeterince ilgilenemediğini düşündüğü için ona bir “bakıcı robot” alır. Frank bu hediyeye önce karşı çıksa da sonradan farklı işlerde kullanabileceğini anlayınca aralarında bir yakınlık gelişir.  

Genelde bilimkurgu filmi denince yüksek bütçeler, büyük görsel efektler falan gelir akla. Bu filmde bunlar yok, daha elle tutulabilir bir “yakın gelecek” profili sunuluyor. Günümüzle irtibatı koparmıyor. Zaten filmin başında dönemi “near future” olarak belirtiyorlar. Hikayenin esas olarak en yakın durduğu tür “dram”. İçinde yaşlı yalnızlaşması (evet yalnızlığın da çeşitleri vardır bence), Alzheimer, robot meselesi (Gerekliler mi? Hakları neler olmalı?), aile bağları gibi alt konular beraber götürülüyor.  

Frank’in oğlu rolündeki James Marsden biliyorsunuz Westworld’de Dolores’in sevgilisi Teddy olarak robot isyanının en önemli figürlerinden birisi. Yani başkaldıran androidlerden (kafası karışık olsa da). Bu bilinerek seyredildiğinde filmde babasının başlangıçtaki robot karşıtlığına karşı verdiği cevap insanı gülümsetiyor Aktörün kariyerinin bir cilvesi olarak not düşmek istiyorum:

(Robot için) “Dad he s not ur friend. He’s a slave who apparently u can manipulate into doing just about anything.” :)

Özellikle Frank Langella’nın oyunculuğunu beğendim. Hoşlandığı kütüphane görevlisi rolünde de Susan Sarandon var. Robota sesini veren Peter Sarsgard başarılı. Amerikalıların geniş bir TV/sinema ürün yelpazesinin olması, oyunculara yaşlandıklarında da doğru dürüst rollerde oynayabilme şansını sağlıyor. Önemli bir artı. 

Dönüp baktığımda özellikle Frank'le robotun ormanda yaptıkları yürüyüşler ve sohbetleri aklımda kaldı. Belki okumuşsunuzdur, beraber yaşayan canlılar zamanla birbirine benzer derler. Derler deyince mahallenin “şişman teyzelerinin” dediklerinden bahsetmiyorum :) Bu bir söylenti değil, mekanizması bilinmese de pek çok bilimsel çalışmayla üzerinde durulan bir olgu. Mesela ilk aklıma gelen örnek köpeklerin davranış olarak sahiplerini yansıtmaları. Ciddi bulgular var. Bence doğruluk payı olan bir konu. Bir başka örnek ise McClintock teorisi. Tartışmalı olsa da bu benzeşme sürecinin sadece davranışsal değil, biyolojik de olduğunu iddia eder. Bu teoriye göre beraber yaşayan kadınların adet günleri birbirine yaklaşır. Niye başımızı şişirdin diyebilirsiniz ama bu filmde de buna benzer bir süreç mevcuttu bana kalırsa. Bilhassa finalde Frank’ten sonra robotun da bir şekilde hafızasından dertli olması tam da bu tuhaf “konverjansı düşündürdü bana. “Beraberlikler benzeştirir” diye bir evrensel ilke var bence. İster hayvan, ister insan ister makine olsun. Üzüm üzüme baka baka kararır'dan çok daha derin ve çok yönlü bir etkileşim işliyor için için.

Konuyu ne aksiyona ne de felsefeye kurban etmeden, biraz duygu biraz düşünceyle kendisini severek izlettiren, diğer bir deyişle bağırmadan konuşmayı becerebilen bir film. Mizah, bilimkurgu ve duygusallığın kararında olduğu ve hiçbirinin diğerini boğmadığı iddiasız, sade ve ölçülü bir komedram.

Robotun kendisini insan gibi görmeye başlayan Frank’e cevabı şöyleydi:

“U know that u re alive. You think therefore u are. In a similar way, I know that I’m not alive. I’m a robot”

Filmde kullanılan parçalardan biriyle bitirelim: Mozart'tan "Ave Verum Corpus"
LİNK
























Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...