“Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık.
Aşağıdaki ölüm olasılık, yukarıdaki açlık kesin.”
Bir Maden İşçisi
Yerin üstünde
Memleketim dedikleri cehennemde
O kadar karartılmıştı ki gelecek
Öylesine ümitsizdi ki vaziyet
Milyonlarca insan vardı
Çocuğuna aş götürmeye hasret
Esir olmuşlardı açlık korkusuna
Ekmek bekleyen aileleri uğruna
Çalışırlardı hiç durmadan
Mezar gibi mekanlarda
Ve her atışı kalplerinin
Sanki bir sadakaydı onlara
Kapatarak gözlerini
Güneşi çalınmış bir dünyaya
Bunca karanlığı yüklenir gibi
Sırtlarında koca birer tufa
Yürürler yeraltına
Mecburen sıra sıra
Onlar bilirler ki
Güneşle başbaşa her an
Faiziyle ödenecektir
Yeraltında çalıştırılarak durmadan
Sıkışırsın bazen yerüstünde
Gökler üstüne üstüne yürür
Evladına alamadığın gofretle
Yerin dibine geçmektense her gün
Kazma küreği sırtlanıp
İnersin
Yedi kat dibine ölümün
Madencinin canı cebindedir
Eli canında
Boş elleriyle
Çocuklarının karşısına çıkmaktansa
İnecek o uğursuz madene
Bir kez daha.!
Bin kez daha..!
Gündüzünü katık etmiş erkekler
Güneşine yabancı yitip giden seneler
Sevdiklerini bir kez daha görebilmek
Sevdiklerine biraz olsun
Birşeyler götürebilmek
Gözlerde bir minik ışıltı doğsun
Varsın bedeli ağır olsun
Koşa koşa inmek gün ve gece
O madenlere yine, sonunu bile bile
Güneşin bir mesajıdır sanki
Tünellerde duyulan her paydos sesi
Yeniden doğmaktır bir kez daha
Sevdiklerinin yanına, sofrasına, arasına
Babasını bekleyen güneş yüzlü bebeler
Sofrayı hazır eden çilekeş anneler
Ve yerin altından gelen bir kara haber
Madencinin çilesi, söyle, ne zaman biter
Çat pat çat pat çat pat
İhmallerin bedelidir bunca vefat
Kazma, kürek ve baret
Maden ocağının içinde
Herkes birbirine emanet
Güneş göstermeyen sözlerle
Karanlığa gömülmüş yüzler
Ve isyanın pencereleri olmuş
Geride bıraktıkları tüm gözler
Tepe tepe
Çavdar çavdar
İşgal altında mı yahu bu topraklar
Başımıza çıkarttıkça bunca namerdi
Daha çok yaşarız zifiri zalimlikleri
Bir toplam düşün
Eksiye mahkumlar en kalabalık
Bir toprak düşün
Üstü altından karanlık
Bir toplum düşün
Yerin altı bile daha aydınlık
Soma'nın altı üstü kapkaranlık
Sokaklarında çocuklar
Ana ağıt baba kayıp
Yazık değil mi bu çocuklara yazık
Ne bakarsınız
Hala yetmez mi bunca ayıp..!
Onlar
Güneşten bile alacağı olanlar
Onların çocukları
Güneşten bile alacaklı doğanlar
Geçmiş olsun, uğurlar ola
Diye diye değişir bir vardiya daha
Bitmek bilmez bir sefalet sanki adresin
Bir zincir gibi katı ve kesin
Oysa toprak kaya olur kayalar toprak
Turbadan kömür yapan bu doğa, bu hayat
Yeraltında bile değişim mutlak ve en doğal hak
Yıllar geçse de bu topraklarda fakat
Madencinin kaderidir hala
Can vermek toprak altında
Heyhat
Armutçuk Kozlu Sorgun Soma
Karadon Ermenek Amasra
Hele mükellefiyet dedikleri o korkunç tasma
Karanlıklar yırtılmalı artık baştan aşağı
Yetti canımıza devletli patronların yalanları
Eğer bu topraklar vatansa
Ya da niyeti varsa vatan olmaya
Yerin altı üstü ayırmadan
Emek hırsızlığını kayırmadan
Adaletin güneşi doğmalı insanlara
Cana, canana, tüm canlılara
Yerin üstünde
Memleketim dedikleri cehennemde
O kadar karartılmıştı ki gelecek
Öylesine ümitsizdi ki vaziyet
Milyonlarca insan vardı
Çocuğuna aş götürmeye hasret
Esir olmuşlardı açlık korkusuna
Ekmek bekleyen aileleri uğruna
Çalışırlardı hiç durmadan
Mezar gibi mekanlarda
Ve her atışı kalplerinin
Sanki bir sadakaydı onlara
Kapatarak gözlerini
Güneşi çalınmış bir dünyaya
Bunca karanlığı yüklenir gibi
Sırtlarında koca birer tufa
Yürürler yeraltına
Mecburen sıra sıra
Onlar bilirler ki
Güneşle başbaşa her an
Faiziyle ödenecektir
Yeraltında çalıştırılarak durmadan
Sıkışırsın bazen yerüstünde
Gökler üstüne üstüne yürür
Evladına alamadığın gofretle
Yerin dibine geçmektense her gün
Kazma küreği sırtlanıp
İnersin
Yedi kat dibine ölümün
Madencinin canı cebindedir
Eli canında
Boş elleriyle
Çocuklarının karşısına çıkmaktansa
İnecek o uğursuz madene
Bir kez daha.!
Bin kez daha..!
Gündüzünü katık etmiş erkekler
Güneşine yabancı yitip giden seneler
Sevdiklerini bir kez daha görebilmek
Sevdiklerine biraz olsun
Birşeyler götürebilmek
Gözlerde bir minik ışıltı doğsun
Varsın bedeli ağır olsun
Koşa koşa inmek gün ve gece
O madenlere yine, sonunu bile bile
Güneşin bir mesajıdır sanki
Tünellerde duyulan her paydos sesi
Yeniden doğmaktır bir kez daha
Sevdiklerinin yanına, sofrasına, arasına
Babasını bekleyen güneş yüzlü bebeler
Sofrayı hazır eden çilekeş anneler
Ve yerin altından gelen bir kara haber
Madencinin çilesi, söyle, ne zaman biter
Çat pat çat pat çat pat
İhmallerin bedelidir bunca vefat
Kazma, kürek ve baret
Maden ocağının içinde
Herkes birbirine emanet
Güneş göstermeyen sözlerle
Karanlığa gömülmüş yüzler
Ve isyanın pencereleri olmuş
Geride bıraktıkları tüm gözler
Tepe tepe
Çavdar çavdar
İşgal altında mı yahu bu topraklar
Başımıza çıkarttıkça bunca namerdi
Daha çok yaşarız zifiri zalimlikleri
Bir toplam düşün
Eksiye mahkumlar en kalabalık
Bir toprak düşün
Üstü altından karanlık
Bir toplum düşün
Yerin altı bile daha aydınlık
Soma'nın altı üstü kapkaranlık
Sokaklarında çocuklar
Ana ağıt baba kayıp
Yazık değil mi bu çocuklara yazık
Ne bakarsınız
Hala yetmez mi bunca ayıp..!
Onlar
Güneşten bile alacağı olanlar
Onların çocukları
Güneşten bile alacaklı doğanlar
Geçmiş olsun, uğurlar ola
Diye diye değişir bir vardiya daha
Bitmek bilmez bir sefalet sanki adresin
Bir zincir gibi katı ve kesin
Oysa toprak kaya olur kayalar toprak
Turbadan kömür yapan bu doğa, bu hayat
Yeraltında bile değişim mutlak ve en doğal hak
Yıllar geçse de bu topraklarda fakat
Madencinin kaderidir hala
Can vermek toprak altında
Heyhat
Armutçuk Kozlu Sorgun Soma
Karadon Ermenek Amasra
Hele mükellefiyet dedikleri o korkunç tasma
Karanlıklar yırtılmalı artık baştan aşağı
Yetti canımıza devletli patronların yalanları
Eğer bu topraklar vatansa
Ya da niyeti varsa vatan olmaya
Yerin altı üstü ayırmadan
Emek hırsızlığını kayırmadan
Adaletin güneşi doğmalı insanlara
Cana, canana, tüm canlılara
Yazan
L. KIZILTOPRAK
(2026)
Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

