13 Nisan 2026 Pazartesi

EkoŞiir | Millet Caddesindeki Ağaç


İstanbul'un ortası
Gözü yaşlı bir trafik ışığı
Boş bıraktıkça zalimleşir
İnsanın vicdansızı

Işığın yanında bir ağaç
Dimdik ama tutsak
Ağacın yanında insanlar
Birlikte ama çorak
Hele o Bakışlar
Nasıl da bıçak bıçak
Ve kavuşulacak ormanlar
Ah onlar
Ne kadar da uzak

Trafiğin kıyısında bir ağaç
O değil insanlar ona muhtaç
Aşağılıklara komşu gövdesi
Enine boyuna aşağı yukarı
Kesiklerle kaplı
Hem bedeni hem güveni
Kanlı ve irili ufaklı

Kırmızı yandıkça yayalara
İşkence başa sarar çıplak ağaca
Ellerinde anahtar
Sarar etrafını insanlar
Yırtar sanki derisini
Sipsivri tırnaklar gibi
O testere dişli minik baltalar

Bitmek bilmez kırmızı ışığa esareti
Burnunda tüterken yeşilliklere hasreti
kanatırlar ağacı doyasıya
Kazırlar kurbanlarının kabuğuna 
Kanlı kurumlarını yara yara

Ne kadar da hevesli herkes
Payına düşen çiziği atmak için
Hepimiz kendine mukaddes
Çevresine zalim ve keskin

Yetsin artık!
Bitsin
Sonu gelsin
Bu gözü doymaz
Soysuz şiddetin..!
                                       
İstanbul'un ortası
Gözü yaşlı, eli kanlı
Ve zorla suç ortağı
Bir trafik ışığı

Durdurmak istese de aceleci araçları
Susturmak ağacın o köklü çığlıklarını
Yetmez
Ne gücü ne haykırışı
Geçit vermez
Toprağına yabancılığı

Millet caddesindeki bu ağaç
Gövdesiyle bir anıt
Anlattıklarıyla bir çığlık
Ve aziz milletimiz söylemine
Ne kadar korkunç bir yanıt..!

Yazan
L. KIZILTOPRAK




Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

11 Nisan 2026 Cumartesi

İstanbul Şiiri | İstanbul'a Tercüman


İstanbul kanıyor
Kanı kendinin değil!

Bir rüzgar esiyor sokaklarından
Poyraz desen değil
Lodos hiç değil

Yellenen kalabalıklar
Çöldeki kum gibi, kibirli
Sanki birer inci tanesi
Yelkovanın çağırdığı gelecek
Tedirgin ve ikircikli
İncitilmekten korkar sanki

Çamur ikliminin
Çarçur ettiği
Bu kentin
Yeldeğirmenlerine hizmet
Etmekten ibaret
Telaşlarında
Don Kişot’unu atmış beygirleri tepişir
Yalanlarında

Asık suratlar gürüldüyor
Canavarlı caddelerinde
Aşırmaya alışkın bir halkın
Alaycı boşvermişliğiyle
Şahit olmaktan korkar da
Bu kentin insanları
Erkek çocuk ve kadın
Faili olur bunca alçaklığın

Tıka basa dolu bir otobüs
İçinde duygulanımlarımız
Kendi durağını bekler
Ter ve hiddetin pençesinde
Öfke suçlu bulmak ister şiddetle
Suç kimsesiz kalır
Bir caminin bahçesinde

Bazen
Bir küfür dolaşır ki
Gecelerinde bu kentin
Gündüze çevirebilirsen çevir

Zaten İstanbul
Türkçe’ye çevrilememiş
Bir şiir
Değil midir?

Yazan
L. KIZILTOPRAK

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

9 Nisan 2026 Perşembe

ŞİİR | Korsan Bir Yaşam


Korsan bir yaşam bizimkisi
Belki de bir yenilgi
Ya da beklenti
Köşe bucak sizden
Suç sizden suçlu bizden
Sokaklar
Döve döve öğreten
Ormanlar
Gizleyen ve özleten
Kaçacak gibi tezgah açmak
Mecburen
Yine bizden

Korsan bir yaşam ya bizimkisi
Sınırları sırlar gibi gizli
Ve hep hayatta  kalmanın
Sadece bir gerisi

Hırsızdan çalmak suçsa eğer
Sayınsız savcılar hakimler
Yaradan yalanlarına
İrinden irfanlarına
Yeter..!
Bitsin artık bu lanetli ezber
Tüm bir ömür 
Korkacaksak eğer
Adalet adına hayat
Korsanlık yaparak
Çok daha güzel

Yaşadığımız karanlığı asıp bayrak gibi
Denizlere yelken açamasak da
Karalara tutsak bu hayatın özeti
Korsan bir yaşam olmalı
İnadına..!

Yazan
L. KIZILTOPRAK


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

6 Nisan 2026 Pazartesi

ŞİİR | Dilek Ağıtı


Bir kere bile dilenmemiş
Bir Dilek kadar onurlu ve temiz
Hıçkırıklar hala dinmemiş
Asla unutmayız biz

Kız kanserdi,
Dedi ilaç lazım, zamanımız az
Adam para tükürdü eline,
Al kızım namaz bekler namaz
Tükürdü parayı düşünmeden
Dedi kullan bunları, düşürmeden
Ardından kalabalığıyla yürüdü
Ardında kabalığıyla küçüldü

Kız kalakaldı elinde parayla bir deste
Çöktü yere
Baktı elindekilere
Baktı geçmişine, geleceğine
Bekledi
Namazdakinin sevabı bitsin diye

Kızın içinde bir başka yumru büyüdü
Kanser oldu onuru, içine sığmadı, yürüdü
Vardı yanına
Verdi paralarını adama
Dedi çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda
Hayal kırıklığına uğradım
İnsanlık konusunda 
Bir kez daha

Karıncayı bile incitmemiş bir Dilek
Karınca kadar vicdanı olmayanla
Nasıl baş edecek

Caminin minareleri bile
Boynunu büktü o gün Selimiye'de
İbretlik bir sahneye döndü o meydan
Zaman durdu
Bir yara oldu kapanmayan
Vicdanları hiç sorma
Onlar hep kan revan
Söyle bana!
Nerde İslam hani İnsan..!

Bir kere bile dilenmemiş
Bir Dilek kadar onurlu ve temiz
Dinmedi o hıçkırıklar hala
Unutturmayız biz

Yazan
L. KIZILTOPRAK

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

4 Nisan 2026 Cumartesi

ŞİİR | Bahariye


Danslar, şarkılar ve dostlarla geldi bahar
Dağılmış gibi sanki kendini alıştırmış karanlıklar

Sonsuz bir kavga bu, hiç bitmeyecek belli
Ne kötünün eziyeti, ne de fakirin sefaleti
Dinlenmek de lazım diri kalmak için yaşamda
Gülmek ve doyasıya sarılmak sevgilinin vücuduna

Danslar, şarkılar ve dostlarla geldi bahar
Dedi kalkın ayağa, şartlar ağır, ama hayat var
Çocukça da olsa bir akşamlığına da
Bıraktım kendimi içimde yükselen bu coşkuya.

(1 Nisan 2019)

Yazan
L. KIZILTOPRAK

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

2 Nisan 2026 Perşembe

Ekolojik ŞİİR | Bir Dünya İmdat


Tabiatın dilinde
Hep aynı hakikat
İçimde can bulurken
Sayısız kere sayısız hayat
Sadece insan
Bu kadar saygısız ve hoyrat
Yakaladığına cellat 
Kaçırdığına musallat
Yağmalayarak yaşatmamak
Geri kalan her şey
Bir dünya imdat

Yazan
L. KIZILTOPRAK

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

30 Mart 2026 Pazartesi

ŞİİR | Anadolu Ağalığı


Atatürk'ten sonrasını
Özetle deseler kısaca
Tersine evrimdir esası
Dört kelime yeter anlayana
"Rumeli Cumhuriyeti'nden
Anadolu ağalığına" 

Yazan
L. KIZILTOPRAK

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

29 Mart 2026 Pazar

ŞİİR | Nokta Atışı


Korkmamak ölümden
Uzatmamak lafı
eğreti virgüllere muhtaç
Dolandırmamak
İlmek ilmek imlalara tutsak
Ve dolamamak 
Cümlenin boynuna sözü
Zamanında bitirmek
Hasret ve hayallerden ibaret
Bir cümlelik ömrü

Ne söylenmek
Şikayetten ibaret
Ne de söylemleşmek
Geçmişe esaret

Başladığı büyüklüğe yakışan
Noktasına bile sahip çıkan
Bir nefes olmak
Evrene karışan


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

28 Mart 2026 Cumartesi

ŞİİR | Saklandığını Gizleyen


Sanat s(an)at dedikleri
“An”ı kaçırmış çoktan
Düşmüş tüccarın pençesine
Önce saklan
   Sonra "Sat" kazan
  Diye bağıran

“Bi” şeyleri eksik (b)ilim
Ya bir kilim olmuş
Ayaklar altında
Ya da "ilim" demişler
Kötü bir kopyasına

(V)atanın V’si çoktan düşmüş
"Atan" satan üstüne üşüşmüş

(M)illet desen en büyük zehir
Kendini tüketen bir illet
Tek bildiği yemektir

On(ur) dedikleri
Onulmaz acılar içinde
"Ur"u kalmış
Hastalık olmuş içimizde

Şi(i)rin bile  “i” si düşmüş
Şirinlikten ibaret bir çocuk
Aşk sevgi gönül
En çok da gül ve bülbül
Nereye çekersen oraya yürür
Saklandığını gizleyen
Bir garip türküdür

Yazan
L. KIZILTOPRAK


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

27 Mart 2026 Cuma

ŞİİR | İşçi Memiş


Gözleri yorgunluktan şiş
Göz çukurları derinleşmiş
Tezgahının başında
Çalışıyordu Usta Memiş

Günler saatleri, saatler saniyeleri
Ve saniyeler
Kovalıyordu sanki tüm işçileri

Ustabaşı yanlarında
Sesi işçilerin kulaklarında
Bağırıyordu:
Daha çok iş daha çok iş!

İnsan bitiremez aslında işi
İş bitirir insanı dedi
Yaşı ileri, işi bitmemiş bir işçi

Usta memiş gülümsedi
İşçi olmaktan çıktık biz baba
İş biz olduk artık
İşsizliğin emrinde
Şimdiki işçiler bizden daha ağır
Hepi topu iki conta bir bakır
Bize düşen onların elinde
Hep kahır hep kahır
(1999)

Yazan
L. KIZILTOPRAK



21 Mart 2026 Cumartesi

ŞİİR | Kaçarken Kovalamak


Kaçarken kovalamak
Yakalanmadan yakalamak
Hayat
Arabayı çeken kan ter içinde bir at
Koşulanlara
Koşmak ve konuşmak bile yasak

Delirmeden devirebilmek
Devrilmeden Deneyebilmek
Kaçarken kovalamak
Yakalanmadan yakalamak
Hayat

Sen ey genç kaçak
Kovalayanların nefesi değdiğinde
Sana değil de sevdiğinin yüzüne
Göreceksin
Kaçarken dövüşmeyi de öğretir hayat

Dahası var
Kaçarken kaybolmak
Yakalanmadan yok olmak
Beş katlı tımarhanesinde şiirimin
Bir süre konaklamak da hayat

Yaşanamadan geçip giden gölgelerdir
Hayat diye sokakta satılanlar
Gece karadır gün ak
Ve bayat kafiyelerin arasına sıkışmış hayat
Kaçarken kovalamak

Yazan
L. KIZILTOPRAK


6 Mart 2026 Cuma

ŞİİR | Arda Kalanlar


Ezişmek aldı sevişmelerin yerini
Günler geceleri tepti, uyutmayan
Saatler kendinden geçti, umutlandırmayan
Akla kara yer değiştirdi, umursamayan
Ezişmek aldı sevişmelerin yerini

Bulunmaz oldu bir dirhem bile şefkat
İniltiler kapladı her yeri, çığlıklar tek hakikat
Sorsan, herkes birbirinden masum
Sorgulasan, herkes birbirine mahkum

Tepişmelerin ortasında, kirli ve ezeli
Kıyısında dolaşmak, Bir sevişmenin ebedi
Ve yudumlamak yaşamı
Özlemine sığınarak
                         Dudak dudak                       
Issız limanlarda Yurdumlamak
Kayıp bir vatandan
Arda kalanları

Yazan
L. Kızıltoprak

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

3 Mart 2026 Salı

YAZI | Bin Ben Var Benden İçeri


Yabancı olmak, senden her şeyi bekleyebildikleri bir seçim özgürlüğü sağlıyor. 

Her ilişki ve ilişkiler yumağı kaçınılmaz olarak zamanla psikolojik ve belleksel bir birikim ve yapılaşma yaratıyor. Hem içeride hem dışarıda. Tortular birikiyor. Bilindiklik, beklentileri doğuruyor, besliyor. 

Oysa hakkında fikir oluşmamış ortamlarda daha önce sergilediğin davranış silsilesini bozmaktan çekinmeden hareket edebiliyorsun. Sıfır beklenti. Sıfır ön izlenim. İlk kararınla ya da verdiğin intibayla bozulmaya başlayacak olsa da bir yeniden başlama hali özlediğim. Tanışıklık arttıkça hakkındaki öngörüler artıyor ve bu da sende hayal kırıklığı yaratma ya da önceki davranışlarına aykırı olmama tedirginliği yaratıyor. Davranış geçmişin gelecek davranışlarını çaktırmadan dikte etmeye başlıyor acımasızca. Bazen farkına bile varmıyorsun. Kişiliğinin akıcılığı ve kıvraklığı azalıyor. Taşlaşıyorsun aslında yavaş yavaş. Bir kişiliğin, bir dizi davranış paterninin resmi temsilcisi gibi görülmeye başlanıyorsun. Manevra kabiliyetin elinden alınıyor bu şekilde. Çeşitlilik kategorilere sıkıştırılarak budanıyor aslında. Seçim yelpazen gittikçe daralıyor. Seçenekler gittikçe sınırlanıyorlar. Karton karakterlere dönüşüyorsun başkalarının öngördüğün beklentileriyle şekillendirdiği. 

Belli şartlarda yarattığın bir karakterin sınırları içine hapsoluyorsun gittikçe. Oysa şartlar sürekli değişiyor. Bilinç gürül gürül akıyor. Hayat hiçbir şeyi umursamıyor. Ama sen, farklı yörüngeleri özlerken takılıp kalıyorsun seçimlerinin geçmişine. Ortaklaştıkça kıstırılmış, kısırlaştırılmış bir geleceğe.

Ortama bilgi girişi oldukça, insanlar senin tepkilerini öngörebildikleri ölçüde güvenilirlik indeksini yükseltiyorlar. Bazen şartlar değişiyor ve sen de değişmek istiyorsun ama ayıplanıyor. İhanetle, dengesizlikle ve güvenilmezlikle suçlanıyorsun. Sanki ömrü boyunca ilk yazdığı karakteri devam ettirmek zorunda kalmış bir yazar gibi hissediyorsun bu çemberin içinde. Kalabalığı yırtmadan kendine ve evrene doğru yolculuğunu sürdüremeyeceğini anladıkça kederleniyor insan. Sıkıntı basıyor durup dururken. Sebepsizmiş gibi görünüyor bu hoşnutsuzluk, oysa sınırların daralıyor toplumda her adımda. Daralıyorsun, daraltıyorlar., darlıyorlar normal sayılanla. Hissediyorsun bu kalleş güvenilirlik indeksinin tuzaklaştığını. Kendine uzaklaştırıldığını.
 
Çaresiz, yola vuruyorsun kendini. benliğini benler içinde gezerek kuruyorsun, çürütülmüş benlerini kusuyorsun. Başka benler cennetleşiyor gözünde. Bir benden diğerine konaklıyorsun. Yapıyorsun bozuyorsun. Kuruyorsun yıkıyorsun. Kırmaktan korkmuyorsun. Şafakla birlikte yalnızlık doğuyor günlerine. Yalnızlık yeni benlere yer açıyor hasretle. Ben istasyonlarında gezip durmaya başlıyorsun bıkıp usanmadan. Toplum delilikle damgalıyor, sen aklın yasaklanan topraklarında keşiflere çıkıyorsun. 

Bilinmezliğe kaçarak yabancıların şüphelerinde yeni bir ben yaratıyorsun. Her gece kardan adam yapıp gündüz eriyişini seyrederek yaşıyorsun. Benden bene kaçarak hedef şaşırtırken zenginleşiyorsun. Benden bene koşarak onları, kendini yeniliyorsun. Benlerinle bendelikten kurtuluyorsun. Benlerinin sayısını arttırarak bensizleşiyorsun. Beklenmiyorsun. Benleşmiyorsun. Benzemiyorsun. 

Benliğine benlerle sahip çıkıyorsun. 

Not
"Bana beni gerek beni" şiiri bu yazı üzerinde çalışırken aklıma geliverdi.

1 Mart 2026 Pazar

ŞİİR | "Bana Beni Gerek Beni"


Bin ben var olmadan benden içeri
Bir ben bile yaşayamaz, sizlerle çevrili

Bir varmış bir yokmuş ile başlar yolculuklar
Yabancılaştıkça kanatlar daha da hızlı çarpar

Savrulmuş küller gibi öldükçe çoğalmak
Sığırcık kuşlarında saklı
Evrenin ahengine karışmak

Bin ben var olmadan benden içeri
Bir ben bile yaşayamaz, yıkıp geçmeden sizleri
Gör Bak, bendelerle kaplı etraf
kendinden geçmiş herkes
Bu kadar kolay...ne kadar tuhaf

Bekleşirken biz bize sakin ve rehin
Failimiz hep aynı, cehaletin ve geleneğin
Ağlaşırken bize kurban onca yetim
Gelecektir elbet
Sana vaad ettiği günler genetiğin

Bin ben var olmadan benden içeri
Bir ben bile yaşayamaz, sizlerle çevrili

Sorma sakın o benlerden hangisiyim
Hancı benim yolcu benim 
Beni benden alanın
Bir zevalsiz elçisiyim  

Bin benlik bir çiledir bu düğüm düğüm 
Çözüldükçe her ben, yeni bir doğum günüm

Bin ben var etmeden benden içeri
Bir ben bile erişemez sizlerden ileri
Aklım kaçırsın eylesin deli
yeter ki benzetmesin sizlere beni

---Yunus Emre'ye saygıyla---

Yazan: L. Kızıltoprak




Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

İstanbul Şiirleri | "Şeyhrengiz"


ŞE(Y)HRENGİZ

İstanbul’un her yanı deniz
ve bu kocamış kentin  
karalara boğulması...
Ne kadar da şeyhrengiz..!

Yazan: L.Kızıltoprak

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

10 Şubat 2026 Salı

Türkçe | Dilde Osmanlıcılık


Türkçe'yle ilgileniyorsanız denk geliyorsunuzdur. Dilimizi sevelim, koruyalım diyenlerin büyük çoğunluğu yeni öneriler getirmiyor. Sürekli Osmanlıca denilen Arapça ve Farsça özentisi bir yapay dilden kelimeler sokuşturmaya çalışıyorlar. O dilin çok zengin olduğunu göstermek için, kendi zamanının bile tüm fikir dünyasından kopuk, aynı şeyleri tekrarlayıp duran uyduruk beyitleri okuyorlar, mest olmuş bir edayla.

Bunların çoğu Türkçe öğretmeni, Türkolog, edebiyatçı, tarihçi ya da dini ilimler tayfasından, başka dillere hakim değiller. İnsanın, hele de bir alanda uzmanlaşmış insanın, en büyük körlüklerinden biri çözümü kendi bildiği alanla sınırlamasıdır. Sırtım ağrıyor diye hastaneye gitseniz, ortopedisyen ayrı, pratisyen ayrı, endokrinolog ayrı, göğüs hastalıkları uzmanı apayrı olasılıklar sıralar, analizler tedaviler önerir. Bu saydığım Türkçeciler de Türkçe'yi korumak ve geliştirmek deyince neredeyse bir refleks olarak Osmanlıca'yı öneriyorlar tedavi olarak. Büyük oranda yaptıkları bu. Araya birkaç tane farklı öneri sıkıştırmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Gayet açık. Okuyoruz, dinliyoruz pek çok mecrada. 

Sanki Osmanlıca kelimelerin hepsini dilimize salsak, tıpkı önüne geleni ülkeye aldığımız gibi, dilin sorunları çözülecek. Türkçemiz kalkınacak. Böyle bir yaklaşım Türkçe'nin ne akut ne kronik hiçbir sorununa çare olamaz. Siyasi atmosferin ve halkın cehaletinin etkisiyle bu tiplere "Türkçe Dostu" gibi payeler verilse de, Türkçe can çekişmeye devam ediyor. Belli bir alandaki terminolojiyi bırak, en basit gündelik kelimelere bile karşılık üretemiyoruz. Zamanımızı anlayıp anlatacak bir dil olmaktan uzaklaşıyoruz, bu da yabancılaşma getiriyor. 

Başta söyledim. Türkçe bu tiplere terk edilemez. Ünvanları ya da mevkileri ne olursa olsun Türkçe'nin sağlıklı gelişimi için bu küflü kültürel külüstürlük dışlanmalıdır. Bu konuyla ilgili örnekleri başka paylaşımlarda ayrı başlıklar altında vereceğim, devam edeceğim yani. Burada amacım yanlış bir yaklaşımı en sade ve net haliyle kısaca ortaya koymak. Ayrıntısı zamanla gelecek.

Osmanlıca'dan aynen ya da değiştirerek alacağımız kelimeler de olacaktır elbette, tıpkı Osmanlı öncesinden, ön ya da ilk Türkçe'den (proto Türkçe) olduğu gibi. Fakat bunların yaptığı, çözümü Osmanlıca'ya sıkıştırmak. Dikkat edin verdikleri örneklere, önerilere. Ezici çoğunluğu Arapça, Farsça kökenli. Osmanlıca. Böyle olmaz. İngilizce özentiliğine karşı çıkarken beş beterini yapan Osmanlıca'yı övüp göklere çıkartmaları gülünç. O zaman hata yapılmış diyerek yarım ağızla Osmanlıca'nın gülünçlüğünü kabul ederken, şimdi de aynı hatayı yapmayalım diyorlar sıkıştırınca ama önerdikleri çözüm daha beteri. Yeni bir hata yapmamak için çözüm olarak sundukları eski hatayı tekrarlamak..!  Bilim ve teknoloji çağında Osmanlıca'ya sığınmak, kıtalararası nükleer başlıklı balistik füzelere karşı Osmanlı topunu övüp göklere çıkartmaktan farksız. İlle de bir dilden kelimeler alınacaksa, o zaman İngilizce'den alalım diyesi geliyor insanın bu aptallık karşısında, hiç değilse çağın dili, içerdiği kelime ve kavram sayısı da ortada.

Dolayısıyla bir dile katkı yapmanın en ideal yolu, benim de tercihim, hiçbir dile saplanıp kalmadan her olguya farklı yaklaşmaktır. Gerekirse Türkçe'nin farklı gelişim evrelerinden, gerekirse akraba Türkçelerden, gerekirse hiç komplekse kapılmadan yabancı dillerden almak. Ama en önemlisi de yeni kelimeler üretmek. Çağının düşüncelerini en doğru şekilde karşılayabilecek kelimeler. Dilin korunmasının anahtarı budur bence. Yeni kelimeler türetebilmek. Anlamlı, gerekli, düşünce dünyamıza yeni açılımlar getirebilen, yaşamı algılayışımızı ileri götüren kelimeler kavramlar. Bir dilin canlılığının en hayati göstergesidir yeni kelimeler. Bir dile verilebilecek en değerli hediye, gelişimine sunulabilecek en eşsiz katkıdır yeni kelimeler türetmek.

Yaratıcı Türkçe, değil mi. Dilde yaratıcılık. Halis yazarlar dillerinin var olan kelime çeşitliliğini kolay okunur şekilde sergilerken, yeni kavramlar da nakleder, hatta daha da iyisi icat eder. Gerektiği yerde kuralları esnetir, dilin canlılığını öldürecek katılıkları yumuşatır. Eski köye yeni adet getirmekle kalmaz, kentliliğin temellerini atar, geleceğe taşır adeta cümleleriyle.   

Bu Osmanlıcı dilciler kendi alanlarında ezberledikleri bilgilerle yetersiz kalıyor. Çoğunun aslında dile yeteneği yok, sadece ezberlerini tekrarlayarak dilcilik yapıyorlar, Türkçecilik oynuyorlar, kuralları dili kısıtlayacak şekilde yanlış uyguluyorlar. Dillerinde hep aynı gizli nakarat, aynı terane. Osmanlıca pek şahane. 

Oysa Türkçe'yi yükseltenler onu yeni kelimelerle zenginleştirenlerdir. Hele bir de Türkçe'ye yeni "kavramlar" katan evlatlarındansanız, kimsenin alkışına gerek duymazsınız. Onunla düşünüp konuşmak, hatta yazmak, size yeter de artar bile. 


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

4 Şubat 2026 Çarşamba

FİLM | Rebuilding "YENİDEN" (2025)


İletişim hayati bir konu insanlar için. Sadece birbirlerine karşı değil doğaya karşı da en kıymetli yeteneklerimizden biri, yerine göre birincisi. Hem de on binlerce yıldan beri. Ekranda bir minik kütüphane etrafında kablosuz internetten faydalanabilmek için toplanmış insanları seyrederken aklıma gelen birkaç şeyden biri de buydu. İletişim biçimi değişse de bağımlılığımız değişmemişti. Bu çağda bile.
 
"Rebuilding" isimli filmden bahsetmek istiyorum. Türkçeye "Yeniden" diye çevrilmiş. Birebir çevirmemeleri doğru bir karar olmuş.  Colorado'daki orman yangınında evi yanan bir grup insanın geçici karavanlardaki hayatını konu alıyor Rebuilding filmi.  

Dusty bir kovboy, hayvancılıkla uğraşırken yangında herşeyini kaybediyor. Dedelerinden beri o topraklarda yaşayan bir aileden geliyor. Yakın bir yerde, ayrıldığı eşi ve kızı yaşıyor, Film Dusty'nin iş için bölgeden ayrılmadan önce kızıyla yakınlaşması ve verilen küçük karavan kampında komşularıyla ilişkisini anlatıyor.


Şartlar her açıdan zor.
Mesela kızı ödevini yapmak için internete ihtiyaç duyunca kamyonetine atlayıp kütüphaneye götürüyor. Kütüphane yakın çevresine kablosuz internet hizmeti verdiği için orada çalışıyor kız, kamyonetin arkasına oturup, tabletiyle nete girip işlerini hallediyor. Başta anlattığım sahneler.

NE OLACAK HALİMİZ?
Dusty; kızından, ait olduğu topraklardan ve hatta hayattan uzağa sürüklenmemek için bankadan kredi almak istiyor ve sadece saman üreterek bile taksit taksit ödeyebileceğini anlatınca,"high severity burn" arazilerde 8-10 sene hiçbir şey yetiştirilemediğini öğreniyor. Çaresizliğin avucunda emekleyerek çıkar yol aramak.  Sürüklenmemek için çırpınmak. Tutunacak bir minik dal bile bulamayınca birbirine tutunmak.     

Hem eski eşinin ailesi hem de karavan kampındakilerle beraber yazılıp çizilen bir kaderin, bir "toplu yenilenmenin"  yolcusu oluyor sonunda Dusty. 


Yönetmen
Max Walker-Silvermann
Kendi yaşadıklarından esinlenerek yazıp yönetmiş filmi.
 
"Streets of Fire" ile takibe aldığım Amy Madigan'ı bu sefer "Weapons"taki gibi yüzünde ağır bir makyaj olmadan seyretmek keyifliydi. Yaşlandık iyice dedirtti. Diğer oyuncuları ilk kez seyrettim.

Dusty rolünde Josh O'Connor çok iyiydi. Hele kızını oynayan Lily LaTorre harika bir "olgun ama sevimli çocuk" canlandırmayı başarmış. Geçen gün "Rental Family"de seyretiğim aynı yaşlardaki kız gibi harika bir oyuncu seçimi olmuş (O filme de bayıldım, belki üç beş cümle kurarım). Kali Reis'ın oynadığı Mila, grubun anaç karakteri olarak etkileyiciydi, her topluluğa lazım.  

Mesela Nick diye bir karakter var. Çıkıp kimseyle konuşmuyor. Her akşam karavanının önüne yemek bırakıyorlar sadece. Filmde pek gözükmese de grubun unutulmazlarından biriydi. Bir tatlı esinti misali. 


TÜRKİYE NOTU
Peki TR bu kadar felaket yaşıyor, hangisiyle ilgili uluslarası standartlarda belgesel, film hatırlıyorsunuz? Mesela kendi yaşadığımız ve yetersiz kaldığımız onca orman yangınıyla ilgili bir film niye yok? Yapsanıza son depremle ilgili bir dizi? Gözünüz yemiyor mu? Paran yoksa deprem sonrasını anlat. Dizisini çek. Sonuncuyu bırak daha 1999 depremiyle ilgili doğru düzgün bir tane filmi yok bu ükenin. Ne sanatı ne sineması!  

Hatay'da hala elektrik yok, internet yok, yol yok, açız diye bağırıyor insanlar ama TR' gibi hem siyasi hem de tabii felaketleri arka arkaya yaşayan bir ülkede, burada yaşananları da dolaylı olarak yansıtan bu filmi konuşanların sayısı yok denecek kadar az! Felaket sonrası prefabrik/karavanda yaşam filmi işte, bir ilham olur seyrettirsenize, konuşsanıza. Sadece siyaseti değil sinemayı da şiiri de yani sanatı da oyuncak ettiniz kendinize, kalitesiz kitlelerinize. Siz umursamazlığınızdan utanmıyorsanız, ben her fırsatta bu rezilliğinizi hatırlatmaktan hiç utanmam..! 


Umudu dualaştırmayan filmleri severim. Rebuilding filmi de bunlardan biri oldu.

Mucizesiz, aksiyonsuz, kıyıdan köşeden irili ufaklı hayatlar var filmde. Özellikle geçenlerde seyrettiğim ve etkilendiğim "Train Dreams"in stilize sunumu yanında çok sade olmasına karşın tekdüzeleşmiyor. Kameranın kendini abartmadan aynalaşarak bizi bize anlattığı filmlerden. Evrensel deneyimlere değiniyor. 

Ölümün ihmal edilen hayat verici yönünü iki koldan, hem doğa hem insan üzerinden paralel vurgulayan "Rebuilding", canlandırılan karakterler gibi acelesi olmayan kendi halinde bir hikaye. Ne gişe ne de yenilik peşinde. Başıboş siyasetçi ve tüccarların büyük gündemleri arasında gölgede kalmış, sıradanlaşmış, sıkışmışlıklarımızı ekrana taşıyor. Biz küçük insanların küçük hikayelerini yansıtıyor. Zaten ne çekiyorsak büyük bir hikaye yaratıp başrolü kapmak isteyenlerden çekmiyor muyuz şu basit ömürlerimizde.   




Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

23 Ocak 2026 Cuma

ŞİİR | "GÖÇERTME"


Kaçışıyor yavru kuşlar öbek öbek
Bir daha dönmemeye yeminler ederek
Haksız mı bunca insan,
   yalan mı söyle
Baharına düşman putların gölgesinde
   Karın tokluğuna
      geleceğini satmadı diye

Müridin aklı emre itaat
Zamanın emrinde ilerler oysa hayat
Ne akrep ne yelkovan
   beklemez kimseden talimat
Ve saatlere yasak koymaktır
   Duyabileceğin en büyük hamakat

İsyanlar fısıltıda kalır, kayboldukça haysiyet,
Gençlik suç olmuş, cezası hep mahrumiyet
Uçarken kuşlar gibi yavrucaklar uzaklara
   Göçerken baharını kovalamayan topraklara
Yüzümüz yok
   kalın diye bağırmaya

Yazan: L. Kızıltoprak


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...