29 Mart 2018 Perşembe

"Sonbahar" filmi (2008) (Yönetmen: Özcan Alper)

Siyasi olaylara karıştığı için atıldığı hapishaneden yıllar sonra ciğerleri iflas etmiş durumda çıkan solcu Yusuf (Onur Saylak) son günlerini geçirmek için Artvin’deki ana ocağına döner. Matematik bölümünde araştırma görevlisi iken eylemlere katıldığı için tutuklanmış, yıllarca sudan sebeplerle zindanlarda süründürülmüştür.

Senarist ve yönetmen Özcan Alper. Hopa'lı. Yine Onur Saylak'la çalıştığı "Rüzgar'ın Hatıraları"(2015) filmini de tavsiye ederim. Katledilmeye, olmadı en azından kirletilmeye çalışılan sosyal vicdanı ayakta tutmaya çalışan bir sanatçı. Zaten bir röportajında "Bu film benim için vicdan borcuydu" diyor. Vardır böyle müruru zamana uğratmak için çılgınca geleceğe kaçtığımız vicdan borçları. Özcan Alper bununla yüzleşmeyi seçen azınlıktan; unutturmamak için film sektöründe bir şeyler yapmaya çalışan, netameli konulara girmekten çekinmeyen bir avuç insandan biri olarak görüyorum.

Özcan Alper
Seviyorum bu filmi. Üç kere seyrettim. Yine seyrederim. Bir şeylere geç kalmış, kaçırmış insanın farklı bir sıkışmışlığı oluyor. Yusuf’u seyrettikçe dağlara kaçıyorum, dalgalar benim de üstüme üstüme geliyor. Bazen yakın diye bir şey kalmaz insanın hayatında, her şey uzaklaşır sanki. Acayip bir histir. Geçmişten de gelecekten de kovulmuş bir garip vebalı olup çıkar insan. Yaşayan bilir. 

Onur Saylak, Yusuf’u hakkını vererek canlandırmış. Abartmadan, olduğu gibi. Paramparça bir hayat işte. Kahramanlığı mı olur artık…Bir dizisine rastlamıştım yıllar önce ondan beri severim. Köyünden kaçmak isteyen farklı bir genci oynuyordu. "Bunaldıkça küçük bir tepeye çıkıp aşağıdaki evlere bakarak "Gideceğim buralardan" derdi dağlara karşı. Bana sorarsanız cilalanan yıldızlarımızın ilerisinde bir oyuncudur. 



Bir arkadaşı var Yusuf’un, Mikail. Sıkışıp kaldığı köyde Yusuf’un iki kelime edebildiği halden anlayan tek insan. Mikail belki çaresizce durumunu kabullenmiş ama kendisini tuş eden sistemi öven koroya katılmayacak kadar haysiyetli:

Üniversite olmayınca babamın yanına işe girdim. Güya 3-5 ay takılıp kaçacaktım, sonra baktım on yıl geçmiş amına koyim! Bakma bura da başka türlü hapishane!”

Asiye’ye (karısı) eskiden deli gibi aşıktım. Şimdi eve bile gitmek istemiyorum.”

Adamların şehri manyak gibi Yusuf! Burdan 5 km mesafesi var ama bi onların şehrine bak bi bizim şehrimize (Batum)”


Serkan Keskin çok iyi oynuyor Mikail’i. İlk kez yıllar önce Hırsız Polis dizisinde yan rolde seyredip çok beğenmiştim. Sonra “Beş Kardeş” diye bir dizide gördüm bir ara ama takip edemedim. Bence ülkenin en değerli oyuncularından.

Yusuf, üniversite yıllarından bir arkadaşıyla buluşur. Geçmiş günlerden konuşurlar. O dönem sevdiği kızın (Neslihan) evlendiğini öğrenir. Konuşma boyunca kamera önce sadece denizi gösterir, sonra da iki eski arkadaşı yalnızca siluet olarak arkadan çeker. Yusuf’un çoktan karaltılara karışmış geçmişinin asla geri gelmeyecek cenaze merasimidir sanki. Bazen geçmişin içi boşalır olayların etkisiyle. Silueti kalır şimdiye.




Kitap bakmak için girdiği kırtasiyecide pavyonda çalışan Eka da Rusça kitap bakmaktadır. Kız çıktıktan sonra kasadaki herif Yusuf’a dönüp suratında yılış yılış bir sırıtışla soysuzluğunu sergiler: 

Valla bunların orospuları bile kültürlü abi be!”

TRT3’te Rus çiftin buz pateni gösterisini izlerken Yusuf kendinden geçer. Belki yaşamına hakim ahenksizliğin ilacı gibi gelir buzlar üstündeki çiftin uyumu. Belki de geçmişin içindeki ufak mutluluk adacıklarından birinde  soluklanır bir süre, bilinmez. Ama takılır kalır ekran başında büyülenmiş gibi. Şehre indiklerinde pavyonda tanıştığı çocuğuna para yollamak için çalışan Gürcü Eka ile yakınlaşırlar ve onun için en güzel tanımı Eka yapar:

Sen şimdiki zamanda yaşamıyor sanki. Rus romanlardan kaçmış gibisin…Ne düşünüyorum biliyor musun? Keşke her şeyi geride bırakıp uzun bir yolculuğa çıkabilseydik seninle…”   



Yusuf yaylaya çıkmayı çok ister. Bahara kadar vakti olmadığını bilir. Arkadaşı kırmaz, karlar içindeki yaylada içip dertleşirler.

Finalde Ayşenur Kolivar’ın sesiyle canlandırdığı Hemşince Daim Yusuf Orti ağıdı insanın içine fena işler. Ayşenur Kolivar ağıdı öyle bir söyler ki,  kurşun gibi duygu yağdırır üzerinize ve umursamazlığınızı yere serer Hemşince.  

Filmin ismi sonbahar ama siz “Son Bahar” olarak anlayın. Yusuf’un kışın yaşamak zorunda kaldığı son baharı.

Artık koşsa da yetişemeyecek, çelme takılmış bir insanın alabildiğine durgun ve solgun, çokça da mahzun son anları. 







RESİMLER














































Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...