Predators etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Predators etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2018 Salı

Predators, Paul Nash, Ağaçlar, Nazım Hikmet


Geçen haftalarda Predators (2010) filmini seyrettiğimden bahsetmiştim. Filmde ormandaki ağaç gövdelerinin gösterildiği anlık bir sahne vardı. Son derece sıradan, filmde önemli rolü olmayan bir sahne olmasına karşın zihnimde bir koşuşturmaya sebep oldu. Bu konuyu filmle ilgili yoruma eklemek yerine ayrı not düşmeye karar verdim çünkü pek bir ilgisi yoktu ve konuyu dağıtacaktı. Şimdi ondan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle soru şu: Yukarıdaki bu son derece sıradan orman görüntüsü neden bende bir algıda seçicilik yaratarak çağrışımlara sebep oldu?


Cevap basit. Kim bilir ne zaman gördüğüm Paul Nash’in tablolarını, özellikle de bir tanesini hatırlattığı için. Fotoğraflara yansıyan bu hadise resim sanatıyla iyice bilinir olmuş durumda. Britanya resminin öncü modernistlerinden Paul Nash’in “savaş ressamı” olarak görev yaparken fırçasıyla hayat verdiği aşağıdaki resimlere bakın mesela, fotoğrafla ne kadar benziyorlar değil mi? Ne görüyoruz: Gövdeleri dimdik ayakta ama tepeleri olmayan tuhaf durumdaki ağaçlar. Peki niye ağaçların tepeleri budanmış gibi ortada yok?

İlk bakışta çok da ilgi çekmeyen ve “canım savaşta ağaçların tepeleri yanmıştır” dedirten düşünce pek de mantıklı değil çünkü ağaçlara zarar veren top atışları. E bu atışlar ya gövdeye ya da toprağa çarptığında patlayacağına göre her şeyden önce gövdenin yıkılmış olması gerekirdi, oysa burada tam tersi. Bu konuyu zamanında araştırınca sonunda şu bilgiye ulaşmıştım. Almanlar daha fazla insan öldürebilmek için bir araştırma yapmışlar o dönem ve eğer top mermileri bir yere çarptığında değil de havada infilak ederse, şarapnellerle çok daha fazla insanın öldüğünü keşfedip bunu birinci dünya savaşında uygulamaya başlamışlar. Attıkları top mermileri havada patladığı için ağaçların gövdeleri sağlam kalırken tepeleri yerle yeksan olmuş. İşte John Nash’in “kellesi vurulmuş” ağaçlarının arkasındaki “savaş gerçeği” bu.

“We are Making a New World” (Yeni bir Dünya Yaratıyoruz)

Elbette Predators filmindeki sahne bu fotoğraf ya da resimleri düşünerek çekilmemiş son derece basit bir kareydi. Fakat insan zihni öyle sıçramalar yapıp en olmadık yerler arasında hiç hesapta yokken öylesine ilişkiler kurabiliyor ki beni her defasında şaşırtıp hayran bırakmaya devam ediyor.

Ressam olsam “gövdeden ibaret insanlar” çizmek isterdim bir çalışmamda, Nash’in bu tablosuna birkaç gönderme de yerleştirerek çağa uyarlardım. Harika olmaz mıydı? Belki de yapılmıştır. Ben zamanında bir şiir yazabilmiştim sadece ama burası onun yeri değil.  
 
Paul Nash, var olanı yakıp yıkan bir kötülüğü işaret ettiği o meşhur resmine ironik bir isim vermeyi tercih etmişti:  “We are Making a New World” (Yeni bir Dünya Yaratıyoruz).


Sadece “Predators” filmindeki bir sahnede değil , “Yeni Türkiye” lafını da her duyduğumda işte bu tablo ilk aklıma gelenlerden biri oluyor. Hemen ardından bir başka eseri, bir muazzam şiiri hatırlıyorum. 

Büyük Türk şairi Nazım Hikmet’in “boğmadan boğdurmadan kucaklaştıran” o müthiş dizeleriyle biraz oynayarak “Yeni Türkiye”yi tarif etmek istesek nasıl mı olurdu? Deneyelim mi:
“Yaşamak
Bir kuru ağaç gibi tek ve çürük
Ve bir odun yığını gibi kütük kütük”

Canım dizeler ne hale gelmiş dediğinizi duyar gibiyim.

Haklısınız, dünyanın en güzel ve eşsiz şiirlerinden birini kendi bloğumun küçük çıkarlarına alet edip kurcalamanın çirkin bir sonucu olacağını tahmin ediyordum zaten.

Belki de en iyisi hiç böyle denemelere girişmemek, kendini kanıtlamış olanı şahsi menfaatlerin için bozmamak ve ona saygı duymaktır. Aksi böyle felaketlere yol açabiliyor.

Anlatabildim mi Türkiye…




Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. 

12 Kasım 2018 Pazartesi

Predators (2010): Bilimkurgu Filmi

“We were chosen because we are predators just like them. Monsters of our own world.”

Epey olmuştu izleyeli, canım Predator filmi isteyince ve bunu hatırlamadığımı fark edince bir kez daha seyrettim. 2010 yapımı bir film. Başrolde Adrien Brody var. İlk filmdeki gibi  vahşi ormana bırakılan bir grup savaşçının (8 kişi) neler olduğunu anlama süreci ve sağkalım mücadelesi. Bunları oraya kim bırakmış kısmı “Cube” filmindeki gibi belirsiz. 

Predator serisine ciddi bir katkısı yok, ama zararı da yok ve bu az şey değil. Kendi yarı sahasında top çeviren, bildik numaralarla işi idare eden bir film.

Yönetmenlik ve senaryo vasat. Mesela başlangıçtaki düşme sahnesi kötü çekilmiş. Ucuz efektlerle belgesellerde yapılanlara benzemiş.

Predator dünyasına dair yeni bir açılım getirmiyor, sadece Predator’ların da kendi aralarında köpek ve kurt örneğindekine benzer bir rekabet ve husumet olduğundan bahsedilmiş. Bir de üçlü timler halinde avlandıkları bilgisi veriliyor.

Karakterler yeterince ilgi çekici değil ve seyirciyi tutamıyor. Yan karakterleri geçtim başrollerdeki kadın ve erkek bile karton kalmış. Madem başka bir gezegen enteresan canlılar eklenebilirdi mesela. Aliens filminde James Cameron’ın ilginç karakterler yaratma konusundaki ustalığını aratıyor. Yine de AVP filmlerinden (ben herkes gibi çok kötü bulmam o filmleri) yarım tık daha iyi diyebilirim. Bir tık demiyorum ama, yarım tık :) 

"Seriden umudunuzu kesmeyin, iyi bir film gelene kadar biraz oyalanın" denmiş gibi. Predator konulu filmler ya da yaratıklı bilimkurgu filmleri ilginizi çekiyorsa iyi vakit geçirtir ama klasik olmaz. Fazla üzerinde durmaya gerek yok.  




Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...