Mickey Rourke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mickey Rourke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2019 Pazartesi

The Last Outlaw (Son Kanunsuz) (1994) (Western)

Bir banka soygunuyla açılan film, çetenin acımasız şefleri Albay Graff (Mickey Rourke) ile ters düşmesiyle farklı bir derinlik kazanarak ölümcül bir kovalamacaya dönüşüyor.

Yönetmen Geoff Murphy. Kadro sağlam. Ted Levine, John Mc Ginley, Steve Buscemi, Dermot Mulroney. Ve Mickey Rourke. Bir kez daha karizması ve oyunculuğuyla yıldızlaşıyor. 

Açılışın “The Wild Bunch” ile benzerliğini fark etmemek mümkün değil. Bugün Meksika’dan gelen insan seline karşı duvar örmeye çalışan Amerika’yı düşününce Rio Bravo’yu geçip Meksika’ya kaçmaya çalışan Amerikalıları seyretmek ayrı bir güncel ironi. Yine doğaüstü güçlere inanan, kemik falı bakan zenci karakterin isminin Lovecraft olması da sırıtmayan bir göndermeydi.

Sıkı bir kovboy filmi. Gerçekçi. Şiddet dozu yüksek. Klişeleri kullanıyor ama kendine has bir tarzı ve özgünlüğü var. Bazı insan sıradan bir konudan bile bahsetse kendini sıkmadan dinlettirir, “The Last Outlaw” da kendini seyrettiren filmlerden.

“The Quick and the Dead” gibi denemeler bu filmin yanında Mickey Mouse çizgiromanı gibi kalıyor.

Hem Mickey Rourke takipçisi hem de western seyircisi olarak beğendim. Unutulup gidecek “tek seyirlik” kovboy filmlerinden değil.   

Yine bir alıntıyla bitirelim. Çete doğuya mı güneye mi kaçmaları gerektiği yönünde tartışırken fikri sorulan Lovecraft’ın cevabı beklenmedik hareketler yapmaları gerektiğini özetlemesi açısından önemliydi:

“I say it doesn’t make sense to go East, and thats why it makes sense”













Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

13 Nisan 2017 Perşembe

Angel Heart (1987)

"I got a thing with chickens"

New York 1955. Louis Cyphre (Robert De Niro) özel dedektiflik yapan Harry Angel'dan (Mickey Rourke) Johnny Favourite diye bir adamı bulmasını ister ve film bu arayış ekseninde sürer. Filmin iki güçlü yanı var: yarattığı atmosfer ve Rourke. Psikolojik gerilimi dozunda. Mickey Rourke'a serseri dedektif rolü yakışmış. Senaryo, eh işte. Lousiana'ya gidene kadarki ilk 40 dakikayı daha çok sevdim. Sonra aynı atmosferi bulamadım. De Niro'nun sonda söylediği laf kayda değer:

"No matter how cleverly you sneak up on a mirror, your reflection always looks you straight in the eye"

Nose shield ilginç bir şeymiş





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...