3 Mart 2026 Salı
YAZI | Bin Ben Var Benden İçeri
10 Şubat 2026 Salı
Türkçe | Dilde Osmanlıcılık

Bunların çoğu Türkçe öğretmeni, Türkolog, edebiyatçı, tarihçi ya da dini ilimler tayfasından, başka dillere hakim değiller. İnsanın, hele de bir alanda uzmanlaşmış insanın, en büyük körlüklerinden biri çözümü kendi bildiği alanla sınırlamasıdır. Sırtım ağrıyor diye hastaneye gitseniz, ortopedisyen ayrı, pratisyen ayrı, endokrinolog ayrı, göğüs hastalıkları uzmanı apayrı olasılıklar sıralar, analizler tedaviler önerir. Bu saydığım Türkçeciler de Türkçe'yi korumak ve geliştirmek deyince neredeyse bir refleks olarak Osmanlıca'yı öneriyorlar tedavi olarak. Büyük oranda yaptıkları bu. Araya birkaç tane farklı öneri sıkıştırmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Gayet açık. Okuyoruz, dinliyoruz pek çok mecrada.
Sanki Osmanlıca kelimelerin hepsini dilimize salsak, tıpkı önüne geleni ülkeye aldığımız gibi, dilin sorunları çözülecek. Türkçemiz kalkınacak. Böyle bir yaklaşım Türkçe'nin ne akut ne kronik hiçbir sorununa çare olamaz. Siyasi atmosferin ve halkın cehaletinin etkisiyle bu tiplere "Türkçe Dostu" gibi payeler verilse de, Türkçe can çekişmeye devam ediyor. Belli bir alandaki terminolojiyi bırak, en basit gündelik kelimelere bile karşılık üretemiyoruz. Zamanımızı anlayıp anlatacak bir dil olmaktan uzaklaşıyoruz, bu da yabancılaşma getiriyor.
Başta söyledim. Türkçe bu tiplere terk edilemez. Ünvanları ya da mevkileri ne olursa olsun Türkçe'nin sağlıklı gelişimi için bu küflü kültürel külüstürlük dışlanmalıdır. Bu konuyla ilgili örnekleri başka paylaşımlarda ayrı başlıklar altında vereceğim, devam edeceğim yani. Burada amacım yanlış bir yaklaşımı en sade ve net haliyle kısaca ortaya koymak. Ayrıntısı zamanla gelecek.
Osmanlıca'dan aynen ya da değiştirerek alacağımız kelimeler de olacaktır elbette, tıpkı Osmanlı öncesinden, ön ya da ilk Türkçe'den (proto Türkçe) olduğu gibi. Fakat bunların yaptığı, çözümü Osmanlıca'ya sıkıştırmak. Dikkat edin verdikleri örneklere, önerilere. Ezici çoğunluğu Arapça, Farsça kökenli. Osmanlıca. Böyle olmaz. İngilizce özentiliğine karşı çıkarken beş beterini yapan Osmanlıca'yı övüp göklere çıkartmaları gülünç. O zaman hata yapılmış diyerek yarım ağızla Osmanlıca'nın gülünçlüğünü kabul ederken, şimdi de aynı hatayı yapmayalım diyorlar sıkıştırınca ama önerdikleri çözüm daha beteri. Yeni bir hata yapmamak için çözüm olarak sundukları eski hatayı tekrarlamak..! Bilim ve teknoloji çağında Osmanlıca'ya sığınmak, kıtalararası nükleer başlıklı balistik füzelere karşı Osmanlı topunu övüp göklere çıkartmaktan farksız. İlle de bir dilden kelimeler alınacaksa, o zaman İngilizce'den alalım diyesi geliyor insanın bu aptallık karşısında, hiç değilse çağın dili, içerdiği kelime ve kavram sayısı da ortada.
Dolayısıyla bir dile katkı yapmanın en ideal yolu, benim de tercihim, hiçbir dile saplanıp kalmadan her olguya farklı yaklaşmaktır. Gerekirse Türkçe'nin farklı gelişim evrelerinden, gerekirse akraba Türkçelerden, gerekirse hiç komplekse kapılmadan yabancı dillerden almak. Ama en önemlisi de yeni kelimeler üretmek. Çağının düşüncelerini en doğru şekilde karşılayabilecek kelimeler. Dilin korunmasının anahtarı budur bence. Yeni kelimeler türetebilmek. Anlamlı, gerekli, düşünce dünyamıza yeni açılımlar getirebilen, yaşamı algılayışımızı ileri götüren kelimeler kavramlar. Bir dilin canlılığının en hayati göstergesidir yeni kelimeler. Bir dile verilebilecek en değerli hediye, gelişimine sunulabilecek en eşsiz katkıdır yeni kelimeler türetmek.
Bu Osmanlıcı dilciler kendi alanlarında ezberledikleri bilgilerle yetersiz kalıyor. Çoğunun aslında dile yeteneği yok, sadece ezberlerini tekrarlayarak dilcilik yapıyorlar, Türkçecilik oynuyorlar, kuralları dili kısıtlayacak şekilde yanlış uyguluyorlar. Dillerinde hep aynı gizli nakarat, aynı terane. Osmanlıca pek şahane.
Oysa Türkçe'yi yükseltenler onu yeni kelimelerle zenginleştirenlerdir. Hele bir de Türkçe'ye yeni "kavramlar" katan evlatlarındansanız, kimsenin alkışına gerek duymazsınız. Onunla düşünüp konuşmak, hatta yazmak, size yeter de artar bile.
2 Aralık 2025 Salı
Başkaları Adına Utanamamak
15 Kasım 2025 Cumartesi
Yakıp Yıkacaksan, YOK OL GİT..!
Ülkelere, milletlere gereğinden fazla kıymet veriyoruz, hatta kutsallaştırıyoruz. Aslında onlar da bulundukları topraklarda geçici birer hükümetten başka bir şey değiller. İnsanın küçücük ömrüne büyük gelen süreleri, sadece insanlığın tarihinde bile okyanustaki damlacıklar gibi.
Bazen devlet olmayı hak etmeyecek noktaya gelebilir milletler ve başka milletlerin buyruğu altına girerler bir anda. Sadece askeri bir başarısızlık değildir devletlerin yıkılma sebebi. Hele modern çağda. Basit bir ekonomik yetersizlik de değildir. İnsan olmanın, çağdaşlığın, medeniyetin gereklerini yerine getirememekle ilgilidir bazı halkların çöküşleri. Tarih bunların örnekleriyle dolu.
Ortalık ruh hastalarıyla dolup taşarken polislerin cinsel özgürlükten ya da çevreyi korumaktan yana barışçıl insanlara, savunmasız kadınlara gençlere şiddet uygulaması, tutuklaması caniliktir, barbarlıktır, Çöküş alametleridir. Adaleti ve yaşam hakkını savunan insanların suçlanması, itilip kakılması hatta hapse tıkılması, kahpeliktir, medeniyetsizliktir. Üç kuruşluk heriflere yönetici muamelesi yapılırken yetişmiş insanlarını düşman görmek sapkınlığın daniskasıdır. Ahlaksız ahlakçılıktır. Adaletsiz hukukçuluktur.
Devletim deyip de yüzlerce yıldır en temel adaleti bile sağlayamıyorsan defolup gideceksin, yıkılıp gideceksin. Gerekirse başka devlet başka halk başka cemiyet başka rejim denenecek. Ama sen yerle bir edileceksin. Sorumlu olduğun tarihi, doğayı, ağacı, hayvanı, gölü, ırmağı, insanı muhafaza edemiyorsan, yaşatamıyorsan, tam tersine binbir bahaneyle katlediyorsan, devlet olmaya da hakkın yoktur, millet olmaya da, yıkılıp gideceksin boşuna ağlama. Gizli işgalcisindir bulunduğun coğrafyada. Düşmansındır yaşadığın topraklara cana canana tüm canlılara. Boşuna saklanma vatan millet laflarının arkasına!
O toprak da o ağaçlar da o hayvanlar da senden daha yerli! Onlar hancı sen yolcusun. Toprağına, ağacına, hayvanına, suyuna iyi bakmayan bir millet, coğrafyasında halk değil ancak asalak olabilir. Bunları bıraktım, birbirine bile barbarca yaklaşan bir toplumu coğrafyasında barındırmazlar.
Toprak bile tiksinir, dağlar arka arkaya silkinir, denizler suratına tükürür, köpüklenir.
Mesul olduğun canları değil, o canların mesut olmasını hiç değil, çaputlarını tartışıyorsan çarpıştırıyorsan yüzyıllardır, ot kadar faydan yokken bir de ölçüsüz zararlara sebep oluyorsan, kendi keyfin dışında hiçbir şeyi umursamıyorsan, küçük çıkarlarından ibaret bir mahluk haline geldiysen, önce paryalaşacak sonra paramparça olacaksın. Zırlama. Dünya senin keyif çatma mekanın değil. Dünya seni taşımak zorunda değil. Bu dünya sana kul köle değil. iki çaputa üç tekerlemeye cennet dağıtılan bir yer hiç değil. Kene gibi yapışma, yakışmadığın coğrafyana.
Hoş yapışsan da
Paçavra gibi atılacağın günler yakında..!
10 Kasım 2025 Pazartesi
5G: Beşinci Nesil İletişim ve "Şerbetsiz" Türkçe
Bugünlerde pek sık gördüğümüz bir başlık. 5G’ye geçişimiz. Türkiye 5G'ye nihayet geçiyormuş! Ne demek bu? Kablosuz iletişim teknolojisinde 5. nesil teknolojiye geçtiğimiz anlamına geliyor. Yıl 2025.
5G daha hızlı ve pürüzsüz bir iletişim sağlıyormuş. Hakkı
verilirse tabii ki. Altyapı gerekleri yerine getirilirse. Kablosuz iletişim protokolünün son
kullanım versiyonu olan 5G kastediliyor. Fifth Generation yani beşinci neslin
kısaltması.
5G'ye geçiyoruz naralarıyla dünyayı fethetmeye devam ediyor
Türkiye. Siyasetçiler, memurlarımız yine bulmuşlar bir oyuncak, oynadıkları
oyunu pazarlıyorlar. Fantazilerden
fantazi beğen anlat böbürlen, değil mi.
TR’de dünyanın en pahalı ve en kalitesiz internet hizmetlerinden
birinin verildiğini defalarca deneyimlemiş biri olarak en azından uzun süre hakkı verilerek
yapılacağına inanmasam da konumuz bu değil zaten.
İşte tam da medyada 5G duyurularına programlarına boğulmuşken Youtube’da karşıma bir video çıktı. Bir reklam. Bir Baklava reklamı. Karaköy Güllüoğlu baklavalarının sahibi Nadir Güllü baklava konusunda artık kurumlaşmış bir firma olduklarının altını çiziyor. Ne ilgisi var şimdi diyeceksiniz. Karaköy Güllüoğlu Baklavalarının beşinci nesli olduğunu söylüyor reklamda. Ben bunu duyunca anında bir şimşek çaktı ve kablosuz iletişimdeki “Beşinci Nesil” cazgırlığıyla adamın beşinci nesil baklavacılığı ilişkilendi kafamda.
Mesele şu: TR gibi bir yerde beş nesil bir dükkanı, bir ustalığı ayakta tutmak önemli bir başarı. Fakat esas dikkatimi çeken adamın Türkçesi oldu. Nasıl çirkin nasıl kırsal bir Türkçe. Kaba saba bir kelime yığını gibi. Sesin güzel olmaz, anlarım. Yurtdışında uzun yıllar yaşamışsındır, Türkçenin bozulmasını da anlarım. Farklı bir kentin ürünüdür, yerel ağzı kullanırsın tercih edersin, bu bile anlaşılabilir. Gazianteplilermiş zaten, Gaziantep Güllüoğlu baklavası dersin ona da tamam.Ama hem Karaköy baklavası, baklavacısı diyeceksin, bunun
altını özellikle çizeceksin, yani markanda İstanbul’u kullanacaksın, hem de
böyle kaba saba bir Türkçe konuşacaksın. Olmaz. Adamı dinlerken Türkçenin canının acıtıldığını hissettim, Türkçeye üzüldüm resmen. Sen ne biçim İstanbullusun! Değilsen niye Karaköy'ün yani İstanbul'un adını kullanıyorsun, istismar ediyorsun markanda?
Konuşurken mangalda kül bırakmıyor, beş nesildir devam
ediyoruz, Osmanlıyız, İstanbul'dayız, Karaköy Güllüoğlu diye övünüyor,
Türkçesinin İstanbul Türkçesi'yle alakası yok. Beş nesildir İstanbul Türkçesi öğrenemediniz
mi? Hadi öğrenemediniz, çıkıp marifetmiş gibi bu kaba saba Türkçeyi sergilemekten
niye utanmıyorsun? Ben yabancı bir kelimeyi bile yanlış telaffuz ettiğimi
anladığımda utanç hissediyorum hala. Düzeltmeye çalışıyorum. Sen böyle Türkçe
konuşurken niye utanmıyorsun?
Karaköy Güllüoğlu diyorsun, beşinci nesil diyorsun, konuştuğun Türkçe bu! 150 yıldır sıradan, ortalama bir Türkçe öğrenemediniz mi?
Yemeye içmeye milletçe bayılıyoruz, ballandıra ballandıra
övünüyoruz. Baklava bizimdir bizim kalacak diyoruz ama Türkçe kimsenin umurunda
değil. Türkçeye yapılan eziyetleri kimse fark etmiyor bile. Umursamıyor. Niye
kimse bunu konuşmuyor, eleştirmiyor? Baklavadan önce Türkçeye sahip çıkılması
gerekmez mi? Zaten o bilinçte olduğunda iğneden ipliğe her şeyine sahip
çıkarsın. Diline sahip çıkan yemeğine, teknolojisine, toprağına, kentine, hukukuna, doğasına da
sahip çıkıyor zaten.
Bu arada ortalama bir Türkçeden, sıradan bir İstanbul
Türkçesinden bahsediyorum, özel bir ustalıktan değil. Çok mu istediğimiz? O bile yok!
Beşinci nesilmiş.
İşte bizim beşinci neslimiz.
Ham Türkçesiyle gurur duyar gibi konuşup duranların, düzeltmeyenlerin alkışlandığı bir ülkeyiz. İstanbul Türkçesini konuşmamayı marifet sanan şark kafası.
Beşinci neslinde bile anadilini iyi konuşamayanların, 5G
teknolojisini küfrettikleri halklardan ithal etmek zorunda olmaları
şaşırtıcı değil. Yerli milli diyorsanız önce doğru düzgün Türkçe konuşacaksınız. Hele de İstanbul'u kullanıyorsanız. Dilini bile kullanamayanlar mı teknoloji üretecek!
Harika bir usta olabilirsin, bilemem, konu bu değil, ama Türkçe bu olmamalıydı beşinci nesilde, İstanbul'da. Kusura bakma. Ya İstanbul'u markanda kullanma ya da İstanbul Türkçesi konuş. Olmuyorsa marka yüzü olma hatasına düşme bari. Diline asgari özeni, saygıyı göstermeli insan. Hele de insanlara hitap ediyorsanız. Topluluklara konuşuyorsanız. Hata yapılır, hepimiz yapıyoruz ama böyle çiğ bir Türkçe konuşulmaz. İster baklavacı ol ister ayakkabıcı ister mühendis ister doktor. Bu "şerbetsiz" Türkçeyi" dinlemek zorunda değiliz.
Osmanlı deyip duruyorsun, Vatan diyorsun bayrak diyorsun, hepsinin
temeli olan Türkçenin canına okuyorsun. Türkçeden daha yerli ve milli değerimiz mi var? Ayıp değil
mi? Kaç yaşında adamsın!
Güzel bir Türkçenin konuşulduğu yeni nesiller yetiştirdiğimizde teknolojinin çoğunu da dışarıdan almak zorunda kalmayacağımızı umarım hiç değilse 21. yüzyılda anlarız. Böyle yerli ve milli lafını ağzından düşürmeyip Türkçeyi bile doğru düzgün konuşamayanlara da tepki gösterelim. Hoş görmeyelim şunları artık, hor görelim!
Son söz
Lezzet, yemek önemli tabii ki, çok ilgim olmasa da o da bir kültürdür, bir ustalıktır, zanaattır, değerdir.
Ama dilin tadını kaçırdınız mı,
bende ağız tadı da kalmıyor.
18 Ekim 2025 Cumartesi
Empatik Portakal
2 Ekim 2025 Perşembe
Yeni "Memleketim"
30 Eylül 2025 Salı
İhtişamla İtibar Olmaz
24 Eylül 2025 Çarşamba
Gazze 2025: İslam İçin Sonun Başlangıcı
Gazze'de 2025'te olanları izliyorsunuz. Ayakta bina bırakılmadı. On binlerce ölü. Açlık ve gözyaşı. Zalimce bir saldırı. Bir yıkıntılar yığını. Taş üstünde taş bırakılmamış bir katliam alanı. Tabii bu yıkımın sadece binalar üzerindeki etkisi. En görünür hali. Silkelenip, sindirilip, silinip gönderilen bir halk var işin özünde. Hatalarından bağımsız olarak zulme uğrayan bir halk.
Siz bölgesel bir trajedi olarak bakabilirsiniz. Ama İslamiyet'in gözler önünde canlı yayınlar eşliğinde çöküşü bu aslında. Tam olarak öyle. Her zaman olduğu gibi yanlış okuyorsunuz olan biteni. Müslümanların asla saygı duymadıkları ama işlerine geldiği için dillerinden düşürmedikleri insan haklarına, demokrasiye ve hukuka Batı da uymadığında ne kadar aciz kaldıklarının net resmidir Gazze 2025. Bitik bir kültürün yitik insanlarının içler acısı manzarasıdır. Geleceğin fragmanıdır.
Kalleş İsrail! Kahrolası Yahudiler! diye sloganlar atmak en
kolayı TR'de. Müslümanların alıştırıldığı da bu. Ben farklı düşünüyorum, evet Yahudi hükümet suçlu, halk da bu suça
dolaylı yoldan ortak ama Esas suçlu Müslümanlar. Neden? Yüzyıllardır yaşama sırtını dönmüş bir topluluk
Müslümanlar. Yaşamı reddeden bir kültürün ayakta kalması mümkün mü? Bugün İsrail olur yarın başkası. Yaşamın daha fazla hakkını veren halklara karşı aciz kalması mukadder mevcut İslam kültürünün. Ne bilim ne sanat ne üretim ekonomisi ne
eğitim ne estetik ne mimari ne insan hakları ne adalet. Tam bir putperestlik halini yaşayıp yaşatıyorlar Müslümanlar. Kendi hayali dünyalarında yaşamı boşa harcıyorlar, aksi düşünenleri yaşatmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu duruma
rağmen bir de üstüne kendilerini dünyanın gerçek sahibi, diğer tüm insanları
kafir yani düşman, temizlenmesi gereken zararlı ot olarak gören bir kültür mevcut İslamiyet'in
genelinde. Bugün İsrail’in yaptığını gücü olsa Allahu Ekber nidaları eşliğinde aynen yapmaktan çekinmez Müslüman kalabalıklar. Zamanında çok yaptılar hala da yapıyorlar fırsat olduğunda. Zaten İsrail’in şahin kanadında da benzer
bir dincilik hakim ama onlar derslerini almış, bu dünyada da yapmaları gerekenleri
öğrenmişler hiç değilse. Yoksa bir farkı yok dinciliğin Musevilik olsun, Hristiyanlık olsun, Müslümanlık olsun.
Eski çağların barbarizminden günümüze ulaşmış deli saçması bir kültürün adam
yerine konmadıkça öfke nöbetleri geçirmesinden başka bir şey değil pek çok dinci tepkisi. Evet, Müslüman
ülkelerin refleksleri de bu aslında çoğunlukla. Neyinize saygı duysunlar sizin! Bütün
kadınlar fahişe bütün Müslüman olmayan erkekler düşman. Saldırganlıktan ibaret
bir kültür. Biraz
güçlü olsalar yapmayacakları düşmanlık yok. Tarihleri ortada.
Bu delilikten kendini sıyırabilenler için bireysel bir
kurtuluş olabilir ama kitleler için böyle bir ihtimal yok çünkü çoklaştıkça
yobazlaşan bir kültür var karşımızda.
Efendim gerçek İslam bu değil palavralarını bir kenara bırakalım artık. Yüzyıllardır gösterseydiniz gerçeğini. Toplumda nasıl görüyorsam benim için odur. Baştan aşağı cehalet. İslam'ın savunulacak tarafı yok. Kendi kendini bitirmiş, geçmişten ibaret geleceksiz bir
kültür var karşımızda. Aksi doğruysa yüzyıllardır niye gerçekleşmedi? Etkisizleştikçe durmadan başkalarını suçlayıp mağdura
yatmaya çalışan ama kendileri yaşama sırtını dönmüş bir yığının sonu da işte
böyle yıkıntılar arasında oluyor. Sen sürekli yerinde sayar hatta geri gitmeye çalışırsan, ilerleyen birileri mutlaka seni oyun dışı bırakır eninde sonunda. Sana da mağduriyet nutukları atmak düşer bu acıklı tabloda.
Gazze'deki yıkıntılar İslam'ın yıkıntı halidir aslında.
Bu perişanlık İslam’ın perişanlığıdır, aldanma.
Tüm olan biten açık. Güçlü olan ayakta kalıyor
yaşamda. Ezeli kural bu. Ve Batı yaşamı daha iyi değerlendirdiği için, daha doğru dürüst okuduğu için gücü, iktidarı
elinde tutuyor. Canı istediğinde, çıkarı gerektirdiğinde haksızlık yapmaya çekinmiyor. Yüzyıllardır böyle. Güç kimdeyse kendi lehine kullanıyor. Ve güç ortaçağdaki barbar kalabalıklar değil artık. Bilim, teknoloji, sanat, güç bunlarla kazanılıyor kalabalıklarla değil. Doğunun saçma
sapan inançlarla, geleneklerle geri kalmakta diretmesi de onların işine geliyor. Hatta
aydınlanmadan yana olanlara karşı taraf oluyor Batı çıkarı gereği.
Müslüman halkların gidebileceği tek nokta Gazze 2025. Bugün
olmazsa 20 yıl sonra, 200 yıl sonra. İslam'ın götüreceği tek yer Gazze 2025. Nihai
durak Gazze 2025 Müslümanlar için. Batı'nın ya da başkalarının insafında ne kadar yaşarsanız ömrünüz
o kadar işte. İster kabul edin ister etmeyin. Tablo ortada yüzyıllardır. Batı'nın izin verdiği yere kadar,
işbirlikçiliğiniz kadar sağ kalsanız bile eninde sonunda Gazze 2025’i
yaşayacaksınız, yaşatacaklar.
Olacaklar belli. Ortak geleceğiniz Gazze. Seçim sizin.
Ya bu "deli gömleğinden" kurtulacaksınız, ya dünya sizden kurtulacak.
20 Eylül 2025 Cumartesi
Türkü sevmem...
18 Eylül 2025 Perşembe
Son Sözü Söyleme İnadı
8 Eylül 2025 Pazartesi
Ne Olanlar Ne Ölenler Umurlarında Değil..!
26 Ağustos 2025 Salı
Kürtle de Arapla da kardeş falan değilim
24 Ağustos 2025 Pazar
Halimiz patates, ahlakımız malı götürmek..!
![]() |
| "The Potato Eaters" (De Aardappeleters) - Vincent van Gogh (1885) |
16 Ağustos 2025 Cumartesi
"Memento Mori" ve "Vanitas Vanitatum"
![]() |
| Arnold Böcklin "Death Playing the Fiddle" |
2 Ağustos 2025 Cumartesi
Türkiye'nin Asil Azınlığı: Mehveş Dolay
![]() |
| "La Strada Entra Nella Casa" (The Street Enters the House) Umberto Boccioni |
Niye hala buradayım ben?
Çok sevdiğim bir şarkı geliyor aklıma.
"Kaçsam bırakıp"
Türkçe'ye yakın olmak istememin de bir payı olmalı mutlaka, mecburiyetler yanında.
***
Mehveş Dolay.
İzmirli bir öğretmen. Müzik öğretmeni. Aynı zamanda bestekar.
En sevdiğim Türk şarkılarından biri ona ait.
"Kaçsam bırakıp, yollara gitsem"
Hakkında fazla bilgi bulmak da mümkün değil.
Yeğeni Ekin Duru'nun 2022'de yazdığına göre 1899 doğumlu. Kendi sözleriyle aktarıyorum teyzesiyle ilgili verdiği bilgilerden bir kısmını, aşağıda kaynağı vererek:
Yeğeninin cümleleriyle bu harika şarkının bestecisi güftecisi kadın.
Mehveş Dolay.
Açık açık yazıp konuşunca tepki çekiyorsun:
"Asil Azınlık dediğin kimler? Amacın nedir, söyle!"
"Ermeni misin? Yahudi misin? Rus musun? Gavurdan dönme..!"
Oysa Türkiye'nin asil azınlığı tam da budur işte.
Köylüsü, kentlisi, akademisyeni, zengini, devletlisi, dinlisi, dinsizi değil.
Bahsettiğim insanların alışılan kıstaslarla tanınmaları mümkün değil.
Mehveş Dolay.
Dağ bayır köy okullarını gezen bir öğretmen.
Bir yandan da harika bestelere imza atıyor.
Yetmiyor, sokak hayvanlarına adıyor ömrünü.
İşte "asil azınlık" budur Türkiye'de.
Bize en çok lazım olan ama soyunu tüketmek için yapmadığımız kalmayan insanlar.
Her türlü eziyetin reva görüldüğü gerçek değerlerimiz.
Türk kültürünün ulu çınarları.
Dünya kültür mirasına katkı yapabilecek yetenekli, vicdanlı kıymetlerimiz.
Kovaladığınız, yaftaladığınız, yağmaladığınız insanlarımız.
Kadın, erkek, genç, yaşlı, zengin, fakir...
Din, ırk, siyaset ya da şehir
geçiniz bu kıytırık kriterleri.
Asil azınlık Mehveş Dolay gibi insanlardır.
Cumhuriyetin, Atatürk cumhuriyetinin temel direkleridir bu insanlar.
Ne CHP, ne devlet, ne halk, ne hükümet, ne asker, ne polis, ne akademi.
1923 Türk devriminin sadık evlatları bu insanlardır.
Tek bir şarkı
ama etrafta duyduğumuz gürültülerin hepsine bedel.
Tek bir insan
ama gürültücü kalabalığın binlercesine bedel!
Mehveş Dolay.
Türkiye'nin asil azınlığı.
Onca gürültüyü kafamdan söküp atan yine bir Türk şarkısı.
Sizi bilmem ama ben bu şarkıyı dinlerken bir sevgiliyi değil, daha farklı şeyleri düşünüyorum.
Kızıltoprağı mesela. Kalamış'ı. Kadıköy'ü. İstanbul'u. Cumhuriyeti. Kayıplarımı. Belki de kayıplarımızı.
Sahibinin mezarında bekleyen bir köpeğe benzetiyorum bazen kendimi.
"Kaçsam bırakıp..."
Genç olsam bırakırdım
bıraktım da
ama belli bir yaştan sonra
aynı değil her şey
Bazen düşünürüm
Bir noktadan sonra
İhtiyacın olan yerde olmak mı?
yoksa
İhtiyacı olan yerde kalmak mı?
işte bütün mesele
belki de...
***
Kaynaklar:
https://fethiyedays.com/bilinmeyen-bir-besteci-mehves-dolay/
26 Temmuz 2025 Cumartesi
Yapay Zeka'dan Değil, Yapay Beka'dan Korkun..!
25 Temmuz 2025 Cuma
Alman Kadın Milli Futbol Takımı (3)
Final maçında İngiltere İspanya oynayacak. Ben İngiltere'den yanayım. Zenciler, Latinler falan bana aşırı hırslı ve kavgacı geliyor. Geçen turnuvanın şampiyonu İngiliz takımı zaten.

























