23 Haziran 2017 Cuma

Botaniğin Tarihi, Gelişimi ve Bugünü (1/3) (2011)


Botany: A Blooming History (2011)
Timothy Walker'ın sunduğu 3 bölümlük bir BBC belgeseli. İlk bölümde Tanımlama ve sınıflandırmanın tarihsel gelişimi, ikincide bitki güneş ilişkisi ve fotosentez, üçüncüde ise botanik genetik konuları ekseninde ilerliyor. Başarılı bir üçleme.  

Bölüm 2     Bölüm 3


NOTLAR
Üç yüzyıl önce doğayla uğraşmak, tanrıyı sorgulamak anlamına geliyordu. 17yy sonlarında değişmeye başladı. Klasifikasyon başladı. Classification is the basis of the science of Botany. Tanımladıkça, bilgileri aktarman, hatta nesillerarası aktarman mümkün oluyor.
Oxford Uni. Botanical Garden. Oldest Botanic garden in Brit. 400 years ago founded.
Mesela 3 tane benzer bitki
St John’s Wort – depression
Deadly night shade which may kill u
Black currants

Yew tree – known to treat breast cancer
Bitkiler arasındaki akrabalıkların bilinmesi yararlı oldu. Mesela yew tree’Nin bir akrabası Leukemia’da kullanılmaya başlandı.
Defining and classifying bu açıdan çok önemli.

John May, from Cambridge ilk atılımı yapıyor.
Natural order olduğunu gördü doğaya bakınca. 17.yy. Ray sahaya çıktı (field botanist) ve bitki topladı. Pressed them in his herbarium press. Brought them home and observed them. The more he looked, the more he saw a pattern.

          St John’s Wort, depression - Deadly nightshade which may kill u - Black currants



John May,


herbarium press


Cambridgeshire countryside’da purple loosestrife’ların çeşitleri var. İnsanlar tamamen farklı olduklarını söyleseler de Ray bunun bir varyasyon olduğuun söyledi. Farklı gözükseler de akraba olabileceklerini öne sürdü. Natural variation’dan bahsediyordu. Bir species içinde değişmeyen yapılar da vardı. Seed, seed vessel ve sepals. Bunlarla tanımlama yapılabilirdi. O zamanlar tür bile bilinmiyordu. Ne yazık ki Ray Cambridge’den atıldı. Cromwell’in ölümünden sonra Monarşi geri döndü (1660). Prensip gereği Krala bağlılık yemini etmedi. Öğrencilerinden birinin evindeki birkaç odayı tuttu. Staffordshire. Değişmeyen karakteristikleri ortaya koyarak türü tanımlamıştı. İkinci buluşunu burada yaptı. Türleri sınıflamak.

Flowering plants produce seeds looking different. Bunları açtığında iki tip olduklarını gördü. Bazıları bean gibi ikiye ayrılıyordu hemen. Bazıları ise ayrılmıyor, ortada tek bir yapı içeriyordu.
Kolayca ikiye ayrılanlara dicots (daycots) derken, diğerlerine monocots dedi.  Sonrasında 5 tane daha fundamental fark gördü.

Flowers, stem, roots, fşirst leaves to emerge and mature leaves.
Sınıflandırmada ilerleyebilmek için bitkinin tümünü değerlendirmek gerektiğini anladı.

“The man was a genius. He created order out of chaos that is nature”

Buldukları hala okullarda öğretiliyor.
Latince yazmış. Ama illüstrasyonu finanse edememiş.

“Ray got the science right but the publicity hopelessly wrong. When u gotta good idea, you gotta good idea u need to shout it from the rof tops”







Carl Linnaeus – Sweden 
Student thesis of Linnaeus: An introduction to the courtship of plants. Reproductive biology of plants’i insanların cinsel yaşamını anlatır gibi ele alıyor ve anlatıyor. He was both genius and showman. Uppsala uni. Medicine için gelmiş. Underachieving student. O zamanlar medicine küçük görülüyor. Burada plant anatomy üzerine uzman oldu sonunda.

Kadın ve erkek üreme organlarını araştırıyor çiçeklerde. Sayıların değiştiğini görüyor. Birinde 2 erkek 1 kadın diğerinde 4 erkek 1 kadı gibi.

Male olanlar yellow polenli iki tane. Female mavi uçlu olan.
4 stamen 1 female organ
Plant sınıflandırmasında genitalia’nın en önemli unsur olduğuna inanıyor.
He rather immodestly put it: “God created it, Linneus classified”
















1735 Systema Naturae yayınlandı.
Müthiş bir kitap olmasına karşın sadece 14 sayfa.  Computer spreadsheet gibi.
Solda 1 stamen’den başlıyor. Bir stame 1 female, 1 samen 2 female sonra 2 stamen 1 female şeklinde sağa doğru ilerliyor. Sistem bu.

İngiltere botanikte başı çekiyor. Önemli yerlere ve kişilere eserinin kopyalarını gönderdi. Kendisi de İngiltere’ye gitti. Tanıdığı yok. Parası yok. İngilizcesi kötü. Kılık kıyafet kötü.

Royal Society’e gitti. Oradan tüm İngiltere’nin kapılarının açılacağını düşünüyordu. Ama beklediği gibi olmadı. Eserleri infial yarattı. Sert eleştiriler. Ben haklıyım hepiniz haksızsınız haleti ruhiyesinde.

Avrupa’nin en yüksek otoritesi Philip Miller o günlerde. Horticulture. Miller çiçekçilikle başlamış. Dünyanın her yerinden çiçekler geliyor Britanya'ya o günlerde. İsim karışıklığı var. Her dil kendi isimlerini koyuyor. Society of Gardeners’ı kurdu. İsimlendirmeyi regüle etmek istiyor.











Coffeehouse’larda toplanıp tartışıyorlar. Sadly the society collapsed. Overwhelmed by the enormity of the task. Dernek dağılsa da ismi tanındı ve Lonfra’nin en prestijli botanik bahçesinin müdürlüğüne getirildi: Chelsea Physic Garden. 

50 yıl burada kaldı ve inanılmaz katkıları oldu. Physic garden’ın amacı tıbbi kullanımı olan bitkilerin yetiştirilmesiydi. Plants with medicinal properties. Aynı zamanda economic botany’ye de el attı. Boya endüsrisidne kullanılan pamuk ve kökler yetiştirdi.

Buradaki bitkilerin çoğu tinctorius ikinci ismine sahip. Boya olarak kullanıldıklarına işaret eder. Dye plants.

Pamuk çok önemli. Bilhassa Amerikan tarihini şekillendiren bir bitki.

Vegetable beds, pharmaceutical beds, herbal beds,












Miller was innovative. To grow the more exotic species he designed glasshouses with their own intricate heating systems. Coal-fired. Kömürle çalışıyor. Under gardener, the apprentice sorumlu genelde ısıtmadan.

Miller dernekteki çalışmaları derledi ve ilk kapsamlı bahçıvanlık sözlüğünü hazırladı. Alfabetik sıralama. Sınıflandırmaya girmedi. 1731’de yayınlandı ve kaynak oldu tüm dünayda. Aynı bitkinin bilinen tüm isimleri sıralanarak arananın bulunması amaçlandı. Philip Miller süperstar oldu.
Bilimsel bir çalışmaya girişirken önce o konudaki tüm beilgi birikimi biraraya getirilir. Miller’In yaptığı buydu sözlüğüyle. Uluslar arası bir çoksatanlar oldu.







Carl Linnaeus’u Chelsea Physic Garden’a getiren işte bu çalışmaydı. Sexual system of classification’ın kitabın yeni edisyonuna  alınmasını istiyordu. But the meeting of the two egos was a frosty affair. Miller bu sınıflandırmanın kısa ömürlü olacağını söylerken, Linnaeus onun çalışmalarının sadece bitki toplamaktan ibaret olduğunu düşündü. Böylece life-long rivalry başlamış oldu. Linnaeus’un bir şansı daha kalmıştı: Oxford.

Oxford Botanic Garden’da Johann Jacob Dillenius’u ziyaret etti. Botanik profesörü. Linnaeus’un kitabını okumuş ama ikna olmamıştı. Konuşmaları sonunda sıkı birer dost oldular. Ayrılmaz bir ikili oldular ve ömürleri boyunca yazıştılar. Hatta ayrılırlarken Dillenius ne olur kal, maaşımı bölüşürüz demiş.

İsveçte bir botanik bahçesi kurmak istiyor. Burada bitkiler sahip oldukları cinsel organ sayısına göre gruplandırılmış. Linnaeus’s garden. Pigrimage site for every botanist.
Categorization based on his sexual system.
Uppsala üniversitesinde botanik profesörü oldu. Research and teaching. Ders için lively botanical trails are used sometimes.
















Uppsala üni’den Dr Mariette Manktelow original Linnaean trails’İ reintroduced. Excursions. Bitki incelediği belli yürüyüş rotaları var.

Bu dönemde bitkilerin isimlerinin çok uzun ve karışık olmaları sorununa kafa yormaya başladı. Mesela viola bitkisinin ismi 8 kelimeydi. Aslında isimler kısa birer tarif adeta. How can you carry out field biology if the name takes 30 secs to say?

Linnaeus bitkileri sınıflandırmak için kolay ve net bir yöntem bulmuştu. Bu sefer onları adlandırmak için pratik bir sistem arayışı başladı.

İsimde designation’ın yeterli olduğunu, description’ın gereksiz olduğunu düşünüyordu. Bunun için universal bir dile ihtiyaç vardı.

Tüm isimleri iki kelimeye indirgedi. İlk isim manufacturer’s name gibiydi. İkincisi ise refers to the models they make.

Takip eden 20 yıl boyunca Linnaeus ikili sitemini 7700 bitkiye uyguladı. İkinci kitabı Species Plantarum çıktığında diğer isimlerin yanında kendi sistemindeki ikili ismi de verdi bu kitapta. Müthiş bir standardizasyon başarısı. Botanistler yavaş yavaş binomial sistemi kabul etti. Philip Miller hep karşısında olmaya devam etti. “The vanity of being the law-giver” diyerek küçümsemiş. Miller sözlüğünün sekizinci ve son edisyonuna kadar almamış binomial sistemi.













Linnaeus bazı bitkilere hayran olduğu botanistlerin isimlerini verdi. Archrival Philip Miller içinse zekice bir sürprizi vardı.

Milleria quinqueflora. A weedy member of the daisy family. Linnaeus believed there should be a connectionbetween the botanist and the plant. The outer stumpy petals of the Milleria flowers reputedly referred to the Miller’s somewhat plump figure.

Linnaeus arrogant ve self-publicist olarak görülüyor. Ama kendi için seçtiği isim Linnaea borealis.
Linnaeus’un isimlendirme sistemi halen kullanılmasına karşın, sexual system!’a göre sınıflandırması inconsistencies içeriyordu.

Mesela lily. 8 erkek 3 dişi organı var.
Yucca:  male parts, 3 female parts.
Butcher’s broom ve asparagus da benzer yapıda ama çok farklılar.

Aslında aynı bitkinin farklı çiçeklerinde bir dişi ve erkek organ sayısı değişebilir. Plant genitalia bu konuda belirleyici değil. Tek özellikle olmuyor. Oysa John Ray’in çok önce söylediği gibi sınıflandırma sistemleri bitkinin tüm hallerini kapsamalıydı. Bu konuda John Ray’in dahamantıklı olduğu düşünülüyor. Philip Miller bunlardan biri o dönem. Chelsea Physic Garden kesinlikle sexual system of classification’ı kabul etmemişti. Sevilmeyen bir adam. Bugüne gelen resmi dahi yok.







1716. Thomas Fairchild. Bahçesinde pottery house’da nursery ile ilgileniyor. Yeni ve rakiplerinde olmayan bir çiçek yaratarak satmak istiyor. An artificial hybrid flower. A carnation and a sweet 
William. Sweet William’dan male pollen aldı, placed it on the female part of the carnation. Then he waited until the carnation produced seeds. Preservation için iki kapıt tabakası arasında sakladı. Başarılıydı. World’s first scientifically created hybrid

Çağdaşlarının İncil'deki yaradılış kısmının etkisinde olduğunun farkındaydı. Suçluluk hissini azaltmak için kiliseye bağış yaptı Made benefaction.

1720’de Royal Society of London merkezien gitti. Yaptığı işi anlattı. Beklediği tepkiyi görmedi. Ama bir problem vardı. Fairchild’IN hybrid creation’ı could not produce seed. It was sterile and nobody knew why.






Darwin botaniğiğe tutkuyla bağlıydı. Bitkilerin çevrelerine adaptasyon yeteneği olduğunu gözlemliyordu.

1831. HMS Beagle. Diversity of southern hemisphere. He observed that flowers pollinated by wind have little color. While those that have to attract insects were brightly colored.

1859’da Origins of Species yayınlandı.
Darwin’in türlerin evrimini ağaç şekliyle açıklaması. Bazı dallar kururken bazıları yaşamına devam ediyor, kökten uzaklaşsa da bağı kopmuyordu.

Ortak ata fikrinin altı çiziliyor. Çok farkları olanlar da akraba ama daha uzak akraba.
Fairchild’ın melez bitkisinin niye kısır olduğu anlaşıldı. Başarılı bir döl için yetecek kadar yakın akraba değildiler.






Probably the most famous botanical garden in the world: Kew Gardens
Araştırmalar burada devam ediyor. Elektron mikroskobu ve DNA analizi. Defining and classifying plants.

Prof Monique Simmons in Kew. Gana’da Malarya’ya karşı kullanılan bir bitkiyle karşılaştı, kontrol etmek istedi. Bitki sage ile aynı ailedendi ve Kew’daki herbarium archive aynı grupta 300 tür muhafaza ediyordu. Sonunda aradığı örneğin Plectranthus barbatus olduğunu anladı. Kimyasal analize başladı. Yepyeni bir antimalaryal bileşik buldu.

Active compound yaprakların tüylerinde. Yaprak kesildiğinde yeniden büyüyen yaprakta aktif compound miktarı daha yüksek oluyor.

Acaba bu türü akrabaları içinde daha etkili olanı varmı diye kontrol ediyorlar.
Molecular data can give us an insight into one species and its neighbors. DNA fingerpring is used as the molecular data.

The leaves of the herb are ground in a pestle and mortar, dipped in a hot bath mixed with chloroform, then shaken and spun, The sediment is removed and when ethanol is added, the strands of DNA are visibel even to the naked eye.

Sonra örnek donduruluyor. Bunun gibi 40.000 tane dondurulmuş örnek database’i var Kew’da.


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...