Hugo Pratt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hugo Pratt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Corto Maltese (14): Equatoria (Ekvator)

Corto Maltese’in 14. albümü Equatoria 2017’de, yani serinin 50. yılında, satışa sunuldu. Ben ancak bu yaz denk gelip okuyabildim. Pratt’ın Corto albümlerini severim ama hayranı olacak kadar değil. Hala okumadığım birkaç tane macera kalmasından da belli zaten. Pratt sonrası Corto Maltese’in şimdiye kadar çıkan iki macerasını da (“Le Soleil de Minuit” ve “Equatoria”) okudum ama bunun sebebi yeni bir Corto macerasına olan açlıktan ziyade nasıl bir iş çıkarmışlar sorusunun cevabını merak etmemdi. Buradan hareketle bu tarz eski serilerin “canlandırılmasında” takip edilecek yöntemler konusunda insan fikir edinebiliyor. Dolayısıyla bugün son Corto albümü “Equatoria”dan bahsedeceğim biraz.

Konu
Kısaca, 1911 yılında Corto kutsal ve kadim bir aynayı bulabilmek için Indiana Jones misali Venedik’ten Malta’ya giderken beklenmedik olaylar sonucu Afrika’ya ve farklı maceralara savruluyor.

Bazı insanların hayatında önemli rol oynamış, kendini yakın hissettikleri coğrafyalar olur. Herkes doğduğu toprakları en çok sevmek zorunda değildir. Pratt’ın gönlünde de Afrika’nın yeri ayrı olmuştur hep. Biyografisine aşina olanlar hatırlayacaktır hemen. Nitekim 50. Yıl albümünde Venedik’te başlayıp (çocukluğunun geçtiği şehir) Afrika’da ilerleyen bir albüm çıkarılması bu açıdan tam isabet olmuş diyebilirim.  


Resimleme
Pratt dönemi Corto albümleri görsellikleriyle ya da hikayedeki aksiyonla ön plana çıkmazdı. Juan Diaz Canales ve Ruben Pellejero da aynı yolu takip ediyor. Bu açıdan Pratt öncesi ve sonrasında büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Katalan asıllı İspanyol Pellejero verilen görevi başarıyla yapıyor. Hatta onun kapakları bence daha güncel ve başarılı. Çalışırken renklendirme dışında bilgisayar kullanmıyor ve geleneksel metodla çiziyor. Belki de yaşasa Pratt hikayelere odaklanmak için Pellejero’ya devredebilirdi çizim işini, kim bilir? Diğer yandan müthişti dediğim, durup uzun uzun baktığım bir kare de olmadı. Kendini frenliyor sanki.   

Senaryo
Pratt’ın senaryoları dahi pek benim tarzım değildi, bunlar daha da yavan geldi. Mesela albümü okumaya başlar başlamaz bir takım tarihi kişi ve olaylardan arka arkaya bombardıman yapar gibi bahsedilmesi beni yordu:

Tuğrul Kağan, Birinci Haçlı seferi, Lazzaro Degli Armeni, 1565 siege des turcs, moine Giovanni,da Pian del Carpine, Le Miroir du Pretre,

Bu durum albüm boyunca devam ediyor. Tamam, tarihi bir ÇR ve dönemsel karakterleri konuk edeceksin, eski mekanlarda geçecek ama fazlası sıkıcı kaçıyor, hatta yer yer Amerikalı’ların “namedropping” dedikleri olaya dönüşüyor. Örnek mi istiyorsunuz? Meşhur Yunan şairi Kavafis mesela. Hikayede doğru dürüst bir varlığı yok, “cameo” yapar gibi görünüp kayboluyor. Sadece bir atıfa vesile olsun diye, Corto’ya yakıştırılan bir şiirinden bahsetmek için oraya iliştirilmiş gibi.


Bunun dışında Equatoria’da senaryo bir koşturmaca içinde duygu ya da düşünce uyandırmadan oradan oraya zıplayarak başlayıp bitiyor. Hiçbir karakteri yeterince umursamıyorsunuz. Aklınızda pek bir şey kalmıyor. Örneğin Pratt döneminden de tanıdığımız Teğmen Tenton en gerçek bulduğum karakter olmasına karşın Corto’yla bir diyalogları bende istenen etkiyi uyandırmadı. Afrika'daki Victoria gölünü seyrederken kendi çocukluğunun geçtiği Britanya Cumberland’daki doğanın çok daha güzel olduğunu söyleyince, Corto “üzgünüm ama tam bir şovenizm timsalisin” diyor. Yahu adam büyüdüğü yeri daha çok beğenebilir, anıları vardır neticede, zaten hastalıktan yeni çıkmış, ne alakası var hemen laf sokuyorsun. Adama kolonici Avrupalı rolünü verip kendini de adaletli gezgin olarak sunuyorsun. Bunlar fırsatçı ve sığ hareketler gibi geliyor bana. Zaten sonradan Afrika’da kalmaktan sıkıldığını belli ediyor adamcağız. Ülkesini daha güzel hatırlamasından daha doğal ne olabilir.  


Kadınlar
İlk Pratt sonrası Corto macerasında kadın konusu zayıf kalmıştı, bu albümde telafi etmek ister gibi o konuya yoğunlaşılmış. Corto gibi başına buyruk, 3 güçlü kadın hikayede anahtar rollere sahip: Gazeteci Aida, Feride ve Yerli Kione.

Aida, NG için yazılar kaleme alan kariyer odaklı, başarılı bir gazeteci kadın. İşini her şeyin üstünde tutuyor. Bir konuşmalarında Corto’ya NG’de hakkında bir yazı yazacağım deyince Corto ile aralarında geçen diyalog gülümsetip “başına gelecekleri bir bilsen” dedirtecek türden:

“Je ne vois aucun interet a devenir un aventurier de papier”

“Pauvre Corto! Comme si on pouvait choisir”

Feride, aile değerlerine önem veren, babasının cenazesini bulabilmek için hayatını tehlikeye atıp Afrika’da tehlikeli ve sonu bilinmez bir yolculuğa çıkan fedakar bir kadın.



Yerli Kione ise albüm boyunca hiç konuşmuyor ama Corto’ya kritik anlarda faydası olabilen gizemli bir karakter. Zaten isminin anlamı dahi bu gizemi anlatmaya yetiyor:

“Celle qui rentre chez elle”

Kendine/Kendi topraklarına, yuvasına dönen anlamına geliyor. Hikayenin bağlamından kendi yaşadığı yere dönen anlamına geldiğini çıkarabiliriz ama albümden bağımsız olarak “kendine dönen” anlamına da gelebilir. “Elle” burada hem kendi benliğine hem de yaşadığı topraklara, evine işaret eden bir zamir. Buna Fransızca’da “double entendre” diyorlar bu tarz çift anlama gelen kullanımlara.

Pratt ruhu yakalanmış mı?
Yeri gelmişken söyleyeyim, aslında Pratt zamanından beri Corto karakteri bana biraz yapmacık gelmiştir. Nuri Bilge Ceylan’ın hiç sevmediğim erken dönem filmlerindeki gibi ufka ya da bir yerlere bakıp klişe kelimeleri mırıldanan bir denizci gibi gelir yer yer. Özgürlük, yollarda olmak falan bir noktadan sonra bayıyor beni, altı dolmayınca yüzeysel kalıyor.

Epeydir Pratt imzalı bir Corto albümü okumadığım için senaryo açısından net bir mukayese yapamam. Unuttum gitti :)  Serinin hayranlarına bırakıyorum bu karşılaştırmayı. Kalkıp eski albümlere bir göz atasım yok bu aralar. Çizimler açısından başarılı bulduğumu zaten başta söylemiştim.


Corto’da Türk İzi ve Emin Paşa
Türk dedim ama Osmanlı diyelim hem genealogie açısından daha doğru hem de günümüz siyasi modasına uygun olur. Belki bloğumuzu Cumhurbaşkanlığı himayesine alırlar :))

Corto başlarda gizemli bir antik aynanın peşinde. Fakat 40 sayfa insanın aklında hiçbir şey bırakmayan bir koşturmacanın ardından hikayede bir kırılma yaşanıyor ve albümün yarısından sonra Emin Paşa’nın kızı Feride’nin Afrika’da babasının mezarını bulma gezisinde ona zoraki eşlik ediyor. Zoraki diyorum çünkü bir toplantıda şeyh kadınlara bu yolculuğa tek başınıza çıkamazsınız, geleneklerimize göre yanınızda bir erkek olmazsa izin vermem deyince, bu iş de Corto’ya kalıyor. Ayna mayna yalan oluyor o noktadan sonra. Tanıtımlarda bu nokta belirtilmediği için kimsenin haberi olmadı albümün TR bağlantısından.

Peki bu Emin Paşa kim? Alman ve Yahudi asıllı bir Osmanlı paşası. Son derece maceralı bir hayatı var, bir göz atmanızı tavsiye ederim, inanamazsınız. Haydi böyle bir karakterin ülkede dizisi, filmi parasızlıktan çekilemedi, hiç değilse tek albümlük bir ÇRı niye yapılmaz anlamak mümkün değil. 


Bu albümle birlikte Enver Paşa’lı “La Maison Dorée de Samarkand / Semerkant’taki Altın Yaldızlı Ev”  macerasından sonra Corto’nun yolu yine TR ile buluşmuş oluyor. Dahası da var, İskenderiye’deki bir Yunanla buluşmasında yine konuşmada TR geçiyor. Bu açıdan ilgi çekebilecek diyaloglardan birisini alıntılamazsam olmaz, çünkü bunları ben yazmazsam kimse yazamıyor, omuzlarımdaki tarihi sorumluluğun farkındayım :)

Aynayı ararken Manolis diye bir herifin evine gidiyor. Duvarda bir resim var. Dedesi. Altına da iki tüfek asılmış. “Dedem bu tüfeklerle yüzlerce düşman Türk’ü öldürdü” diyor. Corto “Bu antika tüfekle bunu başarabildiyse şerefine içilir” diye istihzayla cevap veriyor. 

Son Kararım
Corto Maltese’in misyonunu Pratt zamanında tamamladığını düşünüyorum. Seri ilk kez 60ların sonundan 80lerin sonuna uzanan dönemde yayınlandı. O yıllarda klasik İtalyan ekolünün Tex, Mister No, EsseGesse serileri gibi çocuksu, derinliksiz, Western şablonlu “kahraman karakterler”le ilerleyen çok satan ÇRları arasında Corto özgün ve gerçekçi bir duruşa sahip gözüküyordu ama günümüz ÇR piyasasında Pratt usulü bir Corto Maltese bu haliyle bana klişe geliyor. Sinemayı TVyi bırak, bugünün ÇR piyasası dahi daha gerçekçi, güçlü, keskin, çok boyutlu karakterler sunuyor ve Corto’nun güncel serisi bunlara ne metinsel ne de görsel olarak bir yenilik, bir katkı sunamıyor. Uzaklara bakan ve nereye gideceği belli olmayan, etrafına dudak büken bir gezgin bence artık yeterli değil. Altının ve üstünün daha iyi doldurulması gerekiyor. Biraz da yaklaşımla ilgili bir durum herhalde. Misal, Giancarlo Berardi’nin Ken Parker’ını (Alaska) hala zevkle okuyorum, hikayeler güzel yaşlanıyor ama Corto sıradan ve piyasa işi bir seri olmamasına karşın nedense beni biraz sıkıyor. Belki de tercih meselesi. 


Aslında aklıma şöyle bir düşünce geldi yazarken. Acaba “reboot” yerine “reimagining” yapmayı mı düşünselerdi? Mesela Corto’nun çocuğunun, “Corto Jr”ın maceraları olabilirdi ve günümüze daha uygun bir tarzda işlenebilirdi. Bugünün tarihi şahsiyetleri konu alınıp, dünyanın dört bir tarafında günümüzün olayları içinde gezdirebilirlerdi. Belki sadık okurları kızardı ama daha parlak bir gelecek şansı olurdu sanki. Elli yıl öncesinin ÇR serisi canlandırılıp aslına tamamen sadık kalınma konusunda başarılı olunduğunda, aslında doğal bir başarısızlıkla karşılaşılması mukadder olmaz mı diye düşündürüyor insana. Değerlerin çok hızlı değiştiği bir çağdayız. O günlerin pek çok avangard unsuru bugün sıradanlaşmış durumda. Sinemayı televizyonu geçtim, bir o günün ÇRlarına bakın bir de bugünkülere. O zihniyetin aynısını bugün birebir yansıtabilsen yine bugünkü okuru etkileyemezsin. Şartlar farklı, dünya değişti, insanların “ilginç” algısı farklılaştı. Antikahramanlara bakış değişti. Değer yargıları sürekli yıkılıp yeniden kuruluyor.

Son kertede hem isminden hem de eski hayranlarından dolayı bence satışları tatmin edici olacaktır ama büyük bir başarı kazanmasını, yeni nesil arasında çok tutulmasını mümkün görmüyorum.  



Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Anna ve Dan - Anna de la Jungle - Hugo Pratt



ANN DE LA JUNGLE – HUGO PRATT
(Anna ve Dan)
Yazar: Hugo Pratt
Çizer: Hugo Pratt
1959

Nostalji kuşağına hoş geldiniz Galyalılar. Bugün çocukken tanıştığımda bayıldığım ve uzun yıllar sonra Hugo Pratt’e ait olduğunu öğrendiğim bir ÇR’dan bahsedeceğim. Muhtemelen yeni nesil için Hugo Pratt ismi Corto Maltese ile özdeşleşmiş durumda. Ama bunun dışında pek çok ÇRı var. Anna ve Dan bunlardan sadece birisi. Hem de henüz çocukken tanışma fırsatı bulduğumuz için şanslı olduğumuz bir tanesi. İsterseniz önce Hugo Pratt’ın ilk önemli eseri diyebileceğimiz Anna ve Dan’ın konusuna bir göz atalım.

MACERA 1 – WAMBO’NUN DİRİLİŞİ
Hikaye Doğu Afrika’da geçer. Gombi’dekİ bir ileri karakolda Komutan Randall yönetimindeki beyaz subaylar (Yüzbaşı MacGregor ve teğmen Tenton) yanında askari denilen zenci askerler bölgeyi kontrol etmektedir. Alınan bir telgrafta prens Daniel Doria’nın safari için karakolu ziyaret edeceği ve gerekli tecbirlerin alınması istenir. Kaptan Luca Zane de bu sırada kalede ikmal yapmaktadır. Tam bu konuda neler yapılacağı konuşulurken tamtam sesleri doldurur ortalığı. Düşman kabilelerden Wagaias’ın şefi Gambo ölmüştür. Zenci çavuş Amasa tamtamların ilettiği mesajın tamamını söylediğinde yüzler asılır. Wambo ölümden dönecek ve intikamını alacaktır. Ortalık karışacak gibi gözükmektedir. Bölgede bulunan Dr. Livingstone ve kızı Anna da yerlilerin hareketlenmesi üzerine kaleye sığındıktan sonra saldırılar başlar.

Diğer üç macera da aynı karakterler etrafında gelişiyor. Dördüncü macerada kötü adam rolü fildişi mezarlığının peşindeki Muhammed Kemal isimli bir Türk’e verilmiş. Baloda tanıştıklarında misafir Alman pilot İstanbul’da Kemal isimli bir albayla tanıştığını söyleyince, kuzeni olduğu şeklinde cevap verdiğini de not düşelim. Albümlerde quadrichromie denilen 4-renklilik yöntemi kullanılmış.



ANNA VE DAN EKSENİNDE HUGO PRATT
1949’dan sonra Arjantin’de yaşayan Hugo Pratt 1959 yılında Supertotem dergisinde Ann y Dan ÇRını yayınlatır. Tamamen İtalyan yapımı olan ilk ÇRdır bu.

İlk yayınlandığında Golden Vanity teknesinin kaptanının ismi Tipperary O’hara olarak geçer. Sonraları Corriere del Piccoli’de yayınlanacağı zaman İtalyan bir kahraman istedikleri için ismi Luca Zane olarak değiştirilir. Kaptan Luca Zane’in önemli olduğu bir konu da şudur: ÇR çevrelerinde aslında Corto Maltese karakterinin adeta eskizi olarak değerlendirilir.

Corto Maltese ile Anna ve Dan arasındaki geçişler bu kadarla da kalmıyor. Pratt burada yer almış çeşitli karakterlere Corto Maltese maceralarında tekrar yer veriyor (Lord Personne, Romeos, Juliettes). Yine baş karakterlerden teğmen Tenton ve Yüzbaşı MacGregor’a bir başka Pratt serisi olan Scorpions du Desert macerasında rastlarız. Bu arada Corto’nun ilk kez 1967’de, yani 8 sene sonra yayınlandığını da belirtelim.

Pratt bu konuda şunları söyler: “Tüm karakterlerim bir aile gibi. Bunca zaman geçmesine karşın hala Anna ve Dan’ın etkisi üzerimden kalkmadı.”



ANNA, PRATT’IN EŞİYMİŞ !
Pratt, İki çocuk kahramandan Anna isimli kızı, 15 yaşındayken ilk kez tanıdığı Anne Frognier’yi temel alarak yaratır. Bu isim Pratt’ın hayatını tanıyanlara yabancı gelmeyecektir çünkü 5 yıl sonra Frognier ile evlenir ve iki çocukları olur.

AFRİKA ETKİSİ
Pratt'ın hayatı ayrı bir yazı konusu fakat Pratt’ın eserlerinde Afrika’nın hayli etkili olmasının doğal olduğunu söyleyelim. 1937 yılında henüz 10 yaşında bir çocukken Afrika’ya gider (Etiyopya). Babası Mussolini yönetimindeki ülkede profesyonel asker olarak görev yapmaktadır. İki sene sonra savaş patlak verir ve 1941 yılında İngilizler bölgeyi ele geçirerek babasını hapseder. 1942 kötü bir yıldır Pratt için. Babasını kaybeder ve annesiyle beraber bir toplama kampına yerleştirilir. İşte bu yıllarda yaşadığı sarsıcı olaylar ve edindiği arkadaşlıklar ÇRlarında ömrü boyunca etkisini hissettirir. Bilhassa da Anna ve Dan’da.

KAÇ MACERA VAR?
Anna ve Dan albümü 4 maceradan oluşuyor:

Macera 1 - Wambo est morte…Wambo est revient… (Wambo’nun Dirilişi)
Macera 2 – La Cite Perdue d’Amon-Ra (Kayıp Kent Amon-Ra)
Macera 3 – Le Sorcier d’Ujiji (Ujiji Büyücüsü)
Macera 4 – Le Cimetiere des Elephants (Fil Mezarlığı)

Peki Anna ve Dan bugün TR’de basılsa okuyucu bulur mu? Bence bulmaz. En azından fazla satmaz diyelim. Hem çizimler hem de konunun bugünün çocuklarına ilginç geleceğini sanmam. Ama o dönem için macera ve yenilik açlığımıza derman olan bir ÇR olarak tarihteki yerini aldı.



HÜRRİYET ÇOCUK MAGAZİN
Hep söylüyorum ya, en favori çocuk dergim herkesin aksine ömrü kısa süren Hürriyet Çocuk Magazin’di. Anna ve Dan ile ilk kez orada tanışmış ve bayılmıştım. Bu dergiyi diğerlerinden ayıran belirgin özellikler vardı. Bir kere kapakları bence diğerlerinden daha iyi tasarlanıyordu. Parlak tonlar kullanılarak ve derginin içinden çarpıcı kareler seçilip kapağa yerleştirilerek albenisi diğerlerini solluyordu. ÇR tercihlerinin de aklımı çeldiğini belirtmem lazım. Bunlardan hala özlemle hatırladıklarımdan bazıları Tarao, Anna ve Dan, Corentin, Kogan (Doğa koruyucusu), Tilki Vezir Yallah Fettah, Blueberry. Zaten ben önce ÇRları okur sonra düz yazılara geçerdim. Bir de derginin ilk sayfalarındaki sarı sayfalar hala aklımdan çıkmayan kendine has özelliklerinden biri. Kim düşündüyse bence fark yaratmıştı.

Anna ve Dan başka yerlerde yayınlandı mı ya da Hürriyet Çocuk Magazin 4 macerayı da yayınladı mı sorularının cevabı bende yok. Sadece Amon-Ra macerasının yayınlandığını hatırlıyorum.

Bu arada şaşırmayın ama Hürriyet Çocuk Magazin’in çoğu sayısı nette bulunabiliyor. Ben Çizgidiyarı isimli bir ÇR sitesinde buldum. Yıllar öncesinin dergi ve ÇRlarını üşenmeyip arşivliyorlar. Tam bir hazine. Bence büyük hizmet. Devletin ya da yayıncılıkla ilgili kurumların dijitalleştirerek arşivleyip ortak kullanıma açması gerekirken bu işi gönüllü olarak yapıyorlar ve herkese açık olarak link veriliyor. Hatta paylaşımcılardan birisi o zamanlar dergi kadrosunda da yer almış Mehmet Dal isimli bir abimizmiş galiba. Birkaç sayısını aralıksız okuyuverdim. Gönlü o sayfalarda kalmış olanlardan biri olarak beni bunca yıl sonra bile sımsıcak sarıp sarmalayabildi. Bulunmaz bir histi. Buradan hepsine teşekkür etmiş olayım.




Corto Maltese - Güneşli Geceler Ülkesinde (2015)



1915 yılı. Bir Tuz Denizi Şarkısı albümünün hemen sonrası. Panço Villa’nın gerçekleştirdiği devrimi yerinde görmek isteyen Jack London, apar topar Meksika’ya hareket etmiştir. Ancak aklı bir türlü haber alamadığı arkadaşı Waka Yamada’da kaldığından Corto’dan onu bulmasını ve yazdığı mektubu vermesini rica eder. Yamada, altına hücum yıllarında Dawson’daki bir salonda sahneye çıkan bir kadındır. Şimdiyse insan ticaretine karşı mücadele etmektedir. Dostunu kıramayan Corto, Alaska ve Yukon arasındaki tundralarda yaşam mücadelesi vereceği bir yolculuğa çıkar. Amansız bir soğuğun tek hakim olduğu bu karla kaplı topraklarda Corto yaşamı altüst olmuş pek çok insanla karşılaşır.

Hugo Pratt’ın yayınlanan son Corto albümünden 23 yıl sonra, farklı sanatçıların gerçekleştirdiği ilk Corto Maltese çalışması ve serinin onüçüncü sayısı olan Güneşli Geceler Ülkesinde isimli albümün dümeninde iki İspanyol var. Yazarlığı Türk okurunun Black Sad’den tanıdığı Juan Diaz Canales, çizerliği ise Rubén Pellejero üstleniyor. Senaryo, Pratt okuyucusuna hitap edebilecek deniz, fırtına, yolculuk, hazine, fırtına ve gizem gibi pek çok öğe barındırıyor.

YAPIM AŞAMASI
Albümün yazımında Pratt üzerine araştırma yapıldığını bazı nüanslardan anlayabiliyoruz. 1992 yılında Paskalya Adası’ndan dönen Pratt, Vancouver’da bir kütüphaneye Kanada üzerine belge toplamak için uğrar. Bu hareketi Kanada’da geçen bir hikaye üzerinde çalıştığını düşündürür. Buradan Robert W. Service’in bir kitabını alır (Songs of a Sourdough). Yeni Corto albümünün ilk sayfalarında Corto’nun elinde bu kitabı görüyoruz. Albümün ismi ise Kanada’lı Kipling olarak tanınan Robert W. Service’in maceranın başına konulan şiirinin şu dizesinden geliyor: “Güneşli geceler ülkesinde, tuhaf şeyler olur karlar üzerinde”.

Aslında bu albümün temeli, Corto hayattayken renklendiricisi olarak uzun yıllar yanında çalışan sonrasında ise karakterin haklarına sahip şirketin başkanı olan Patricia Zanotti’nin de katıldığı bir yemekte atılıyor. Yayınevi iki ÇR sanatçısına deneme yaptırıyor ama Zanotti beğenmiyor. Aklında Milo Manara var. Hem Pratt’in eski bir arkadaşı hem de çizimlerinin kalitesi belli bir sanatçı. Zanotti ona projeyi ve düşündüklerini anlattığında Manara şu sözlerle karşılık veriyor: “Ölümünden birkaç gün önce onu gördüğümde epey lafladık. Ama Corto Maltese’den hiç bahsetmedi. Eğer kendisinden sonra da devam ettirilmesini isteseydi, bana söylerdi.” Zanotti ise aynı fikirde değildir ve son günlerinde aldığı ilaçlardan dolayı Pratt’in kafasının karışık olduğunu düşünmektedir. Zaten Pratt 1990 yılında bir röportajında ölümünden sonrasına dair şunları söylemiştir: “Eğer ölümümden sonra Corto sevdiklerime para kazandıracaksa, niye istemeyeyim? Asistanım Vianello ya da Manara’nın birgün seriyi devam ettirebileceği fikri benim için şaşırtıcı olmaz.”

Zanotti Manara’dan red cevabı alınca projeyi Canales’e teklif eder. Aldığı cevap son derece olumludur: “Eğer bugün bu işi yapıyorsam, Corto sayesindedir..!”. Senaryoyu üstlenen Canales çizer olarak da Pellejero’yu projeye dahil eder.

Bilhassa Pellejero’nun bazı çekinceleri olur çünkü doğal olarak çizimleri Pratt’inkilerle karşılaştırılacaktır. Fakat Zanotti’nin tavrı rahatlamasını sağlar. Zanotti, Pratt’in Corto’yu editör tamamen serbest bıraktığında ortaya çıkarabildiğini söylediğini anımsayarak onun anısının sürdürüldüğü bu projede aksi bir davranış sergilemesinin saygısızlık olacağını düşünür. Pellejero’ya karışılmaz. Pellejero tüm albümleri tekrar okuyarak kendi izleyeceği tarzı oluşturur. Sonunda albümün kapağında Corto’nun yüzünü görülmeyecek şekilde gölgelendirir. Bunu özellikle yapar çünkü okuyucunun daha kapağı görür görmez “Ama Corto’ya hiç benzemiyor..!” gibi bir tepki vermesinden çekinir.

CORTO FRANSA’DA NE KADAR SATIYOR?
Fransa’da her yıl 30.000 civarında Corto albümü satılıyor. Bu son albüm ise tek başına bunun 10 katı kadar basılmış.

Renkli (96s) ve siyah-beyaz (88s) versiyonları satışta.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...