14 Kasım 2017 Salı

Train de Vie (Hayat Treni) (1998)

İkinci Dünya Savaşı yılları (1941). Köyün delisi Schlomo (Şlomo/Lionel Abelansky) ormandan koşa koşa gelerek komşu köyde Nazilerin yaptığı vahşeti anlatır. Hemen bir toplantı yapılır (Shtetl köyü). Kimse ona inanmak istemez ama haham doğru olabileceğini söyler. Nazilerden nasıl kaçacaklarını düşünürken Şlomo'dan’dan ilginç bir fikir gelir. Bir tren kiralayıp içlerinden bazılarına Nazi üniforması giydirerek sanki toplama kampına götürülüyormuş gibi rol yapıp Rusya’ya kaçmayı önerir.Yolculuk boyunca hem trendeki Yahudilerin kendi arasında hem de duraklardaki Nazilerle problemler çıkar ve türlü tehlikenin içinden geçerek sürpriz finale doğru “yaşam treni” ilerleyişini sürdürür.  
  
Daha filmin ilk dakikalarında Balkan Brass (Труба) müziği sizi karşılıyor. Goran Bregoviç dersem kolayca hayal edilebilir. Yönetmen Romen Radu Mihaileanu. Senaryo da kendisine ait. Le Concert isimli filmini de seyretmiştim, ikisi için de benzer görüşe sahibim. İyi bir yerden yakalıyor ama senaryonun yeterince rafine olmamasıyla, iyi işlenememesiyle sorun yaşadığını düşündüğüm bir yönetmen. Özgün bir konu bulmak yeterli değil. Mesela komediyi kullanmayı beceremediğini ya da bana hitap etmediğini düşünüyorum. İki film de farklı ve seyredilir sinema örnekleri ama çok iyi filmler diyemiyorum, tekrar seyretme isteği uyandırmadılar. Daha ziyade ele aldıkları fikrin ilginçliğiyle akılda kalıyorlar. Kısaca, Nazilerin çılgınca vahşetine karşı daha çılgınca bir kurtuluş umudunun mizahi hikayesi.


Schlomo rolü 1996’da Roberto Benigni’ye teklif edilmiş ama okuduktan sonra kabul etmemiş.1997 yılında çok benzer bir hikayesi olan unutulmaz La Vita est Bella’yı çekmiş. Zaten benzer konuya sahip 3 film akla geliyor hemen. Train de Vie, La Vita est Bella ve Jacob, the Liar (Robin Williams). Üçü de iyi filmler ama diğer ikisini daha çok beğendim.  



Şlomo



























































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...