Will Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Will Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2018 Perşembe

Devlet Düşmanı (Enemy of the State) Filmi (1998)

NSA’nın ulusal güvenlik adına halkın bilgilerine sınırsız ulaşmaya devam etmek için bir senatörü öldürmesinin ardından cinayetin çevrede kuş gözlemi yapan bir doğaseverin bıraktığı kamerayla kaydedildiği ortaya çıkar. Bu kaset dönüp dolaşıp avukat Richard Dean Clayton’a (Will Smith) ulaşınca Amerikan gizli servislerinin tek hedefi haline gelir ve tüm yaşamı altüst olur. Ona yardım edebilecek tek adam, artık serbest çalışan eski bir CIA ajanı Edward Lyle’dır (Gene Hackman).

Birinci sınıf bir aksiyon. Kovalamaca ağırlıklı bir gerilim. Koşar gibi akıp giden yüksek tempolu bir kedi-fare oyunu. Soluksuz takip sahneleri.  Daha filmin girişindeki tempolu ve gizemli müzik filmin ritmi hakkında ipucu vermeye başlıyor. Ayrıca bu  intro’nun yıllar sonra pek çok insanı ekran başına bağlayacak Person of Interest dizisinin intro ve geçiş sekanslarının habercisi olduğunu düşündürttü. Konusu açısından da insanların her hareketinin gözetlendiği ve elde edilen bilgilerin istenileni yaptırmak için kullanılabileceği günümüz dünyasının gerçekçi denilebilecek bir izdüşümü. Whistleblower olaylarının çok öncesinde atılmış bir işaret fişeği.  

Will Smith ve Gene Hackman rollerine yakışmış. İkisini de seyretmeyi severim. Yönetmen Tony Scott. Yeteneğini ispat etmiş bir adam. Top Gun gibi hit filmlerinin haricinde True Romance (Maceralı Aşk) filmi harikadır. Bir özelliği dikkatimi çekti, True Romance filminin finalinde de shootout (kalabalık bir çatışma) sahnesi vardı, bu filmin sonu da aynı şekilde. Bir Tarantino etkisi belki. Gene Hackman’ın siyasi entrikalı filmlerde not düşülmesi gereken ayrı bir ustalığı var. Absolute Power filminden No Way Out’a, Missisipi Burning’den Enemy of the State’e uzanan nefis performansları unutulur gibi değil. Kötü adam rolünde son dönem  Ray Donovan dizisiyle harikalar yaratan Jon Voight’un son derece başarılı olduğunu da not düşelim.      

Filmin yüksek temposu ve başarılı kovalamaca sahneleri sıkmıyor. Biraz Hitchcock’un North by Northwest ve hatta “The Man Who Knew Too Much” fimlerine biraz Robert Redford’un en iyi filmlerinden olan Sydney Pollack imzalı “Three Days of Condor” filmine yakın duruyor.
Yerinde duramayan filmlerden. Üstelik whistleblower hadiselerinin patladığı günümüzde çekildiği dönemden daha anlamlı duruyor diyebiliriz. 

Kaçırılmayacak bir aksiyon. 

Edward Lyle (Clayton’a): “U re either incredibly smart or incredibly stupid!”





"Person of Interest" benzeri bir intro























Skyler :)











Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. .

25 Mart 2017 Cumartesi

Collateral Beauty, Batman, Gaz Lambası, JBC

Bu hafta Collateral filmini seyrettim. Beklediğim kadar güçlü değildi. Müzikler, sahneler falan duygusaldı ama bir bütünlük, daha da önemlisi özgün bir tema ya da doyurucu diyaloglar yoktu. Senaryo üzerinde yeterince çalışılmamış sanki. Çok şey söylemek isterken, klişeleri tekrarlamaktan öteye gidilememiş. Bu zengin kadrodan çok daha iyisi çıkmalıydı ama yine de seyredilebilir bir iş çıkartmışlar.

Filmde Will Smith, Howard isminde bir reklamcıyı oynuyor, yaşama bağlı başarılı bir adamken kızını küçük yaşta kaybedince herşeye küsüyor. Onun bu durumu ortağı olduğu reklam şirketinde de işleri bozuyor ve tam bu dönemde önlerine çıkan iyi bir fırsatı değerlendirmek için ortakları (Edward Norton, Kate Winslet, Michael Pena) onu ikna etmek zorunda kalıyor. Bir türlü içine girdiği depresyondan çıkartıp bir yanıt alamayınca tesadüf eseri akıllarına gelen farklı bir yol deniyorlar. Uzun zamandır peşlerine taktıkları özel dedektif Howard’ın zaman, ölüm, sevgi kavramlarına şikayet mektupları yolladığını söyleyince üç tiyatrocuyla anlaşıyorlar. Plana göre bunlar zaman, ölüm ve sevgi kavramları olarak Howard’la karşılaşacak ve iletişim kurmayı deneyecekler. Bu arada özel dedektif karşılaşmaları filme alacak, sonra Howard kendi kendine konuşan bir deliymiş izlenimi vermek için tiyatrocular montajla filmden çıkartılacak. Böylece Howard’ın akli dengesinin yerinde olmadığı ispatlanarak şirket anlaşmayı kabul edebilecek. Konu kabaca bu şekilde. Bizim bugünkü konumuz ise Collateral Beauty filminin değerlendirmesi değil. Bu filmdeki bir sahnenin bana flashback yaşatıp, nette gözüme takılan bir ÇRı hatırlatmasından bahsedeceğim.
“Gaslight, you know?" 

Tiyatroculara bu iş teklif edildiğinde üçlüden birini oynayan Helen Mirren şöyle cevap veriyor: ”So you want us to gaslight your boss?” Ortaklar ne demek istediğini anlamayınca Helen Mirren bunlar da hiç bir şey anlamıyor gibi bir hareket yapıyor ve çocuğa anlatır gibi açıklıyor: “Gaslight, you know? It was a play, then it was a movie. Gas light? Oh my god! Does nobody ever watch anything longer than eight seconds anymore?” Sonunda ortaklar yine ne dediğini anlamayınca diğer tiyatrocu açıklıyor: “What she’s saying is u want us to make him think he’s crazy?” 


İşte filmi seyrederken bu konuşmalar bana yeni çıktığı duyurulan bir Batman albümünü hatırlattı. Hangisi mi? “Gotham’ın Gaz Lambaları”. Zaten daha ilk bakışta “Ben bir tercümeyim, bu dilde misafirim” havası sezilen bu çevirideki gaz lambaları başka bir şey ifade ediyor olmalıydı. Filmden aklıma takılan "gaslight someone" deyiminin peşine düşünce Wikipedia’da aynen şu tanımla karşılaştım: Gaslighting is a form of manipulation that seeks to sow seeds of doubt in a targeted individual or members of a group, hoping to make targets question their own memory, perception, and sanity. Bu deyim filmde belirtildiği şekilde Gas Light oyunu (1938) ve film uyarlamalarından konuşma diline geçmiş. Filmde karısını deli olduğuna inandırmak için olan şeylerin olmadığını söyleyen bir adam var. Gaz lambalarını sönükleştiriyor ama karısı bunu söylediğinde inkar ediyor. İşte deyimin kökeni bu. Yine Wikipedia’dan alıntılayalım: “The term “gaslighting” has been used colloquially since the 1960s,[5] to describe efforts to manipulate someone’s sense of reality

Peki ama bu deyimin anlamı ile ÇRın konusu örtüşüyor muydu? Nolan’ın Batman filmlerini defalarca seyretmeme karşın ÇRları hakkında bir fikrim olmadığından yayınlanan ÇRın özetine baktım. Gotham şehri işlenen cinayetlerden çeşitli manipülasyonlar sonucu Batman’i sorumlu tutuyor ve asılmasına karar vererek Arkham’a tıkıyordu. Yani burada Gotham halkına karşı bir gaslighting gerçekleştirilerek (Gotham by Gaslight) Batman, dolaylı olarak da yine Gotham şehri (çünkü savunmasız kalacak) hedefleniyordu. Gotham halkı, üzerinde oynanan akıl oyunlarıyla saçma sapan şeyler düşünmeye sevk ediliyor ve işler Batman’in suçlu olduğunu düşünecek kadar şirazesinden çıkıyordu. Bu okumalardan sonra artık orjinalindeki  "Gotham by Gaslight” isminin basit gaz lambalarından daha farklı şeylere atıf yaptığı kafamda netleşmiş oldu.  

Dolayısıyla bu deyimi dümdüz “Gotham’ın Gaz Lambaları” diye çevirince, “Gotham’ın Meşe Ormanları”ndan daha anlamlı olmayan bir tercüme oluyor. Oysa mesela “Yalanın Pençesinde”, “Gotham Gerçeğini Arıyor” (bu ikinciyi daha çok sevdim) gibi envai çeşit isim İngilizce’deki anlamı verebilirdi. 

Bir ampul uğruna nice güneşler batırılırken suskun kalan ülkemde, bir gaz lambası yüzünden kimseyi linç etme niyetimiz yok ama JBC'ye sormadan edemiyoruz:

“Gaslight, you know?" 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...