Her ilişki ve ilişkiler yumağı kaçınılmaz olarak zamanla psikolojik ve belleksel bir birikim ve yapılaşma yaratıyor. Hem içeride hem dışarıda. Tortular birikiyor. Bilindiklik, beklentileri doğuruyor, besliyor.
Oysa hakkında fikir oluşmamış ortamlarda daha önce sergilediğin davranış silsilesini bozmaktan çekinmeden hareket edebiliyorsun. Sıfır beklenti. Sıfır ön izlenim. İlk kararınla ya da verdiğin intibayla bozulmaya başlayacak olsa da bir yeniden başlama hali özlediğim. Tanışıklık
arttıkça hakkındaki öngörüler artıyor ve bu da sende hayal kırıklığı yaratma ya da önceki davranışlarına aykırı olmama tedirginliği yaratıyor. Davranış geçmişin gelecek davranışlarını çaktırmadan dikte etmeye başlıyor acımasızca. Bazen farkına bile varmıyorsun. Kişiliğinin akıcılığı ve kıvraklığı azalıyor. Taşlaşıyorsun aslında yavaş yavaş. Bir kişiliğin, bir dizi davranış paterninin resmi temsilcisi gibi görülmeye başlanıyorsun. Manevra kabiliyetin elinden alınıyor bu şekilde. Çeşitlilik kategorilere sıkıştırılarak budanıyor aslında. Seçim yelpazen gittikçe daralıyor. Seçenekler gittikçe sınırlanıyorlar. Karton karakterlere dönüşüyorsun başkalarının öngördüğün beklentileriyle şekillendirdiği.
Belli şartlarda yarattığın bir karakterin sınırları içine hapsoluyorsun gittikçe. Oysa şartlar sürekli değişiyor. Bilinç gürül gürül akıyor. Hayat hiçbir şeyi umursamıyor. Ama sen, farklı yörüngeleri özlerken takılıp kalıyorsun seçimlerinin geçmişine. Ortaklaştıkça kıstırılmış, kısırlaştırılmış bir geleceğe.
Ortama bilgi girişi oldukça, insanlar senin tepkilerini öngörebildikleri ölçüde güvenilirlik indeksini yükseltiyorlar. Bazen şartlar değişiyor ve sen de değişmek istiyorsun ama ayıplanıyor. İhanetle, dengesizlikle ve güvenilmezlikle suçlanıyorsun. Sanki ömrü boyunca ilk yazdığı karakteri devam ettirmek zorunda kalmış bir yazar gibi hissediyorsun bu çemberin içinde. Kalabalığı yırtmadan kendine ve evrene doğru yolculuğunu sürdüremeyeceğini anladıkça kederleniyor insan. Sıkıntı basıyor durup dururken. Sebepsizmiş gibi görünüyor bu hoşnutsuzluk, oysa sınırların daralıyor toplumda her adımda. Daralıyorsun, daraltıyorlar., darlıyorlar normal sayılanla. Hissediyorsun bu kalleş güvenilirlik indeksinin tuzaklaştığını. Kendine uzaklaştırıldığını.
Çaresiz, yola vuruyorsun kendini. benliğini benler içinde gezerek kuruyorsun, çürütülmüş benlerini kusuyorsun. Başka benler cennetleşiyor gözünde. Bir benden diğerine konaklıyorsun. Yapıyorsun bozuyorsun. Kuruyorsun yıkıyorsun. Kırmaktan korkmuyorsun. Şafakla birlikte yalnızlık doğuyor günlerine. Yalnızlık yeni benlere yer açıyor hasretle. Ben istasyonlarında gezip durmaya başlıyorsun bıkıp usanmadan. Toplum delilikle damgalıyor, sen aklın yasaklanan topraklarında keşiflere çıkıyorsun.
Bilinmezliğe kaçarak yabancıların şüphelerinde yeni bir ben yaratıyorsun. Her gece kardan adam yapıp gündüz eriyişini seyrederek yaşıyorsun. Benden bene kaçarak hedef şaşırtırken zenginleşiyorsun. Benden bene koşarak onları, kendini yeniliyorsun. Benlerinle bendelikten kurtuluyorsun. Benlerinin sayısını arttırarak bensizleşiyorsun. Beklenmiyorsun. Benleşmiyorsun. Benzemiyorsun.
Benliğine benlerle sahip çıkıyorsun.
Not
"Bana beni gerek beni" şiiri bu yazı üzerinde çalışırken aklıma geliverdi.

