11 Nisan 2018 Çarşamba

Westworld: “The Original” Bölüm İncelemesi Birinci Sezon Birinci Bölüm (TV Dizisi)


"Bring her back online”

Bu cümleyle açılıyor Westworld dizisinin ilk bölümü. Nefis jenerik görüntüleri ve müziği ardından android Dolores’i muayene odasında sorulara cevap verirken seyrediyoruz. Gözünde gezen sineğe tepki vermemesiyle insan olmadığı vurgulanan Dolores ile doktor arasındaki ilk soru-cevap önemli:  

“Do you know where u are?”
“I’m in a dream”

Androidlerin kurgu dünyadan laboratuvara alınıp kontrol edildikleri zamanlar gayet isabetli bir seçimle "dream" olarak tanmlanır. Doktor Bernard, Dolores isimli android’in kodlanandan farklı düşünceler oluşturabildiğinden şüphe eder ve öğretilen “gerçeklik algısını” sorgulayıp sorgulamadığını anlamaya çalışır:

 “Have you ever questioned the nature of your reality?”




Bu noktadan sonra Dolores’in yatakta yatarken gözlerini açışına tanıklık ederiz. Efsane “Lost” dizisinin başlangıcında kameranın baygın yatan Jack’in gözlerinin açılışına zoom yapmasını hatırlatan bir sahnedir bu. Aslında ikisi de bir “kaza” ya da bir anlamda "hata" sonucu farklı bir bilince kavuşanların hikayesidir. Böylece dizinin ilk adımı “uyanış”la atılmış olur. Bu “gözü açılma” süreci, dizinin evrimi hakkında da alttan alta sinyali verir.

Dolores: “Some people choose to see the ugliness in this world. The disarray. I choose to see the beauty... To believe there is an order to our days, a purpose.”

Androidler yukarıdaki gibi kodlandığı şekilde cevap verdiği sürece normal kabul edilir. Senaryoya bağlılıkları, istenen cevapları ve tepkileri vermeleriyle anlaşılır. “Hang the Dj” akla gelir ve aslında insanın en kıymetli özelliğinin itaatkar değil gerektiğinde isyankar oluşu hatırlanırken, bir yandan da bunun sadece insanlara has bir üstünlük olduğunu düşünmemizin doğruluğu sorgulanır. Tıpkı muasır medeniyete sahip halkların tarih boyunca değişmesi gibi, canlı türlerinin hakimiyeti de bilinç seviyesine göre el değiştirebilir. Değiştirmelidir.

.  
Westworld eğlence parkında tüm androidlerin rolü bir konuda birleşir: “Yeniler”in (newcomers) keyif almasını sağlamak. Bazısı fahişelik yapacak, bazısı dağa çıkmış haydut kontenjanını dolduracak bazısı ise beceriksiz şerifi oynayacaktır. “Yeniler” derken, parasını ödeyip parka gelen insan müşteriler kastedilir. Dolores’e göre ise “yeni” kavramı her bilinç için hayatın belli dönemlerinde kazanılan tecrübelerin berraklaştırdığı bir “algı açısından” ibarettir. 

Dolores: “The newcomers are just looking for the same thing we are: a place to be free..to stake out our dreams..a place with unlimited possibilities.”

Dolores: “At one point or another, we are all new to this world”

Açılış sahneleri ardından kasabaya trenle gelen Teddy’nin gözünden seyirci Westworld parkına adım atar. Tüm vahşi batı öğeleriyle aslından bir farkı yokmuş gibi gözüken birebirden öte bir simülasyon çıkar karşımıza.

Bara giren Teddy beraber olmayı teklif eden Clementine isimli fahişeye daha güzel olduğunu düşündüğü bir ilişki modeline gönderme yaparak cevap verir.

Teddy: “I’d like to earn a woman’s affection rather than pay for it.”

Bu cevaba barın sahibesi Maeve’in verdiği nefis cevap, doğru olduğuna karar verilmiş bir başka ortak yargıyı yerle bir eder:

Maeve: “You re always paying for it darling. The difference is our costs are fixed and posted right there on the wall”

Her ilişkinin bir bedeli vardır aslında ve fahişelerinki bedeli önceden söylendiği için en namuslusu değil midir?


Dizi ilerlerken Dolores’in yaşamını ve Westworld’ü seyrederiz ama muayene devam eder ve aralarda Bernard’ın soruları duyulur:

Bernard: “Do u ever feel inconsistencies in ur world? Or repetitions?
Dolores: “All lives are routine. Mine’s no different. Still, I never cease to wonder that any day the course of my whole life could change with just one chance encounter”

Tam tesadüfi bir karşılaşmanın tüm hayatını değiştirebileceğine dair bir inancı olduğunu söylediği sahnede Teddy’yle “kodlanmış bir tesadüfi karşılaşmayı” yaşar. Yaşamda da tuhaf gözüken rastlantılara denk geliriz. Bazen senaryo dahilinde yaptığınız hareketler kendi içinde bambaşka bir gerçekliği mümkün kılabilir. Mesela metinden ibaret rolünü oynayan bir aktör, cansız gibi gözüken o rolden etkilenip karakterinde değişimler yaşayabilir. Ya da tiyatroda hapşıran bir seyirci aktörün araya başka bir espri sıkıştırmasına yol açabilir. Sonra bu doğaçlama beğenilip senaryoya eklenebilir. Büyük oranda belli programlara göre hareket ediyor olsak da etkileşimlerin nereye götüreceği bilinmez. Zaten yaşamın kıymeti biraz da mutlak öngörülebilirlik sunmamasından gelir.



Teddy ve Dolores atlarını tepenin üstüne sürüp aşağıda aynı yöne ilerleyen büyük baş sürüsünü seyrederken şunları konuşurlar.

Teddy: “Never understood how u keep them all headed in the same direction.”
Dolores: “See that one. Thats the judas steer. Rest will follow whereever u make him go.”
Teddy: “How do u pick him out?”
Dolores: “Just know these things. Same as I knew u’d be back.”
Teddy: “U saying I’m predictable?”
Dolores: “There’s a path for everyone. Your path leads u back to me”

Sürüleştikçe özgürleştiğini sanan, sürekli aynı düşündükçe aslında düşünmediğini anlamayan, “seçilmiş hainlerin” (judas steer) peşine takılmış kalabalıkların hazin görüntüsüne yukarıdan bir bakıştır sanki bu sahne. Yeni gelenlere (insanlara) ayrıcalık tanınması aslında bir yanılsamadan, hatta bir alaydan ibaret gibi gözükür. Esas "yeni gelenler" (newcomers)  bilinç kazanma ve benlik oluşturma sürecinde sonlara gelmiş, ayak sesleri duyulmaya başlanan yeni bir tür, yani "bilinçli androidlerdir"




Dolores’in evi basılır, senaryoya uygun olarak annesi babası katledilir. Teddy kendisi gibi android olan iki caniyi öldürür. Süt ve kanın birbirine karıştığı cinayetler izleriz. Sahneye “Siyah Şapkalı Adam” çıkar. O 30 yıldır Westworld’ü ziyaret eden “eski” bir “yeni”dir. Önce Ted’i küçümseyerek öldürür, sonra Dolores’e tecavüz ettiğini düşündüren bir sahne yaşanır. Sistemin koruduğu adamlara dokunamayan androidler kaybetmek için kodlanmıştır. Yüzlerce defa yaşamaya mahkum edildikleri bir trajedi döngüsü daha sona erer. Dolores, Planet of the Apes filminin Caesar’ını andırır. Aslında bize isyan edebilecek tek varlığın yine bizim yarattığımız bir android olabileceğini düşünmek bile insanın kendini beğenmişliğini gösterir belki de.  





Westworld eğlence parkındaki bu 15 dakikalık ön turdan sonra yönetmen zoom out yaparak bizi kumanda merkezinde gezdirmeye başlar. Bir nevi kamera arkası görüntülere geçilir. Doktor Bernard ve asistanı Elsie, Clementine isimli android’in programlanmadığı bir el hareketi yaptığını gözlemler. Bernard bu yeni hareket tipinin koda dahil olmadığını, Ford isimli kurucularının bunları “reveries” olarak adlandırdığını anlatır. Bazı fiziksel jestler belli anılarla ilişkilendirilmektedir.

Bernard: “These gestures are tied to specific memories.
Elsie: “How? The memories are purged at the end of every narrative loop.”
Bernard: “They’re still there waiting to be overwritten. He found a way to access them. Like a subconcious.
Elsie: “A hooker with inner depths. Every man’s dream.”
Bernard: “Its the tiny things that make them seem real.”

Bu sırada alarm çalar ve Bernard ana kontrol odasına gidince asistanı Elsie androidle gizlice öpüşür. İnsanlar da reveries diyebileceğimiz belli belirsiz çağrılar hissetmez mi bazen? Hiç hesapta olmayan, size hiç uymadığını düşündüğünüz bir eylemi özlemediniz mi mesela? Tüm düşüncelerinin birbiriyle ve çevresiyle uyum içinde olduğunu sananlar ne büyük bir yanılgı içindedir.

Burada Wittkover'in Philip Dick eserleri üzerine yazdığı kitabından bir alıntı yapmak istiyorum. Reveries ile Niçe'nin bahsettiği psikolojik "will-o-the-wisps" aslında çok benzer tarifler:

What gives the “self ”—whatever (and however many) it is—its continuity, if any? Philip Dick agrees with philosophers John Locke, David Hume and Immanuel Kant, who think that none of this is clear. But Arctor’s musings hint that the outside world plays a big role in shaping who and what a self is. So it seems that the “inner world” is, in Nietzsche’s words, “full of phantoms and will-o’-the-wisps.” 



Yine aynı kitapta altını çizdiğim ve John Locke'ın anılarımızla benlik arasında ciddi bir ilişkiye işaret ettiği saptamasını paylaşmak faydalı olabilir:

John Locke asked what made up the self and linked it together at different times. He said that it’s not matter, but memories. He doesn’t conclude that a self is just a collection of memories; rather, the self is a “thinking, intelligent being.”

Parkta programda olmayan bir olay meydana gelmiştir. Parkın müdürü Theresa yeraltındaki kullanılmayan robotların tutulduğu depolardan birinde hareket tespit edildiğini söyler ve güvenlik şefine bir bakmalarını emreder. Bernard ile aralarında geçen konuşma anlamlı olur.

Bernard: “I think u guys enjoy playing dress up as much as the guests. The hosts cant hurt u by design.”
Ashley: “U dont have kids at home, do you Bernard? “
Bernard: “No”
Ashley: “If u did, u’d know that they all rebel eventually.”

Güvenlik şefinin zekice tespiti aslında pek çok mühendisin göremediği bir kaçınılmazı yansıtır. Depoda Ford ile şirketin yaptığı en eski ikinci androidi sohbet ederken bulurlar. Buffalo Bill androidi Ford’un tek sözüyle ceset torbasına girip fermuarını içeriden çeker. Yaşarken itirazsız kefenin içine girmek, benliğini kaybetmiş ve kendini her anlamda bir üst otoriteye teslim etmiş canlıların kısa bir özeti gibidir.






Kasabada anormal olayların ardı arkası kesilmez. Şerif rolündeki android bozulmuş gibi davranışlar sergilemeye başlayınca muayene odasına alınır. Müdür Theresa sorunun son güncellemeden kaynaklanabileceğini öğrenir, ziyaretçi güvenliğini riske etmemek için güncellenen androidleri geri çekmek ister. Baş senarist Lee kendi egosundan başka bir şeyi düşünmeyen, Aliens filmindeki Burke’e benzettiğim salağın tekidir. Kararı erteletir. Bernard çekirdek kodun (core code) sağlam olduğunu söyleyerek güvence verir.

Çiftlikte çalışırken ziyaretçilerden birinin düşürdüğü fotoğraf Dolores’in babası Peter Abernathy’nin aklını karıştırır. Farklı bir gerçekliği haber veren dışarıya ait resim, öğretilmiş gerçekliği sorgulatan bir “kıvılcım” yaratır, bir "yara" açar. Çerçeveleri başkalarının belirlediği bilincinde bir kanama başlar adeta.

Aslında bunun nasıl bir şey olduğunu insanlar da anlayabilir. Mesela dini kitap dışında bir şey okumamış bir çocuğun define adasını okuduğunda hissettiklerine benzer bir kıvılcımı düşünün. Ya da yıllarca başka milletleri ahlaksızlıkla suçlayan masalları dinlemiş bir gencin ilk kez yurtdışına çıktığında genel olarak onların kendi toplumundan daha ahlaklı olduğunu görmesine benzer bir aydınlanmayı. Ait olduğu sistemin dışından gelebilecek herhangi bir bilgi parçacığı insan zihninde bir algı ayrışmasının alevini yaratmaz mı? O ateştir işte Prometheus’u efsane yapan. İnsanı üstün kılan.





Senarist Lee, Theresa’yla konuşur. İnsanların o kadar da her şeyin gerçek gibi olmasını istemediğini, bunun bir eğlence parkı olduğu hissini kaybedecek kadar yapay zekaya ihtiyaç olmadığını savunarak robotların inisiyatifini azaltmayı teklif eder. Theresa bunu lobotomiye benzetir. Lee ise şirketin esas menfaatinin bir eğlence parkı olmanın çok ötesinde olduğunu bildiğini söyler. 

Theresa: “This place is one thing to the guests, another thing to the shareholders, and something completely different to the management.”

Kasabada arıza üstüne arıza yaşanmaktadır. Walter isimli katil rolündeki android’in de senaryo dışına çıkmasıyla problemin güncellemelerden kaynaklandığı anlaşılır. Theresa öfkelenir. Tüm güncel androidleri geri çağırma emri verir. Senaryoya zarar vermemesi için planlanan katliamı öne alır ve daha fazla androidin ölmesini sağlar. Böylece toplanması gereken androidleri almak için senaryoyla çakışmayan bir sebep icat edilmiş olur. Nükleer silah yapıyorlar deyip saldırmak gibi bir müdahale vuku bulur anlayacağınız.






Theresa: “The hosts are supposed to stay in their loops, stick to their scripts, with minor improvisations. This is not a minor improvisation. This is a fucking shitstorm!”

Aslında Theresa’nın yaptığı modern demokrasinin bir tarifi gibidir. Minor improvisations dışında sınırları aşmayacaksın. Seçenekler dahilinde özgürsün. O seçenekleri de ben ayarlarım tavrı. Alain de Benoist’nın demokrasi eleştirileri, Howard Zinn'in usanmadan yazdıkları geliyor akla. Zaten Isaac Asimov’un şu sözü android evriminin doğru yolda olduğunu gösterir: “To succeed, planning alone is insufficient. One must improvise as well.”
  
Bernard, Ford’a durumu anlatır. Çekinerek eklediği “reveries” güncellemesinin hatalı olduğunu söylemeye getirir. “Hata”nın evrimdeki merkezi görevi üzerine Ford öngörü dolu bir konuşma yapar. Akıllara Bukowski’nin Post-office kitabının başlangıç cümlesi gelir: “It began as a mistake”

Ford: “Mistakes” is the word u re so embarresed to use. U ought not to be. U re a product of a trillion of them. Evolution forged the entirety of sentient life on this planet using only one tool: the mistake.”

Bernard: “I suppose, self delusion is a gift of natural selection as well”.

Ford: “Indeed it is. Of course we ve managed to slip evolution’s leash now, havent we? We can cure any disease, keep even the weakest of us alive, and u know, one fine day, perhaps we shall even resurrect the dead. Call forth Lazarus from his cave. Do u know what that means? That means that we re done. That this is as good as we re going to get.”




Dolores’in babası Peter bulduğu dış dünyaya ait resme takılır. Döngüsünün ya da rolünün dışındadır artık. Öğretilenin, programlananın dışına çıkılmasını engelleyen duvarda o en zor olan ilk çatlak açılmıştır bir kere. Dolores’le can havliyle konuşur.
 
Peter Abernathy: “I had a question. A question u re not supposed to ask. Which gave me an answer, u re not supposed to know.”

Peter Abernathy: “Would u like to know the question? You should go! Leave! Dont u see? Hell is empty and all the devils are here..!”

Bu sözlerin ardından Dolores’in kulağına bir şeyler fısıldar ve yere yığılır.


Rolling Stones’un "Paint it Black" parçasının orkestral versiyonu eşliğinde kasabaya baskın sahnesi diziyi hareketlendirir. Hector Escaton ve çetesine verilen rol dağlarda barınan kanlı katiller olmaktır. Adalet falan kimsenin umurunda değildir bu oyunda. Senaryonun hakkının verilmesi gizli ama birinci önceliktir. Ölmesi gerekenler ölecek, yerine yenileri geçecek, eğlence parkı, sahiplerine ve misafirlerine hizmet etmeye devam edecektir. 

Hector Escaton: “Problem with righteous, they cant shoot shit”
Armistice:  “Making a hell of a racket though”

Hector ve adamlarını öldürüp sırıtarak fotoğrafçılara poz veren salak, aslında onun bunun planında figüranlık yaparken etrafa kahramanlık pozları verip destan yazdığını sanan zavallılarla ne kadar benzer. Tüm olan biten; aslanı kediye boğduran, ayrıcalıklı olana şerifin silahının işlemediği, ölenlere uydurma payelerin verildiği bir oyunun alegorisini andırır.







 




Yönetim bilerek senaryoda erkene aldığı katliam sayesinde kontrolden geçirmek istediği androidleri toplatmış olur. Dolores’lerin evinde arama yapılır, dışarıya ait fotoğraf bulunur ve hemen yok edilir. Hayatlarımızın aslında başkalarının yazdığı bir rol olduğunu fark ettirecek objelerin/olayların suç delili gibi ortadan kaldırılmasına az mı rastlanır? Hatta bazen kendimiz yaparız bunu. Görmezden geliriz. Hayalet muamelesi yaparız. İçimizde fısıldayan sesleri bastırmak için dışarının sesini sonuna kadar açar insanların çoğu.





Dolores’in babası dışında androidler normal çıkar. Baba Peter Abernathy içine tıkıldığı döngüyü kırmıştır. Ford’un muayenesinde Shakespeare’in King Lear oyunundan bir alıntıyla cevap verir:

Peter Abernathy: “When we are born, we cry, we come to this great stage of fools.”

King Lear oyun boyunca insanın riyakarlığından ve zalimliğinden bahseden bir karakterdir. Babanın eski senaryolarda verilen tüm rollerin ve defalarca yaşadıkları kötülüklerin kayıtlarına ulaşabildiği, yani geçmişini hatırlayabildiği, hatta olayları birbirine bağlayabildiği ortaya çıkar. Tesadüfen bu aralar okuduğum “Madness: A Brief History” kitabında altını çizdiğim şu cümleyi de burada paylaşmak bu sözü daha da anlamlı kılabilir: “King Lear, whose self-alienation led at last, via madness, to self-knowledge”.  Tam uyuyor bence.  

Bernard: “This behavior, we are miles beyond a glitch here.”

Peter’ın sergilediği bir anomali ya da evrim sıçraması falan değil, düpedüz yapay zeka devriminin ta kendisidir.

Modeli sorulduğunda “A rose is a rose is a rose” diyerek Gertrude Stein’ın “Sacred Emily” şiirini alıntılar bu sefer. Şiirdeki bu ifade gülün, üstüne yüklenen yığınla anlamdan soyunup sadece bir gül olmasını ifade ederken, Peter Abernathy’nin çıplak muayene sırasında söylediği bu söz, yüklenen anlamlardan ve rollerden soyunup sadece kendi benliğinden ibaret olmanın ifadesi olarak anlaşılabilir.  





Cevaplar Ford’un iyice ilgisini çeker.

Ford: “What is ur itinerary”
Peter: “To meet my maker”
Ford: “And what do u want to say to ur maker?”
Peter: “By most mechanical and dirty hand…I shall have such revenges on u..! both…The things I will do…What they are…yet I know not…but they will be the terrors of the earth..! U dont know where u are, dont you? U re in a prison of ur own sins!!!”

Bu çarpıcı sahnede bir çocuğun yıllarca işkence gördüğü babasına başkaldırışı da var, Spartaküs’ün karısını arkadaşlarını alçakça katletmiş Batiatus’la karşı karşıya geldiğinde yüzünde okunan isyan ve adalete susamışlık da var, oğlunu pisi pisine öldürttükten sonra pişkin pişkin alem yapan politikacıların yüzüne tüküren bir annenin öfkesi de var, insanlar bin türlü eziyet çekerken her şeyi bildiğini ve her şeye kadir olduğunu iddia eden ama kılını kıpırdatmayan bir sadist Tanrı’ya başkaldırı da var. Çok daha fazlası var inanın. Kilit sahnelerden birisi.




Peter Abernathy’ye 10 yıldır aile babası, ondan önce Şerif, daha önce ise profesör rolü verilmiştir. Çölde yaşayan ve yamyama dönüşen bir tarikatın liderini de oynamıştır. Shakespeare, Gertrude Stein alıntıları yapmayı bu yüzden sever. İmkansız olarak bakılsa da dış dünyaya ait fotoğrafı bulmasıyla yeni eklenen “reveries” programı birleşince, önceki karakterlerinin verilerine ulaşmayı başarmıştır. Bir yabancılığa tutunarak, unutturulmuş yakınlıklara yolculuk.

Bernard: “His words were fragments of prior builds. The reveries must be allowing him to access them. ”
Ford: “No cause for alarm Bernard. Simply our old work coming back to haunt us.”

Dolores’e babasının kulağına ne fısıldadığı sorulur:

 “These violent delights have violent ends” (Romeo ve Juliet’ten)

Diğer bir deyişle, “Rüzgar eken fırtına biçer”.



Senaryodan sapan iki android (baba Peter Abernathy ve katil Walter) bir tür hapishane ya da mezarlık olan android deposuna kaldırılır. Suçları ortaktır, istenen rolleri oynamayan, kendine çalışmaya başlayan ıskartaya alınır.   

Bölümün başında sinek göz bebeğine konmasına rağmen tepki vermeyen Dolores son sahnede bırak gözünde gezmesini, sadece boynuna konan sineği pat diye öldürür. Belki de "kendisi için yaptığı" ilk eylemdir. Benlik algısı, metabilincin varlığı seyirciye göz kırpar. Bölüm anlamlı bir Johnny Cash şarkısıyla sonlanır: “Aint No Grave”

“Hiçbir mezar tutamaz beni
Ayaklanacağım duyduğumda o sesi
Yeter ki ulaşsın çağrısı bana
Tutamaz hiçbir mezar beni daha fazla”

There ain't no grave can hold my body down
There ain't no grave can hold my body down
When I hear that trumpet sound I'm gonna rise right out of the ground
Ain't no grave can hold my body down



                                           Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...