3 Mart 2026 Salı

YAZI | Bin Ben Var Benden İçeri


Yabancı olmak, senden her şeyi bekleyebildikleri bir seçim özgürlüğü sağlıyor. 

Her ilişki ve ilişkiler yumağı kaçınılmaz olarak zamanla psikolojik ve belleksel bir birikim ve yapılaşma yaratıyor. Hem içeride hem dışarıda. Tortular birikiyor. Bilindiklik, beklentileri doğuruyor, besliyor. 

Oysa hakkında fikir oluşmamış ortamlarda daha önce sergilediğin davranış silsilesini bozmaktan çekinmeden hareket edebiliyorsun. Sıfır beklenti. Sıfır ön izlenim. İlk kararınla ya da verdiğin intibayla bozulmaya başlayacak olsa da bir yeniden başlama hali özlediğim. Tanışıklık arttıkça hakkındaki öngörüler artıyor ve bu da sende hayal kırıklığı yaratma ya da önceki davranışlarına aykırı olmama tedirginliği yaratıyor. Davranış geçmişin gelecek davranışlarını çaktırmadan dikte etmeye başlıyor acımasızca. Bazen farkına bile varmıyorsun. Kişiliğinin akıcılığı ve kıvraklığı azalıyor. Taşlaşıyorsun aslında yavaş yavaş. Bir kişiliğin, bir dizi davranış paterninin resmi temsilcisi gibi görülmeye başlanıyorsun. Manevra kabiliyetin elinden alınıyor bu şekilde. Çeşitlilik kategorilere sıkıştırılarak budanıyor aslında. Seçim yelpazen gittikçe daralıyor. Seçenekler gittikçe sınırlanıyorlar. Karton karakterlere dönüşüyorsun başkalarının öngördüğün beklentileriyle şekillendirdiği. 

Belli şartlarda yarattığın bir karakterin sınırları içine hapsoluyorsun gittikçe. Oysa şartlar sürekli değişiyor. Bilinç gürül gürül akıyor. Hayat hiçbir şeyi umursamıyor. Ama sen, farklı yörüngeleri özlerken takılıp kalıyorsun seçimlerinin geçmişine. Ortaklaştıkça kıstırılmış, kısırlaştırılmış bir geleceğe.

Ortama bilgi girişi oldukça, insanlar senin tepkilerini öngörebildikleri ölçüde güvenilirlik indeksini yükseltiyorlar. Bazen şartlar değişiyor ve sen de değişmek istiyorsun ama ayıplanıyor. İhanetle, dengesizlikle ve güvenilmezlikle suçlanıyorsun. Sanki ömrü boyunca ilk yazdığı karakteri devam ettirmek zorunda kalmış bir yazar gibi hissediyorsun bu çemberin içinde. Kalabalığı yırtmadan kendine ve evrene doğru yolculuğunu sürdüremeyeceğini anladıkça kederleniyor insan. Sıkıntı basıyor durup dururken. Sebepsizmiş gibi görünüyor bu hoşnutsuzluk, oysa sınırların daralıyor toplumda her adımda. Daralıyorsun, daraltıyorlar., darlıyorlar normal sayılanla. Hissediyorsun bu kalleş güvenilirlik indeksinin tuzaklaştığını. Kendine uzaklaştırıldığını.
 
Çaresiz, yola vuruyorsun kendini. benliğini benler içinde gezerek kuruyorsun, çürütülmüş benlerini kusuyorsun. Başka benler cennetleşiyor gözünde. Bir benden diğerine konaklıyorsun. Yapıyorsun bozuyorsun. Kuruyorsun yıkıyorsun. Kırmaktan korkmuyorsun. Şafakla birlikte yalnızlık doğuyor günlerine. Yalnızlık yeni benlere yer açıyor hasretle. Ben istasyonlarında gezip durmaya başlıyorsun bıkıp usanmadan. Toplum delilikle damgalıyor, sen aklın yasaklanan topraklarında keşiflere çıkıyorsun. 

Bilinmezliğe kaçarak yabancıların şüphelerinde yeni bir ben yaratıyorsun. Her gece kardan adam yapıp gündüz eriyişini seyrederek yaşıyorsun. Benden bene kaçarak hedef şaşırtırken zenginleşiyorsun. Benden bene koşarak onları, kendini yeniliyorsun. Benlerinle bendelikten kurtuluyorsun. Benlerinin sayısını arttırarak bensizleşiyorsun. Beklenmiyorsun. Benleşmiyorsun. Benzemiyorsun. 

Benliğine benlerle sahip çıkıyorsun. 

Not
"Bana beni gerek beni" şiiri bu yazı üzerinde çalışırken aklıma geliverdi.

1 Mart 2026 Pazar

ŞİİR | "Bana Beni Gerek Beni"


Bin ben var olmadan benden içeri
Bir ben bile yaşayamaz, sizlerle çevrili

Bir varmış bir yokmuş ile başlar yolculuklar
Yabancılaştıkça kanatlar daha da hızlı çarpar

Savrulmuş küller gibi öldükçe çoğalmak
Sığırcık kuşlarında saklı
Evrenin ahengine karışmak

Bin ben var olmadan benden içeri
Bir ben bile yaşayamaz, yıkıp geçmeden sizleri
Gör Bak, bendelerle kaplı etraf
kendinden geçmiş herkes
Bu kadar kolay...ne kadar tuhaf

Bekleşirken biz bize sakin ve rehin
Failimiz hep aynı, cehaletin ve geleneğin
Ağlaşırken bize kurban onca yetim
Gelecektir elbet
Sana vaad ettiği günler genetiğin

Bin ben var olmadan benden içeri
Bir ben bile yaşayamaz, sizlerle çevrili

Sorma sakın o benlerden hangisiyim
Hancı benim yolcu benim 
Beni benden alanın
Bir zevalsiz elçisiyim  

Bin benlik bir çiledir bu düğüm düğüm 
Çözüldükçe her ben, yeni bir doğum günüm

Bin ben var etmeden benden içeri
Bir ben bile erişemez sizlerden ileri
Aklım kaçırsın eylesin deli
yeter ki benzetmesin sizlere beni

---Yunus Emre'ye saygıyla---

Yazan: L. Kızıltoprak




Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

21 Şubat 2026 Cumartesi

İstanbul Şiirleri | "Şeyhrengiz"


ŞE(Y)HRENGİZ

İstanbul’un her yanı deniz
ve bu kocamış kentin  
karalara boğulması...
Ne kadar da şeyhrengiz..!

Yazan: L.Kızıltoprak

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

10 Şubat 2026 Salı

Türkçe | Dilde Osmanlıcılık


Türkçe'yle ilgileniyorsanız denk geliyorsunuzdur. Dilimizi sevelim, koruyalım diyenlerin büyük çoğunluğu yeni öneriler getirmiyor. Sürekli Osmanlıca denilen Arapça ve Farsça özentisi bir yapay dilden kelimeler sokuşturmaya çalışıyorlar. O dilin çok zengin olduğunu göstermek için, kendi zamanının bile tüm fikir dünyasından kopuk, aynı şeyleri tekrarlayıp duran uyduruk beyitleri okuyorlar, mest olmuş bir edayla.

Bunların çoğu Türkçe öğretmeni, Türkolog, edebiyatçı, tarihçi ya da dini ilimler tayfasından, başka dillere hakim değiller. İnsanın, hele de bir alanda uzmanlaşmış insanın, en büyük körlüklerinden biri çözümü kendi bildiği alanla sınırlamasıdır. Sırtım ağrıyor diye hastaneye gitseniz, ortopedisyen ayrı, pratisyen ayrı, endokrinolog ayrı, göğüs hastalıkları uzmanı apayrı olasılıklar sıralar, analizler tedaviler önerir. Bu saydığım Türkçeciler de Türkçe'yi korumak ve geliştirmek deyince neredeyse bir refleks olarak Osmanlıca'yı öneriyorlar tedavi olarak. Büyük oranda yaptıkları bu. Araya birkaç tane farklı öneri sıkıştırmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Gayet açık. Okuyoruz, dinliyoruz pek çok mecrada. 

Sanki Osmanlıca kelimelerin hepsini dilimize salsak, tıpkı önüne geleni ülkeye aldığımız gibi, dilin sorunları çözülecek. Türkçemiz kalkınacak. Böyle bir yaklaşım Türkçe'nin ne akut ne kronik hiçbir sorununa çare olamaz. Siyasi atmosferin ve halkın cehaletinin etkisiyle bu tiplere "Türkçe Dostu" gibi payeler verilse de, Türkçe can çekişmeye devam ediyor. Belli bir alandaki terminolojiyi bırak, en basit gündelik kelimelere bile karşılık üretemiyoruz. Zamanımızı anlayıp anlatacak bir dil olmaktan uzaklaşıyoruz, bu da yabancılaşma getiriyor. 

Başta söyledim. Türkçe bu tiplere terk edilemez. Ünvanları ya da mevkileri ne olursa olsun Türkçe'nin sağlıklı gelişimi için bu küflü kültürel külüstürlük dışlanmalıdır. Bu konuyla ilgili örnekleri başka paylaşımlarda ayrı başlıklar altında vereceğim, devam edeceğim yani. Burada amacım yanlış bir yaklaşımı en sade ve net haliyle kısaca ortaya koymak. Ayrıntısı zamanla gelecek.

Osmanlıca'dan aynen ya da değiştirerek alacağımız kelimeler de olacaktır elbette, tıpkı Osmanlı öncesinden, ön ya da ilk Türkçe'den (proto Türkçe) olduğu gibi. Fakat bunların yaptığı, çözümü Osmanlıca'ya sıkıştırmak. Dikkat edin verdikleri örneklere, önerilere. Ezici çoğunluğu Arapça, Farsça kökenli. Osmanlıca. Böyle olmaz. İngilizce özentiliğine karşı çıkarken beş beterini yapan Osmanlıca'yı övüp göklere çıkartmaları gülünç. O zaman hata yapılmış diyerek yarım ağızla Osmanlıca'nın gülünçlüğünü kabul ederken, şimdi de aynı hatayı yapmayalım diyorlar sıkıştırınca ama önerdikleri çözüm daha beteri. Yeni bir hata yapmamak için çözüm olarak sundukları eski hatayı tekrarlamak..!  Bilim ve teknoloji çağında Osmanlıca'ya sığınmak, kıtalararası nükleer başlıklı balistik füzelere karşı Osmanlı topunu övüp göklere çıkartmaktan farksız. İlle de bir dilden kelimeler alınacaksa, o zaman İngilizce'den alalım diyesi geliyor insanın bu aptallık karşısında, hiç değilse çağın dili, içerdiği kelime ve kavram sayısı da ortada.

Dolayısıyla bir dile katkı yapmanın en ideal yolu, benim de tercihim, hiçbir dile saplanıp kalmadan her olguya farklı yaklaşmaktır. Gerekirse Türkçe'nin farklı gelişim evrelerinden, gerekirse akraba Türkçelerden, gerekirse hiç komplekse kapılmadan yabancı dillerden almak. Ama en önemlisi de yeni kelimeler üretmek. Çağının düşüncelerini en doğru şekilde karşılayabilecek kelimeler. Dilin korunmasının anahtarı budur bence. Yeni kelimeler türetebilmek. Anlamlı, gerekli, düşünce dünyamıza yeni açılımlar getirebilen, yaşamı algılayışımızı ileri götüren kelimeler kavramlar. Bir dilin canlılığının en hayati göstergesidir yeni kelimeler. Bir dile verilebilecek en değerli hediye, gelişimine sunulabilecek en eşsiz katkıdır yeni kelimeler türetmek.

Yaratıcı Türkçe, değil mi. Dilde yaratıcılık. Halis yazarlar dillerinin var olan kelime çeşitliliğini kolay okunur şekilde sergilerken, yeni kavramlar da nakleder, hatta daha da iyisi icat eder. Gerektiği yerde kuralları esnetir, dilin canlılığını öldürecek katılıkları yumuşatır. Eski köye yeni adet getirmekle kalmaz, kentliliğin temellerini atar, geleceğe taşır adeta cümleleriyle.   

Bu Osmanlıcı dilciler kendi alanlarında ezberledikleri bilgilerle yetersiz kalıyor. Çoğunun aslında dile yeteneği yok, sadece ezberlerini tekrarlayarak dilcilik yapıyorlar, Türkçecilik oynuyorlar, kuralları dili kısıtlayacak şekilde yanlış uyguluyorlar. Dillerinde hep aynı gizli nakarat, aynı terane. Osmanlıca pek şahane. 

Oysa Türkçe'yi yükseltenler onu yeni kelimelerle zenginleştirenlerdir. Hele bir de Türkçe'ye yeni "kavramlar" katan evlatlarındansanız, kimsenin alkışına gerek duymazsınız. Onunla düşünüp konuşmak, hatta yazmak, size yeter de artar bile. 


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...