13 Ocak 2019 Pazar

Kuka (Кука) (2007): Rus Filmi


Kuka (Анастасия Добрынинаaltı yaşında şirin mi şirin ve yaşına göre olgun bir kız. Büyükannesi hastaneye kaldırıldığı için tek başına yaşamaya çalışıyor. Elena (Дина Корзунise Moskova’da özel hayatında hayal kırıklıklıkları yaşadıktan sonra yeni bir yaşam kurmak için çocukluğunun geçtiği Peterburg’daki apartman dairesine geliyor ve sosyal hizmetlerde çalışmaya başlıyor. Film bu ikilinin yollarının kesişmesi etrafında dönüyor.

Çocuk filmi denilemeyecek kadar dramatik ama masalsı ve sevimli tarafları ağır basan bir melodram.  Eskiden TRT1’de Astrid Lindgren’in “Pippi, Uzun Çoraplı Kız” dizisi olurdu. Bayılırdım. Bilenler hatırlayacak, tek başına müstakil evinde hayvanlarıyla yaşayan çok tatlı bir kızın yarı fantastik maceraları hikaye edilirdi. Çocukken çok özenirdim Pippi’nin hayatına. Hala özeniyorum ya başka mesele :) İşte onun daha gerçekçi bir portresine benzettim Kuka'yı. 


Yönetmen Yaroslav Çevajevskiy (Ярослав Чеважевский). Seyrettiğim ilk filmi. Kuka rolündeki Anastasya Dobrınina (Анастасия Добрынина) role çok ama çok yakışmış, hem zeki hem de inanılmaz şeker bir kız. Lena rolündeki Dina Korzun’u (Дина Корзун) daha önce Strana Gluhih (Страна глухих/Country of the Deaf) filminde “Yaya” karakteriyle seyredip takdir etmiştim, yine iyi oynuyor. Alexandr Palovtsev (Александр Половцев) iyi kalpli şef rolüne yakışmış, tam dedektif tipi var. Tolik rolündeki İgor Savoçkin’i de (Игорь Савочкин) not aldım, sıradışı bir hava estiriyor.

Filmin açılışında Kuka ve Lena’nın sabah rutinleri harika bir müzik eşliğinde dönüşümlü olarak verilmiş. Birkaç kere seyrettim, insanı yakalayan bir sekans. Kuka sokak çocuklarından biraz daha şanslı çünkü büyükannenin emekli maaşını alıyor ve başını sokacak bir kulübesi var.


Tolik isimli bakkalda çalışan bir adamla arkadaş oluyorlar, beraber deniz kenarında oturup konuştukları sahne, daha önce bahsettiğim “Mondo” filmindeki denize karşı Mondo’yla arkadaşının sohbetini hatırlattı.   

Ayrıca Kuka da Mondo gibi “Sots slujba” dedikleri sosyal hizmetler görevlilerinden korkuyor çünkü onu alıp yetimhaneye (detskava priyuta) yerleştireceklerini biliyor. Bu arada marketteki kadın Kuka rolünü oynayan kızın gerçek hayattaki annesiymiş.

Bir ara yine fakir zamanlarım. Evde Sovyetlerden kalma siyah beyaz televizyon dışında radyo bile yok. Tek kanal var, onda da haftada bir ya da iki film oynuyor. Ben de film/müzik delisiyim. Ortodokslarda Noel dönemi biraz uzun olur. 10 gün falan tatil gibi. Şehirlerin sentrumlarında daha da önceden ışıklandırma, süsleme, tezgahlar kurulur. Harikadır. Türkiye'de öyle şenlikli bir kutlama hiç görmedim. İşte meydandaki McDonalds’da galiba akşam saat beşten sonra  müziği dışarı verirlerdi. Nasıl güzel bir ortam olurdu anlatamam. Ben de o saatler gider müzik dinleyebilmek için karlarla kaplı meydanda saatlerce otururdum. Şimdi niye anlattın diyeceksiniz, filmdeki kızcağızın televizyonu bile yok. Sevdiği programın saatinde ağaca çıkıp bir  evin televizyonundan gizlice “multik” (çizgifilm) seyrediyor. Onun o halini görünce kendimi hatırladım biraz :)


Bir keresinde markette alışveriş yaptırmıyorlar küçük diye, bu da ne yapsın, gidiyor parkta dikkati başka yöne çekip birisinin pazar torbasından yiyecek aşırıyor ama parasını da bırakıyor. Umniçka. 

Pastanenin vitrinindeki pastalara bakarken cebinden ucuz şekerlerini çıkarıp yiyor ve sanki o pastaları yiyormuş gibi hayal ediyor. Canım ya :)

Kumdan şato yapıyor, sonra giderken kendi yıkıyor. Niye yıktın diyen çocuklara, ben yıkmasam siz yıkacaktınız diyor. "Kendi kardan adamını her zaman kendi yıkan biri" olarak o kadar iyi anlayabiliyorum ki Kukiçka'yı :( 

İyimser, hafif, masalsı, insanı germeyen, çocuk filmi diye komediye ve aksiyona boğmayan, basit, olaysız, tatlı tatlı hikayesini anlatan, oyuncuları iyi, sevimli bir Rus draması. Beğendim.

Kuka’nın bir tespitiyle bitirelim:
“"Все дети очень-очень глупые и очень-очень жадные... Вы не замечали?"

Gerçekten çocukların çoğunda "yabani bir acımasızlık" olduğunu hep düşünmüşümdür. 

NOT

Bugünlerde Türk sineması bilet parası kavgasıyla çalkalanıyor biliyorsunuz. Bir tarafta tipik gözü kârdan başka bir şey görmeyen paragöz sinema zinciri diğer tarafta bugüne kadar memleketindeki zalimliklere, hatta en son kendi sektörlerinden Metin abi'ye yapılanlara (Metin Akpınar) gıkını çıkartmamış ama bilet parası için hemen bir araya gelip ortak tepki koymayı bilmiş bir sinemacı topluluğu. Tabii o zaman tavır almış olsalardı bugün bakanlıktan parasal çıkarları için istedikleri kararları çıkaramazlardı. Vicdanlara zindan korkusunun ve para kokusunun sindiği bir ülkede iki tarafı da umursayasım yok. Yesinler birbirlerini. Zaten sinemaya gitmeyeli yıllar oldu. Ben başka bir noktaya değineceğim.

Kuka filminin bilet parasının bir kısmı ne mısıra ne sinemacılara ne de salona gitmiş. Özel bir anlaşmayla yardıma ihtiyacı olan çocuklara dağıtılması organize edilmiş ve yardımlar online olarak sitelerinden sürekli güncellenerek ilan edilmiş. Bunu da belirtmek istedim.

Filmle ilgili pek çok röportaj, gazete haberi ve bilgi kendi sitesinde veriliyor. Aşağıdan ulaşabilirsiniz. 





Romiçka







Rr

r














Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...