8 Şubat 2018 Perşembe

Trapped (Ofaert) Televizyon Dizisi (İzlanda)


TRAPPED
Bir İzlanda Polisiyesi (İskandinav Noir)
17 Ocak 2018 tarihli Guardian International gazetesinde bir haber çıktı. İsveçli kadın gazeteci Kim Wall’un kolları, bacakları ve kafası kesilmiş, ayrıca defalarca bıçaklanmış cesedi Danimarka açıklarında bulunmuştu. Kriminolojiye ilgim olduğu için alıp dosyaladım. Kim Wall yaklaşık 10 gündür kayıp olarak aranıyordu. Araştırmalar derinleşince şüpheler en son röportaj yapmak için gittiği şahıs üzerinde yoğunlaştı: Peter Madsen. Madsen, kendi yaptığı teknolojik aletlerle sanat gösterileri yapan bir teknoartistti. Son zamanlarda inşa ettiği denizaltıyla gündemdeydi. Madsen sorgulamada, denizaltısı Nautilus’a gelen gazetecinin uzuvlarını kestiğini itiraf etti.

İşte Trapped dizisi de bu hadiseden önce çekilmiş olmasına karşın çok benzer bir olayla açılıyor. Küçük bir İzlanda kasabasının limanına bir yolcu gemisinin birkaç günlüğüne gelmesinin ardından balıkçılar kolları, bacakları ve kafası kesilmiş ve defalarca bıçaklanmış bir ceset bulur. Kasabanın polis şefi Andri Olaffson (Olafur Darri Olafsson) iki yardımcısıyla birlikte olayı araştırmaya başlar ve soruşturma bitene kadar geminin ayrılmasına izin vermez. Tam bu olayın üzerine korkunç bir fırtına kasabayı vurur ve dışarıdan yardım gelmesi imkansız hale gelir. Olayın üzerine gidildikçe aslında kasabalarının sandıkları gibi mutlu mesut bir yer olmadığı ortaya çıkmaya başlar.     


Toplamda 10 bölüm. Atmosferin ön plana çıktığı bir polisiye dizi diyebiliriz. Baş karakter Andri Olaffson hiçbir süper gücü olmayan, aşırı bir beceri sergilemeyen, özel yaşamı problemli, geçmişi sıkıntılı, sıradan diyebileceğimiz bir polis. Diyeceksiniz ki bu tarz dedektiflerin hikayelerini bilhassa İskandinav polisiyelerinde sık izliyoruz. Doğru, ama bu dizinin bir araya gelince özgün bir iş olmasını sağlayan güçlü özellikleri var. Bir kere Olafur Darri Olafsson klasik anlamda yakışıklı olmasa da benzer rollerdeki pek çok aktörden daha karizmatik. Standart bir yakışıklılığı falan yok. Götlü göbekli bir herif ama havası var. Adam sahneleri sadece cüssesiyle değil, karizmasıyla da dolduruyor. Hani fotojenik derler ya, herif resmen ekranojenik :)


Baltasar Kormakur (Dir)
I Hunt Man diye daha önce çektiği bir dizisini daha seyrettim. Yine polis rolündeydi ama orada annesiyle yaşayan sosyal bir kişiliği canlandırıyordu. Dağınık ve pek kimseyi takmayan cool bir dedektif portresi çiziyordu. Trapped’deki kadar olmasa da yine ekran pırıltısı belliydi. Burada ise depresif, az konuşan bir karakteri canlandırmış. Kasabanın problemleri yetmezmiş gibi bir de düşüncesiz karısı Agnes (Nina Dögg Filipusdottir) ile uğraşıyor. Kadın güzel, ona lafım yok ama bunlar boşanma arifesindeler, karı çocukları almak için gelirken yeni sevgilisini getirmiş. Şuna bak sen! Nedir bu kadınlardan çektiğimiz yahu. Yırtmışım böyle modernliği. Neyse Andri kazığını atıyor yeni kocaya, biz konuya dönelim, kontrolden çıkmayalım :) Başroldeki Andri karakterinin sempatiklikten ziyade kısıtlı imkanları ve yetenekleriyle doğru bildiğini yapmaya çalışan ama bunu isyankar polis klişelerine savrulmadan yansıtabilen bir gerçekçiliği olduğunu söyleyebilirim. Ne uçan tekme atabiliyor, ne bilgisayar kurdu ne de başka bir uzmanlığı var. Fakat tüm sadeliğine karşın çekici de olabilen özgün bir kişilik. Tüm sorunlara karşın işini iyi yapmaya çalışıyor. Burası önemli.  

Andri Olafsson’un Hinrika (Ilmur Kristyansdottir) adında bir kadın ve Asgeir (Ingvar Eggert Sigurdson) isminde bir erkek yardımcısı var. Kasabanın tüm polis gücü bu kadar. Hem Hinrika hem de Asgeir alışıldık polis karakterlerinden çok farklı değil. Sıradan görünümlü davranışlara ve görüntülere sahipler. Dizinin başarısı burada zaten. Yalın karakterler ve çok da özgün olmayan bir hikaye atmosferin de etkisiyle ilginizi çekmeyi başarıyor ve sıkmıyor. Böyle olunca gerçekçilik tavan yapıyor. Atmosferin de güçlü etkisiyle sadeliği sıkıcılığa dönüştürmeden seyir zevki veren bir başarı vücuda geliyor. Yoksa dizinin öyle hızlı bir temposu, çok ilginç bir konusu, ya da çarpıcı sahneleri yok.

Andri Olafsson

Hinrika'yı sevdim, iyi kadın

Kalleş Agnes!
Yönetmen artık ismini duymaya başladığımız Baltasar Kormakur. Başroldeki Olafur için şunları söylüyor:

       “I didn’t want to go with a typical leading man, although I got pressure to. Ólafur Darri was                   always my first choice. He has become something of a Gérard Depardieu figure in Iceland. 
         Women here swoon over him, believe it or not.”

Tolkien, Gondor diyarını hayal ederken İzlanda gezisinin ona çok faydalı olduğunu söyler. Haklıdır. Başka dünyadan görüntüler sunan İzlanda’nın volkanları, buzulları, kar fırtınaları ve çorak manzaraları insanı farklı gezegenlere götürür. Zaten Alien filminin farklı bir gezegende geçen sahnelerinin burada çekilmesi de rastlantı değildir. İzlanda’da çekilen bu dizinin de en güçlü yanlarından biri atmosfer. Carpenter’ın The Thing filmindekine benzer olağanüstü bir kar fırtınasının merkezindeki kasabada her dış çekim daha fazla seyretmek istenen görüntüleri barındırıyor. Bir bilimkurgu atmosferinde polisiye izliyorsunuz. Diziyi seyrederken üşüdüğümü hissettim, o derece etkileyici bir çevre efekti yaratılmış. Dizinin isminde de kullanılmış olan kapana kısılma, çıkış yolu bulamama duygusunun aktarılmasında kar fırtınası başrolde. Anlayacağınız görsellik ciddi bir artı unsur. Kar fırtınası sadece bir fon olarak değil olayların içindeki bir karakter olarak dizi boyunca seyirciye eşlik eden vazgeçilmez bir faktör. Bu karlar altındaki gergin ortam yine sevdiğim bir film olan çizgiroman uyarlaması "30 Days of Night" filmini hatırlatıp durdu seyrederken. Final sahnesi dışında nefis filmdi bence. 


Asgeir




İzninizle İzlanda bana başka şeyler de hatırlatıyor. Mesela interneti halkına ücretsiz hale getiren bir devlet anlayışı aklıma geliyor. Ne mutlu onlara. Türkiye ise çıkar ortaklarına kendi insanını  soyduran tipsizleri anımsatıyor. Çok kalitesiz bir internetin, rezil bir satış-sonrası hizmetle fahiş fiyata satıldığı ülkemi düşündürüyor. Kimin halkı için çalıştığına siz karar verin artık. Laf İzlanda'dan açılmışken bu haklı eleştirimi de yazının sonuna sokuşturmuş olayım. Bir daha ne zaman İzlanda konusu açılır bilmem. 

Diziye dönersek, ben çok sevdim. İzlanda’da ve dünyada da çok beğenildi. Dahası ikinci sezonu çekiliyor bildiğim kadarıyla. Zaten sonunda sinyallerini veriyordu bana sorarsanız, Çin sermayesiyle ilgili bir konu olacak herhalde. Kesin seyredeceğim. Konu ilginizi çektiyse tavsiye ederim efenim.

Son olarak dizide geçen bir diyaloğu buraya almalıyım, ortamında çok etkileyiciydi:

Agnes: “Something evil blew in with the big storm.”
Andri: “I think it was already here…”

Bazen yeni olduğunu düşündüğümüz kötülüklerin kökeni çoook eskilerde olabiliyor. 
Öyle değil mi Türkiye? 








































Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...