Paolo Bacigalupi'den Pump 6 hikayesini okudum. İnsanların aptallaştığı hatta bir kısmının seksten başka bir şey düşünmeyen trog denilen canlılara dönüştüğü bir ortam. Cehalet kol geziyor. Eskiden üretilmiş makinelerin bozulmaması için dua edilecek bir atmosfer var çünkü bir daha yapacak, hatta tamir edecek akla ve bilgiye sahip kimse kalmamış. Bu atmosferde bozulan altıncı kanalizasyon pompasını tamir edip, şehri lağım sularının işgal etmemesi için uğraşan bir adamın hikayesi.
Türkiye'nin içinde ilerlediği devolution sürecinin etkisiyle biraz daha ilgi çekici gelmesine karşın aradığım tadı bulamadım. Yazar hakkında karar vermeden önce birkaç hikayesini daha okuyacağım. Idiocracy filmiyle bir alakası var mı bilmiyorum ama temelde aynı fikir üzerine inşa edilmiş gibi gözüktüler bana.
Science-fiction etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Science-fiction etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Şubat 2017 Çarşamba
12 Şubat 2017 Pazar
Arrival (2016)

Filmi seyredip “olmamış” hissini yoğun olarak yaşayınca, öncelikle senaryonun
uyarlandığı Story of Your Life isimli Ted Chiang hikayesini de okudum. Fena değildi. Ama filme çekilmesini bekleyeceğim bir hikaye izlenimi almadım.

Temel nokta kullanılan dilin, kullananların yaşamı algılayışını hem
yansıttığı hem de biçimlendirdiği görüşü gibi gözüküyor. Heptapod (yedi ayaklı) adı verilen uzaylıların iletişim sisteminin çözülmesi süreci bu fikri yansıtıyor. Buradan
hareketle doğum olarak bildiğimiz başlangıç noktasından ölüm olarak bildiğimiz
sona doğru ilerleyen doğrusal düzendeki bir yaşam algısının kullandığımız dilin
yapısının çaktırmadan dikte ettiği bir bakış açısından ibaret olabileceği ve
farklı dil yapılarında yaşamın çok daha farklı algılanabileceği örnekleniyor. Bu
yaklaşımları kazanmanın yolu olarak ise beynin yeniden formatlanması gerekiyor
ve buna uygun bir dil öğrenilerek bu değişim yaşanabiliyor.

Filmin başrol oyuncusu dil uzmanı Louise uzaylıların dilini öğrendiğinde yaşamı ve zamanı algılama şekli de otomatik olarak değişiyor ve geleceği de görebiliyor. Bu noktada filmin ikinci mesajı sahneye çıkıyor. Geleceği bilirsek olumsuz gördüğümüz kısımları değiştirmeli miyiz? Louise karakteri gelecekte yapacağı çocuğunun öleceğini bilmesine karşın yine de onu dünyaya getirmek istiyor. Artık yabancısı olmadığı Heptapod mantığında çocuğunun yani sevdiğinin lineer zaman kavramında kaç yıl yaşayacağının önemi yok. Yaşamında varolması başlı başına bir hediye. Lineer bir yaşam algısı olmayınca hayatta ne kadar kaldığının da önemi olmuyor. Louise karakterinin söylediği gibi başlangıç ve bitişlerin önemi kalmıyor. Varoluşun niceliği değil niteliği ön plana çıkıyor. Sıralama değil bütünlük değer kazanıyor. Varoluşun bu şekilde değerlendirilmesi, uzaylıların gelişi ve ansızın gidişi ardından geride bıraktıkları değişimle de paralellik içeriyor.

Etiketler:
Amy Adams,
Arrival,
Bilim-kurgu,
Denis Villeneuve,
Film,
Forest Whitaker,
Gözlem,
Heptapod,
Hikaye,
İnceleme,
Jeremy Renner,
Linguistics,
Lisan,
Movie,
Science-fiction,
Story of Your Life,
Ted Chiang,
Uzaylı,
Zaman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)