Folk Horror etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Folk Horror etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2019 Pazar

"The Witch: A New England Folktale" (Cadı)

On yedinci yüzyıl Amerika’sında bir ailenin toplum tarafından sürülünce ormanın kenarındaki kulübelerinde doğaya ve doğaüstüne karşı tek başlarına yaşam mücadelesi.

Yönetmen Robert Eggers. “The Lighthouse” diye 2019 yapımı yeni bir filmi seyredilecekler listemde. Anya-Taylor Joy (Split, Glass), Ralph Ineson (Game of Thrones, Harry Potter) gibi tanıdığım oyuncular var. Kate Dickie’den ayrıca bahsetmek istiyorum. İskoç aksanı ve sıradışı yüzüyle bana ilginç geldiği için takip ettiğim bir aktris. Ralph Ineson gibi Game of Thrones’da da vardı, Lysa Arryn rolünde. Wasted (2008) diye bir filmde uyuşturucu bağımlısı bir kadını oynuyordu ve çarpıcı gerçekçilikte bir filmdi. Outcast (2010) filminde kurtadam bir çocuğun annesi olarak izledim ama vasat bir işti. Burada da harika bir oyunculuk çıkarmış ve role çok yakışmış. Herkes iyi oynuyor zaten.

Film salt korkudan ziyade korku temasını da içeren psikolojik gerilim filmi gibi. Mark Gatiss’in tabiriyle folk horror öğelerini taşıyor. Özellikle 60lar ve 70ler İngiltere'sinde gündem olan bir film türü. Mesela ilk aklıma gelen örnek "Blood on Satan's Claw".

Witch filmi fikri, hikayesi ya da diyaloglarından ziyade atmosferiyle öne çıkan bir çalışma. Özellikle o dönemi çok etkileyici yansıtmış. Açılış sahnesinin ısrarcı fısıltıları, uygun ortam bulunca düşüncelerimizi esir eden kurban arayışını düşündürdü.  


Tabiat Dost mu Düşman mı?
Günümüzde tabiat güzellemeleri yoğunlaştı. Ağaçlar, hayvanlar ve bitkiler arasında yaşamak. Romantik ve yeşilci cümleler kurmak. Heidi iyimserliği. Kent yaşamını yerden yere vurmak. Ben de kaptırıyorum bazen. Haklı yönleri de yok değil bu yaklaşımın sağlıksız şehirlerin bunaltıcı sosyolojisinde. Hepsi iyi güzel ama unutmayalım ki bunlar doğanın sadece bir yüzünü yansıtıyor. Diğer yüzü öylesine karanlık ki. Gidin dağda 1 hafta tek başınıza yanınıza yemek, çadır falan da almadan kalın, zorluklarını da hissettirdiklerini de anlarsınız. Korkunç, acımasız ve sonsuz bir mücadele var tabiatta. Küçücük kalıyorsun içinde. Zaman zaman zavallı ve çaresiz hissediyorsun. Süslü yaşamların uzağında fiziksel ihtiyaçlarınla yüzleştiğinde ne olduğunu şaşırıyorsun.

Dolayısıyla insan kesinlikle tabiattan kopmamalı, her şeyden önce kendi iyiliği için ona saygı göstermeli derken, teknolojiye de sıkı sıkıya tutunmayı bırakmamalı diye düşünenlerdenim.


Bu noktada aklıma bir dahi geliyor. Bir ara Darwin'le ilgili okuyordum. Birkaç tane de belgeselini seyretmiştim. En etkileyici olanlarından biri “Türlerin Kökeni” kitabının yazılış sürecini anlatan “Darwins’s Struggle: The Evolution of the Origin of Species” idi. Belki buraya konuk ederiz ilerde. Burada Darwin’in kızı Anna’yı kaybettikten sonra tabiatın romantik çağrışımlarının altındaki gerçek yüzü hakkındaki sözleri alıntılanır:

Darwin talks about struggle for existence. Years after Annie’s death. He describes for us nature as it is and how nature really is. He refers to the smiling face of the nature. The green and pleasant land of England. Insects, birds, beauties. "We do not see" , he says, "beneath the surface". “It’s a continual state of war. Under the surface of nature the young are dying young, and the rest of the animal life struggles to survive.”Then he says that” the struggle for existence is like, he uses the old notebook figure, wedges being driven into the face. “

“Destruction inevitably falls either on the young or old, during each generation. The face of nature may be compared to a yielding surface with the thousand sharp wedges packed close together and driven inwards by incessant loads. “

Anlayacağınız filmdeki tabiat bizim bugün anladığımız manada bozulmamış bir saklı cennet değil. Sağ kalmanın pamuk ipliğine bağlı olduğu, alabildiğine acımasız bir ölüm kalım arenası.


The VVitch: A New-England Folktale (2015)
Toplumun dışında kalan insanın nasıl yabani bir dünyayla karşı karşıya olduğu çok iyi hissettiriliyor. Tüm imkansızlıklar ve çaresizlikler sinir törpüsüne dönüşüyor. Bugünün şehir insanının bunu anlaması epey zor. Böyle bir ortamda kendisine yardım edebilecek, yol gösterebilecek bir gücün varlığına inanmadan yaşamak imkansız. Yaşam koşulları o kadar sert ki umudu, suçu, kurtuluşu her şeyi doğaüstünde arayarak akıl sağlıklarını koruyabiliyorlar. İnsanın kendisinin ve sevdiklerinin en ufak bir yaşam güvencesi bir dayanağı olmayınca inançlar ağırlığını hissetiriyor, boşluk doluyor ve onların da nereye götürecekleri belli olmuyor. Hukuksuz bir psödo-kent ortamının, kendini medeniyet diye pazarlayan bir barbarlığın  "jungle" olarak nitelenmesi boşa değil.

Tekrar seyretmem herhalde ama farklı bir deneyimdi. Klasik kanlı, vahşetli, öcülü korku filmi sevenlere göre değil. İnsan psikolojisine ve en ilkel hallerine şiirimsi, masalsı, makyajsız, atmosferik, tarihi ve folklorik bir yaklaşım.

Bir sahnede baba gümüş kadehinin kaybolduğunu anlayan karısına götürüp sattığını söyleyemedi ve  konuyu değiştirmek için çocuğundan kutsal kitabı sesli okumasını istedi. Anlamak isteyene çok şeyler anlatıyordu ama o "cadılı ormandan" hala çıkamamış zavallıların fark ettiğini sanmam :)

“We must find some light in our darkness”
















Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

11 Haziran 2017 Pazar

Korku Filmleri Tarihi (2/3) - BBC Belgeseli


A History of Horror with Mark Gatiss (2/3)
BBC'den 3 bölümlük bir korku sineması tarihi. Seyrettikten sonra korku filmlerinin evrimi üzerine kabaca bir fikir sahibi olabiliyorsunuz. Konuya ilgisi olanların mutlaka farklı bir şeyler bulabileceği zengin içerikli bir yolculuk.Kabaca 1950-1970 arası dönem. Hammer ve Amicus film stüdyoları yanında Christopher Lee ve Peter Cushing'e yer verilmiş. Ayrıca folk horror gibi korku alt-türlerinden de örnekler var.  


NOTLAR 
From the late 18th century to the end of Queen Victoria’s reign, there was a flowering of Gothic lit in Brit.

Korku filmleri Amerika’da doğdu ama 1950’lerin ortalarında bayrağı Britanya devraldı. Gatiss 1950 ve 60ların korku filmleriyle büyüdüğü için bu devir kişisel beğenileri ağırlıklı.

Bray Studios. The home of Hammer films. The pioneers of British horror films. Thames kıyısında. This late 18th century house int eh village of Bray near Maidenhead looks most unlike a movie studio, but it is. In their early days, Hammer mostly based their films on popular radio dramas.






1954’te ise TV’ye döndüler. BBC’nin hit dizisi The Quatermass Experiment'i filmleştirdiler. Korku filmlerini öldüren sci-fi türü bu sefer yeniden doğuşuna sebep olacaktı.

Victor Carroon is an astronaut who crashes to earth alive but infected. A fantastic performance by actor Richard Wordsworth makes his transformation from an alien life form both affecting and hideous. Erken dönem Alien gibi. 







Korkunçluğu dolayısıyla film X-rated bir hit oldu. Hammer’a Frankenstain devam filmi önerildi. Ama basit bir devam dan fazlasını yapmak istiyorlardı. Hammer canavarı oynayacak aktörü aramaya başladı ve sonunda buldu: Christopher Lee.

Curse of Franenstein
Universal Frankenstein makyajının bile telifine sahipmiş. Eğer en ufak bir benzerlik görürlerse mahkemeye vermek için hzırlar. Hammer yaratıcılığa yüklenmek zorunda kaldı. 1931 Universal filminden en büyük farkı Baron Frankenstein’a odaklanması. Peter Cushing oynuyor.

Terence Fisher’ın yönetiminde became more than a retelling of the Franky story. Revolutonary new approach to horror. Bir kere renkli. İlk Brit renkli korku filmi.

John Carpenter: “shocking violence ve shocking gore sahnelediği için çok hoşuma gitti”
Özellikle Franky’nin vurulma sahnesi ve kanlar fışkırması groundbreaking gore.
Scriptwriter is Jimmy Sangster.

Anthony Hinds (Hammer Producer): “Jimmy’ye her kanlı ya da korkunç sahneden sonra bir komik sahne koymasını isterdim, kendim de öyle yapardım zaten”

Mesela maid ve Franky'yi aynı odada kapattıktan sonraki sahnede Baron eşiyle kahvaltı yaparken gayet casual şekilde “pass the marmalade” der ve gerilim sıfırlanır.







Terence Stamp








Dracula
Curse of Franky maliyetinin 70 katı para getirmiş. Bunu gören Hammer diğer classic Gothic tale Dracula’ya da el atar. Christopher Lee bu sefer Franky yerine Dracula rolünde.

Senaryo yine Jimmy Sangster’da. Romanı uyarlıyor. Jumpstart scenario. Hemen aksiyonla giriyor.
Anthony Hinds: “İnsanlar korku filmlerinin başında kıkırdardı bazen başlarda. New York geceyarısı prömiyerinde birden tabut ve kan çıkınca hemen susmuş herkes. Amaç seyirciyi şoke etmek. Horror films are shocker, arent they?”

İlk kez kan damlayan vampir dişleri gözüküyor. Zaten sansür kurulu gore’dan rahatsız, bir de cinsellik işin içine girince rahatsız oluyorlar iyice. Mesela Mina ve Dracula’nin ısırılma sahnesinde bakışmaları falan kesip direkt ısırmaya geçseniz daha iyi olur demişler ama Hammer cinsellik amaçlamıyoruz orada demiş, kesmemiş. Demek ki zorlayamıyorlar.
















1950’lerin sonunda Dracula büyük sükse yaptı. Özellikle son sahnede Van Helsing ile mücadeleleri. Uluslaraası bir hit oldu.
House of Hammer diye bir dergi de çıkıyormuş.




Jim Carreras. Hammer’s relentlessly pragmatic chairman.
Jimmy Sansgter (senarist):  “Bir gün Carreras geldi ve bir Franky daha sattım, 10 hafta içinde çekimlere başlıyoruz dedi. Keşke bana yazdırsaydın demiş. Sana vereceğim zaten diye cevap verdi, The return of Franlenstein olacak deyince. Yahu ben onu öldürmüştüm ama en son filmde dedim. Birşeyler düşün işte geri getirmek için diey ısrar etti.”




Yine Peter Cushing var ama canavar farklı bu sefer.
Peter Cushing modest ve underrated bir Brit aktördü. 1958’de Whitstable’da bir ev aldı. Hammer’daki ilk başrolünden kısa bir süre sonra.
TV röportajı
“Typecast (aynı tip role takılmak) olmanız hakkında ne düşünüyorsunuz?
 “Oh..İts enver affected me derken Baron gibi gülmeye başladı. Çok sempatikti. “Well I don’t think any actor lieks to be typecast. Because I thin kl as an actor u should and can do other things. But I l ove doing these films. People are enjoying them. Halimden memnunum. “
Konuşma/bakışlar/ses tonu çok kibar ve iyi bir adama benz,yor. Bu kasabada ufak bir müzesi var.
Beyin nakli sahnesini gidip doktoruna sormuş gerçekçi olması için. Titizleniyor.
Whitstable’da bir kafeye gelirmiş her gün. Tam tonozun arkasına otururmuş .


















Hammer filmin Brit Horror filmleri Avrupa’yı da etkiler. İtalya’da dir. Mario Bava Hammer’In Dracula’sından ilham alarak kendi korku filmini yaratmaya girişir. Black Sunday. Mixed the violence and sensuality of Hammer with the black/white visual flair of the universal era. Beginning of a new wave of Italian Horror cinema. Film Barbara Steele isimli bir Brit actress harika bir performans. Bir vampire-witch put to death. In the opening scene. Blood Sunday made the sex and death mixture even stronger.










Amerika’da da Hammer’ın başarısı, korku filmine dönüş doğuruyor.
Producer and director Roger Corman worked with even smaller budgets than Hammer. House of Usher ile başlayarak Edgar Allan Poe’nun hikayelerini uyarladı. Less gory than Hammer’s. Queasy, dreamlike quality.

Corman: “The dream sequences became a signature of Poe films. Usher filmindeki rüya sahnesi seyircinin hoşuna gidince her filme ekledim. There was a heavy Freudian element to it. There was the sense of fear. Ayrıca diyalog ve hikayesiz sadece filmle çalışma imkanı veriyordu.

Biri hariç tüm Poe filmlerinde Vincent Price başrolde.

Pendulum sahnesinde oyuncu John korkmuş altına yatmaya. Corman önce kendisi yatınca kabul etmiş. Pit and the Pendulum’da Barbara Steele yine kurban rolünde. Barbara’nin tabuttan çıkış sahnesi  için Stephen King pivotal scene in horror films demiş. Son Poe filmi The Tomb of Ligeia. (1964). Son filme kadar gerçekçi olmayan suni ve içmekan filmleri yapıyor. Son filmde bunu bozuyor. İngiltere’de çekiyor ve Hammer sinematographer Arthur Grant ile çalışıyor bu filmde. Location scenes. Norfolk’ta.

















Night of the Demon (1957) updates a tale written by most Edwardian of ghost story authors: MR James. Niall MacGinnis delights as a villainous black magician and occasional children’s entertainer. Dir. Jacques Tourneur, protegé of great Holltwood producer Val Lewton (RKO).  Dana Andrews oyuncu. Lewton’ın canavarı göstermeme dictum’una uymuyor. Eleştiriliyor.

Bunun aksine 1963 tarihli Robert Wise’ın çektiği The Haunting (shot in Brit) sticks firmly to the principle that “fear comes through suggestion”. Wise bu filmi West Side Story ile Sound of Music arasında yaptı. High-end horror with big money behind. A classic ghost story. Vile house. Haunted house hikayesi. Careful use of silence and sudden noise creates an atm of dread.

Bu arada Hammer korku filmlerini bol bol üretiyor. Dracula Prince of Darkness ile 1958 yapımı film yine Christopher Lee ile devam ediyor. Filmde Lee ile oynayan Barbara Shelley.

Aslında Hammer’da bütçe ucu ucuna herşeye rağmen. Aynı teknisyenler filmden filme koşuyor. Sahne kesimlerini James Needs yapıyor. Senarist ve yönetmenler de nadiren değişiyor. Hammer çözüm için reusing sets’i denedi ve 1965 yılında they shot a run of films that shared casts and crew.
Bu dönemde Reptile ve Plague of the Zombies gibi filmler çekildi. Windsor’daki Oakley Court pek çok filmde kullanılmış.  Bray’e yakın olması sebebiyle.























Hammer’ın Brit rakiplerinden biri Amicus Productions. Shepperton Studios’daki bir barakada iş yapıyor. İki ortak var. Max Rosenberg ve Milton Subotsky. 1964’te Dr Terror’s House of Horrors’ı çıkarttılar. Kısa hikayeleri birleştirip film yapmışlar. 1945’deki klasik film Dead of Night’tan esinleniyor. Portmanteau film diyorlar. Hikayelerden birini sevmesen diğerin, sevebiliyorsun. Kısa film paketi gibi. 10 dakika civarı her biri.

Asylum, Robert Bloch tarafından  yazıldı (Psycho’nun yazarı). Great horror short story writer. 4 hikaye içeriyor ama bütünler. 4 hastanın neden orada olduğunu hikaye ediyor.
Milton Subotsky senaryoya çok önem veriyor.

Yine portmanteau filmler olan Tales from the Crypt ve Vault of Horror Amicus tarafından yapıldı. EC Horror comics’den yaptılar.









From Beyond the Grave (1973) - Amicus
Donald Plasence and his daugter Angela
Peter Cushing – Shopkeeper
Diana Dors
David Warner





1966’da Hammer Bray Studios’tan ayrılıp, Elstree’ye taşındılar. Hala Dracula ve Frankenstein sequels yapıyor ama eskisi gibi değil artık.

Jimmy Sangster: “Frankenstein filmi yapıyoruz yazmak ister misin dediler. Hayır dedim. Prodüktör de olabilirsin dediler. Yine istemedim. Sonra yönetirsem olabilir dedim. Aramızda konuşalım seni arayacaız deyip 20 dakika sonra aradılar ve OK dediler. Hayatımda yaptığım en büyük hataydı belki de.”

The Horror of Frankenstein
Berbat bir film diyorlar.
Yine de Lust for a Vampire isimli Hammer filminde son anda Terence Fisher’ın yerine yönetmen olarak geçti.

A sudden relaxation of censorship at the beginning of the 70s meant Hammer could focus on one thing that they knew could pull the crowds: sex.

Sangster: “Sex became more important than the horror film." Göğüs göstermeye başlıyorlar. Hammer filmleri belli bir formülün tekrarı haline geliyor özellikle bu dönemde.

Lust for a vampire’ın prodüktörü formülü özetliyor: “bir sürü cinayet, bol kan, güçlü bir kötü adam, iyi bir kahraman, Biraz seks, yığınla aksiyon ve yığınla güzel kız. Aslında tüm hikaye buydu işte.” 

Bu son dönemlerinde dahi Hammer arada iyi işlere imza attı. The Avengers’ın yaratıcılarından biri Brian Clemens’in bir fikrinden çıktı. Kantinde Jekyll ve Hyde nasıl yeniden sunulabilir diye tartışılıyordu.

“Dr Jekyll drinks the potion. And he turns into a woman.”
Böylece Dr Jekyll ve Sister Hyde ortaya çıktı.
Dr Jeckyll – Ralph Bates
Former Bond girl Martine Beswick 













Curse of Franky’den beri 80’den fazla feature film yapar Hammer. 19 yy Gothic tradition’dan çıkartacak bir şey kalmayınca bocalıyorlar. O zamanın New York’Una taşıdılar Dracula’yı. Kung-fucu vampirler yarattılar.

Folk horror – Brit landscape and folklore.

Witchfinder General. Vincent Price başrolde. Dark ve Nihilistic bir atmosferi var. Farklı.
Wickerman de bunlardan biri. Pagan islanders against the Christian hero









Blood on Satan’s Claw (1970) Dir. Piers Haggard
Devil rebuilds itself by harvesting the skins of children.
Topraktan çıkabilecek bir kötülüğü anlatmak için kamerayı sık sık kazdıkları çukurlara yerleştirip çekim yapmışlar.
60s fad for nudity
Filmde tecavüz sahnesi de var.
Sensation had certainly overtaken suggestion.
Sarkaç yine Atlantiğin diğer yakasına gidiyor. 1950 ve 60lardaki Brit korku filmleri ardından 70lerde Amerikan korku sineması yükselişte.














Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...