Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2020 Perşembe

TRT2'nin İlk Yılı (2019-2020)


Geçen sene nisan 2019’da TRT2 tekrar yayına başladığında kısa bir yazıyla duyurmuş ve ilk gözlemlerimi aktarmıştım. Üstünden geçen bir senede biriken yeni gözlemlerim oldu, bunları da kısaca buradan paylaşmak istiyorum. Önceki yazının linkini de aşağıya bırakıyorum.



Sinema
Film Önü ve Arkası
Sinemadan başlayalım. Özellikle film önü kısmı yönetmenin, oyuncuların önceki işleri gibi basit imdb bilgileriyle geçiyor ama format bu. Ortalama altı sinema seyircisine yönelik bir ısındırma kısmı olarak planlanmış. Film arkası kısmında bu sefer filmi okumaya yönelik yorumları oluyor. Yalnız öyle ince okumalar ve keskin yorumlar beklemeyin. Hem bakış hem de platform olarak müsait şartlar yok. Mehmet Açar bana daha yakın geliyor, Alin Taşçıyan'ı bilgili ve tecrübeli olmasına karşın yer yer takıntılı ve antipatik buluyorum. Mehmet Açar daha efendi, açık ve önyargısız yaklaşıyor konulara.

Sansüre ses çıkartmamaları ve siyasi çağrışımları olabilecek yorumlara girmemelerine karşın Türk TVlerınde bu ayarda bir sinema programı yok bugün. Youtube’u istisnalar hariç saymıyorum, maalesef hollywood filmlerinin çığırtkanlarıyla dolu, herşeyde eğlence arayan sinema konulu birkaç kanal var sadece. Imdb trivia larını arka arkaya sıralayanın üstad ilan edildiği bir rezalet ortama dönüştü Youtube. Dünya sinemasını bilen, hele film okuyabilen adam ara ki bulasın. Bir toplumun kalite ve seviyesi her alana yansıyor.

Eskiden sadece pazar günleriydi, biraz da bu karantina dolayısıyla artık cumartesi geceleri de var şu anda. Benim buradan keşfettiğim çok iyi filmler oldu, her hafta hangi filmler var bir bakın derim. TRT2'de Atilla Dorsay, Vecdi Sayar, Rekin Teksoy gibi ustaların kurduğu geleneği devam ettiren bir program. Taşçıyan biraz da o günlerin yadigarı.

TRT2'nin başına geçsem devam ettiririm.


Filmler
Filmler genelde iyi seçiliyor. İran filmlerinin haddinden fazlas olması eleştiri konusu olabilir, her hafta en az bir İran filmi gösterilecek kadar da iyi bir sineması yok İran'ın. Ama örtülü kadınlar hoşlarına gidiyordur AKP örgütünün.

Bir de ciddi bir sansür meselesi var. Belgeselde bile yaptıklarına şahit oldum. Sevişmeyi bırak geçenlerde bir İskandinav filminde kadının poposunun göründüğü bir sauna sahnesini bile komple çıkarıp atmışlar. Ayrıca öpüşmeyi dahi sansürleyen bir zihniyetin yeri ancak yerin dibi olur. Dolayısıyla buradan beğeneceğiniz filmleri mutlaka orjinal seyretmenizi öneririm.

Star, Show, Kanal D hatta paralı kanallarla  kıyaslanmayacak kalitede filmler seçtikleri kesin.

Western Kuşağı
Pazar sabahlarinin klasiği devam ediyor. Fena filmler yok. Şahsen dublajı sevmediğim için pek seyretmiyorum ama bu kişisel bir tercih olduğu için meraklısının memnun olduğunu tahmin ediyorum.


Evliya Çelebi
Faruk Aksoy sunuyor. Sevimli bir adam. İlk bölümlerde dublaj yapılması garibime gitmişti. Bir noktadan sonra değişiklik yaşadılar. Artık kendi sesiyle sunuyor. Ayrıca süre uzatıldı. Yarım saatten 50 dakikaya çıktı. Sürenin uzaması iyi çünkü ilk bölümlerde bir anıt 2-3 saniye gösterildiğinde insan hiçbir şey göremiyordu. Bu tarz bir program için büyük hata. Dublajın bırakılması genelde iyi olmasına karşın adamın her program 15-20 kez maşallah, inşallah, hamdolsun demesinden fenalık geliyor. Yalnız bu aralar hep tekrarlarla idare vaziyeti var. Seyahat zorlaştı, herhalde ondandır. Son bir not, 35 yıl dışarıda yaşamış bir insana göre yabancı dili zayıf.


Bizim Resmimiz
Resim sanatındaki amiral gemisi "Bir Resim Bir Hikaye" programı devam ediyor. Ressam Mahir Güven'in sunduğu program Türk TVlerinn bir klasiği oldu bile bana sorarsanız. Onun yanına bir de Türk resmi ile ilgili böyle bir program başladı ki bence çok iyi oldu. Takip ediyorum.


Nakkaşın Fırçası
Resim ile ilgili programlardan birisi daha. Bence modern resmin ilkel bir hali olan minyatürün tarihi örneklerine yer veriliyor. Sadece resme ya da minyatüre özel ilgisi olanlara göre.


Doğan Hızlan ile Karalama Defteri
Doğan Hızlan takip etttiğim bir edebiyat eleştirmeni değil. Siyasete ucundan dahi bulaşmayayım, netameli konulara da girmeyeyim darken bence yüzeysel kalıyor yıllardır. Özellikle anıları açısından söyledikleri önemli çünkü bunca yıldır camianın içinde olmasından mütevellit tanıdığı konuştuğu çok. Ancak merak ettiğim ya da takip ettiğim bir yazar olursa seyrediyorum.



Anadolu Arkeolojisi
TRT2’nin şu anda en müthiş programı bence. Arkeolog Ümit Işın, Anadolu'nun arkeolojik ve kültürel zenginliklerinden bahsediyor. Ege ve Akdeniz ağırlıklı. Çoğumuzun adını bile duymadığı kentlerdeki mimari özellikleri, yaşananları kültürleri nefis görüntülerle evinize getiriyor. Buradan aldığım notlar çift sütun 50 sayfayı aştı. Arkeoloji okuması yapmadığım için muhtemelen hiç haberim olmayacak enteresan konulardan haberdar oldum. Emsalsiz bir kültürel katkı. En azından bendeki etkisi böyle oldu. Aman eğlenceli olayım, etkileyici olayım diye çabalamadan yalın anlatımıyla kavrıyor insanı. Kaçırmayın.


Tarih Söyleşileri
Tipik AKP kafasını yansıtan bir program. Cumhuriyet kültürüne laf sokmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan bir sunucu ve çoğunlukla aynı kafada konuklar. Tahammül edilmez. Konuğuna göre belki kırk yılda bir seyredilebilir.


Günseli Kato
Samimiyetsizliğin kitabını yazan bir sunucu Günseli Kato. Sanatçıymış. Osmanlı kelimesini 5 kez cümle içinde kullanmadan program bitirmeyen kafada, havayı koklayarak konuşan bir kadın. Korkunç teatral tavırlar. Yapmacıklığın anıtı. Dayanılmaz bir tiyatro. Ortada doğru dürüst bir gözlem/tespit falan hak getire. Geçin gitsin.


Diziler ve “Bron”
TRT dizi işine de girdi ve bu İskandinav polisiyesini yayınladı. Tamam belli bir kalitenin üstünde bir dizi ama bence haftada bir taneden fazla dizi TRT2 gibi bir kanalda yer tutmamalı. Farklı yerlerden ulaşabiliyoruz zaten dizilere, TRT2 için ideal olanı başka yerde bulamayacağımız programlara yer vermesi olmalı.


Geri Dönüşen Sanat
Bu serinin sıkı takipçisiyim. İnsanlar ne akla hayale gelmez obje hatta atıklardan ne olağanüstü eserler ortaya çıkarıyorlar. Yetenek işte. Süresi de kısa. 20 dakika civarı. Bayılıyorum.


Kısa Bir Ara
12 dakika civarı bir sürede bir eser, olay ya da insan anlatılıyor. İki tane genç sunucusu var. Açıkçası olmamış. Bu tarz programlarda süreyi etkin kullanmak önemli. Burada bilgi iyi kullanılamıyor ve gevezeliğe dönüşüyor. Bu format nasıl yapılır merak edenler FranceCulture'ün 4-5 dakikalık yayınlarına baksın, buradakinden çok daha iyi bir özeti çok daha fazla bilgiyle, yarı sürede, akılda kalacak şekilde vermeyi başaran çok sağlam bir örnek. "Kısa Bir Ara" ise ancak TRT Çocuk'ta yayınlanabilecek bir sunum ve düzeyi aşamıyor.


Konserler
Herkesin zevkine göre bir şeyler var. Ama bunların çoğu nette zaten herkese açık.


İhmal Edilebilir Nasihatler
Bir dakikanıza bile yazık olacak bir program. Neredeyse tüm lafların gelip bağlandığı kök aynı: Batı’nın kötülüğü ve mağruriyeti, Doğunun bilgeliği ve mağduriyeti. Bu ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan yemeğin vazgeçilmez sosu olarak da Cumhuriyet eleştirileri. Doğu dediler mi de konu hep Osmanlı övgüsüne geliyor elbette. Süslü cümleler ve bol bol ondan bundan alıntılarla yapıyorlar bu “propaganda ayinini”. Oturumun baş AKPlisi Rusça bilmeden ve Rusya’da yaşamadan Rusya kültürü ve tarihini İslamcıların hoşuna gidecek şekilde yorumlamasıyla revaçta olan bir kadın, yani Alev Alatlı. Diğerleri zaten ona pas atmak için yerleştirilmişler, görüntü öyle. Ne seyredilecek ne dinlenecek bir tarafları var üçünün de. Korkunç bir samimiyetsizlik hakim. Her konuyu eğip büküp 1923 Cumhuriyetine ve Batı'ya laf sokma anafikri etrafında dolap beygiri gibi dönüyorlar. Hiç durmadan çevrilen bu otomatize çark elbet birilerinin değirmenine su taşıyordur. Bir de çok takıldığım bir konu var: insan kendi kendine aydın der mi ya? Hiç mi utanmaz insan? Ayrıca desen ne olur demesen ne olur, her şey ortada.

Belgeseller
TRT2 belgeselleri BBC kaynaklıydı. Sayısı çok azdı ama kaliteliydiler. Çoğunu zaten seyretmiştim. Çoğunu diyorum ama toplasan hepsi 10 tane etmiyordu. Kanal başladığında gösterilenler 4-5. kez yenden gösteriliyor ve yeni bir şeyler ortada yok. Gerisi gelmedi. Göstermelik miydi o başlangıçta verilenler sorusu geliyor akıllara. Ayrıca çevirilerde sansür tespit ettim.  İşine gelmeyen yerleri altyazıya koymamaları büyük bir eksi. Belki TRT belgesel kanalı var diye diyebilirsiniz, orada BBC yapımlarına ben rastlamadım ama takip ettiğim de yok, o kadar dandik bir kanal ki. Şu anda TRT2!de belgesel melgesel kalmadı.


Edebiyat Söyleşileri
Sunucusu tek işi propaganda olanlar gibi değil ama önyargıları ve yönelimleri olduğu da belli. Doğru dürüst bir konuk olursa izleniyor. En son seyrettiğimde Sabri Gürses diye bir Rusça tercüman vardı, programdan sonra bu adamın çevirilerinden uzak durmalı dedim kendi kendime. Sunucu soruyor, bu acayip alakasız cevaplar verip duruyor. Sabahattin Ali’nin kızıyla yaptığı söyleşi iyiydi ama, aklımda kalmış.


Sarayın Lezzetleri
Rastladığım en berbat yemek programı. Bunun çok daha iyileri ulusal kanallarda bile var. Her program en az 20 kez Osmanlı, birkaç kez de ecdat kelimelerinin geçmesini şart koşmuşlar herhalde. Hadi o da neyse ama sunucu gördüğüm en sevimsiz yemek programı sunucusu. Nasıl suratsız bir adam anlatamam. Ne sohbeti ne davranışları çekilmez. Abus mu abus bir yüz ifadesi bitmek bilmiyor. Aynı masada otursan içinden yemek yemek gelmez, öyle bir iticilik. Mankenlerin program sunmasına itiraz ediliyordu ama böyle aşçılar sunacaksa yemek programlarını, güleryüzlü mankenler sunsun daha iyi. Çekilecek gibi değil. Ekrana yakışmıyor.


Kelimeler ve Şeyler
AKP zihniyetini rahatsız etmeyecek bir şair, bir editor ve bir öykücünün edebiyat sohbetleri.  Her şeye rağmen mevcut TV ortamında seyredilebilecek bir edebiyat programı. Düzenli olarak izlemeye çalışıyorum. Belli bir kalitenin üstünde seyrediyor. TRT2 genel müdürü olsam devam ettireceğim birkaç programdan biri daha. Dekoru biraz abartmışlar dedirtecek kadar harika. Favorilerimden.


Murat Boncuk ile Atölye
Özellikle atçılıkla ilgili el emeği işlerin tanıtıldığı, hayvanlarıyla atölyesinde yaşayıp giden gerçek manada bir ustanın çalışmaları ve yaşamından kesitler veriliyor. Sessiz, sakin ve emek dolu bir uzak hayat. Bir gün bir gence sormuştum kimin yaşam tarzını beğeniyorsun diye ali ağaoğlu ne güzel yaşıyor abi değil mi demişti. Şu yaşama özenecek insanların sayısı arttığında toplum daha yaşanılır olacaktır.

Kısa Kısa 
Fuat Güner'in dünyayı gezerek yaptığı ve her bölümde bir müzisyene konuk olduğu programın herhalde seyahat sınırlamaları sebebiyle tekrarları yayınlanıp duruyor. Geçen yazımda mezat programından bahsetmiştim ama onun da sadece tekrarları dönüp duruyor, belki yaza mahsustur. Bir de Hayat Sanat artık bir saatten yarım saate indirilerek sunucusuz ve sadece günün haberlerinin özetiyle devam ediyor.

Netice
TRT2 de diğer kanallar gibi AKP örgütünün TR’yi dönüştürme sürecinde kullandığı enstrümanlardan birisi. Bu çok açık. Haber kanallarında habere sarıyor propagandasını burada sanata. Zaten farklı bir şey beklemek saflık olurdu. İki doz kültür, bir doz AKP söylemiyle yoğurulmuş “örtülü propaganda” yapılan bir kanal görüntüsü veriyor şu anda. Abartmadan, abanmadan, aralara sokuşturulan programlarla asimilatif hareketler sözkonusu. E bunu yiyecek çok liberal geçinen tip ve cahil var ülkede.

Sorun şuİ belgesel, film, dizinin en iyisine zaten ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla TRT2 nin gücü ve farklılığı yerli kültür sanat programlarının kalitesine bağlı. Oysa kanal özellikle bu alanda propagandasını sokuşturmaya uğraşıyor kendisine yakın tiplere uyduruk programlar yaptırarak.

Buna karşın seçmece yöntemiyle faydalı ve değerli bir şeyler bulabileceğiniz bildiğim tek ücretsiz kanal olduğunu da söylemeliyim. Hakkını yemek istemem. Artık diğer kanalların kalitesizliğini siz tahmin edin. Kötünün iyisi, ehven-i şer durumu var.

Son bir tespit. Ayıklamadan yemeye kalkan zayıf bünyeleri yavaş yavaş zehirleyecek içeriklerin sayısı gittikçe artıyor.

İlk yedimi yazarak yazıyı bitireyim:

Anadolu Arkeolojisi

Sinema

Bir Resim Bir Hikaye

Kelimeler ve Şeyler

Geri Dönüşen Sanat

Bizim Resmimiz

Murat Boncuk


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

22 Aralık 2018 Cumartesi

Yerli ve Yabancı Televizyon Dizileri Listesi


TELEVİZYON DİZİLERİ LİSTESİ

Better Call Saul İnceleme Listesi

The Mist (2017)

Stranger Things (2016)

The Fall (2013)

Nobel (2016)

Welcome to Sweden (2014-2015)

Valkyrien (2016)

Game of Thrones S7E5

Rizzoli and Isles (2010-2016)

I Hunt Men

The Heavy Water War (2015)

Black Mirror: S3E4 "San Junipero" İncelemesi

Westworld: S1E1 "The Original" İncelemesi

Altered Carbon

The Terror (2018)

Big Little Lies (2017)

Sharp Objects (2018)

Ninja Kaplumbağalar Çizgi Film Serisi

Black Mirror S3E3 "Shut Up and Dance"

Electric Dreams Bölüm İnceleme Listesi

Black Mirror S3E2 "Playtest"





Güncelleme devam ediyor...

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Sinema / Film Yorum ve İnceleme Listesi

Ressam, Lado Tevdoradze

Meteor (1975)

Коммунист (Communist) (1957)

Vampyres (1974)

Stealing Home (1988)

Predators (2010)

Yaşamın Kıyısında (The Edge of Heaven) (2007)

Sofra Sırları (2018)

Okja (2017)

Ride the High Country (1962)

Morituri (1965)

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)

Robot & Frank (2012)

In a Lonely Place (1950)

Howl (2015)

İstanbul Kırmızısı (2017)

A Quiet Place (2018)

Ultimate Warrior (1975)

Dead End (2003)

Lenin's Train (1988)

Mirrors (2008)

Asylum Blackout (2011)

Shalako (1968)

Winchester 73 (1950)

Extinction (2018)

Enemy Mine (1985)

Agnes Brown (1999)

Dragon (2011)

The Left Hand of God (1955)

Brawl in Cell Block 99 (2017)

The Mountain (1956)

Super (2010)

Primer (2004)

Judge Roy Bean (1972)

Сволочи (Svolochi) (2006) 

Shoeshine (1946)

La Haine (1995)

The Weather Man (2005)

Merchant of Venice (2004)

Zatoichi (2003)

Lilja 4-ever

Enemy of the State (1998)

Dream a Little Dream (1989)

Lady from Shangai (1947)

Mondo (1995)

Wall-E (2008)

How Green was My Valley (1941)

Cheyenne Autumn (1964)

Kapo (1960)

Sonbahar (2008)

Les Triplettes de Belleville (2003)

Elle (2016)

Prag (2006)

Mother! (2017)

Enid (2009)

Bend of the River (1952)

Die Welle (2008)

Les Enfant du Marais (1999)

Poulet aux Prunes (2011)

Кукушка (Kukushka) (2002)

Maltese Falcon (1941)

Pek Yakında (2014)

Le Couperet (2005)

Bicycleran (Cyclist) (1989)

Train de Vie (1998)

Children of Huang Shi (2008)

Everybody's Fine (2009)

Amida-do Dayori (Letter from the Mountain) (2002)

Ame Agaru (1993)

The Big Sleep (1946)

Strangers on a Train (1951)

Dear Frankie (2004)

Marnie (1964)

Kumiko: The Treasure Hunter (2014)

Pianist (2002)

Plague Dogs (1982)

İftarlık Gazoz (2016)

The Lost Boys (1987)

Star Wars: Rogue One (2016)

El Bola (2000)

Dreamcatcher (2003)

What's Eating Gilbert Grape (1993)

True Romance (1993)

Pirate Radio (2009)

The Awakening (2011)

Deep Valley (1947)

Invitation to a Gunfighter (1964)

Angel Heart (1987)

Das Boot (1981)

Birdy (1984)

Fifth Element (1997)

Groundhog Day (1993)

Tin Drum (1979)

Mothman Prophecies (2002)

War Games (1983)

Hannibal Rising (2007)

Arrival (2016)




Güncelleme devam ediyor...

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

22 Ekim 2018 Pazartesi

Sofra Sırları: Ümit Ünal ve Demet Evgar

Yönetmen Ümit Ünal ama bir Demet Evgar filmi diyebiliriz.

Mutfak ve yemekler yoluyla paralel bir dil yaratma çabası “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” filmini hatırlattı ama o sıkmadan seyrettirmiş, hatta kendini sevdirmişti. Zaten beğendiğim bir oyuncu olan Fatih Al da bir başka ortak noktaları.   

Yasemin Yalçın’ın karikatürize edilmiş “Kakılmış” tiplemesi ister istemez akla geliyor, filmdeki onun dramatize hali. İki farklı filtreyle aynı karakteri seyretmek gibi. 

Evinde yemeği ve temizliği arasına sıkışmış bir kadın merkezde. TR’de bol miktarda var bunlardan. Hiç durmadan evini ve kabını kacağını silmekten kendisi de alabildiğine “silikleşmiş bir karakter”. Meşhur ve herkesin ilgi gösterdiği bir yemek programı sunucusu olmak onun hem çıkış hem kaçış yolu. Bir nevi terapi aynı zamanda. Evine kapanmış bile diyemeyeceğimiz bir mutfağa sıkışmışlık var. Diline de yansıyor bu hali. Karşısındaki ne kadar önemli bir mevzudan bahsederse bahsetsin “aklıyla değil mutfağıyla cevap veriyor”. İşte kocasının serzenişi:

“Ben gidiyorum diyorum, sen pilav diyorsun yoğurt diyorsun!!!” :)

Trajikomik bir tip. Komiser buna yaşadığı haksızlıkları anlatıyor, “Adalet adamı olarak söylüyorum, adalet falan yok” diyor, karı kalkıyor yemek ikram ediyor, dolmadan bahsediyor. Benliğini yitirmiş, köleleşmenin ötesinde kişiliği silinerek mutfak robotuna dönüştürülmüş bir kadın. Kocasının ölümündeki rolü bile içine kaçmaktan ibaret aslında.  

Alegorik olarak da alabilirsiniz bu durumu; patolojik bir içine kapanma hali, çevreden kopma, paylaşılan gerçekliğe karşı kişisel yanılsamalarla tepki verme çaresizliği. Hepsi düşünülebilir. İster insan olsun ister devlet, ister toplum; nerden baksan hastalıklı bir durum. Bir devlet düşünün siz sınıfların kalabalıklığından, eğitimin kötülüğünden şikayet ediyorsunuz, o size o yıl kaç tane cami yaptığından, daha çok imam hatip açacağından, metrodan, köprülerden bahsediyor. Bir toplum düşünün, siz hukuk dedikçe, “biz dünyanın en misafirperver halkıyız, dolma almaz mısınız?” diye gülümsüyor. Teknolojide çok geri kaldık diyorsunuz, ballandıra ballandıra şanlı bir tarihten bahsedip duruyor. Paramız Bulgaristan'da bile değersiz oldu diyorsunuz, dimdik ayaktayız evelallah diyor. En çok gazeteci hapsetmiş ülkeyiz diyorsun, ileri demokrasinin nimetlerini sayıp döküyor. Ve Avrupa bizi kıskanıyor. Gülmeyin, aslında benzer şeyler bunlar. Patolojik bir hal. Bildiğin ruh hastalığı bu. Ama hep dediğim gibi, ortalama bir zeka için en aptalca hikayeden bile manidar benzetmeler, göndermeler, alt metinler çıkartmak çok kolay. Filmi bunlar kurtarmaz. Kurtarmıyor da.


Yönetmen Ümit Ünal demiştik. Birkaç başarılı filmin altında senarist olarak imzası var. Ama net söyleyeyim, filmi beğenmedim. Yıllar önce yine yönetmenliğini yaptığı  “Gölgesizler” filmini de seyretmiş, onu da sevmemiştim. Peki beğenmemek ne demek? Bir de o var, niye beğenmediğini açıklamak zorundasın cemaate :) Şöyle diyelim, filme başladıktan sonra, filmden kaynaklanan sebeplerle, seyretmeye devam etme isteğini kaybetmek benim için bir “beğenmeme” tanımı olabilir mesela. Oysa sevdiğim filmi bırakın bir kere seyretmeyi, tekrar tekrar seyretmek için fırsat yaratırım.  Benim kriterim bu kadar basit. Sevmediğim işi niye sevmediğimi anlatmak için uzun uzun yazılar döşenmek çok saçma geliyor. 

Neticede sanırım Ümit Ünal bana göre bir yönetmen değil. Demet Evgar’ın oyunculuğundan başka tutunacak dalı yok filmin. Zaten kadını bıraksanız, sahnede rastgele bir şeyler anlatsa, bundan daha ilgi çekici bir şeyler ortaya çıkardı. Psikolojik çözümlemeleri ya da alegoriyle eleştiriyi Türk sineması beceremiyor. Bana bitse de gitsek dedirtti. Kara mizahı ve absürdizmi beceriksizce kullanan, temposuz ve sıkıcı bir film. Düz bir hikaye anlatımını küçümseyip alengirli işlere kalkışınca ortaya çıkan bunaltıcı bir sinema. Ha eleştirmenler genelde pek bir beğenmişler, süslü cümlelerle allamışlar pullamışlar, orası beni ilgilendirmez. 

“Kıro komedisi”yle  “daraltıcı dramların” kıskacından birkaç istisna dışında çıkamadık gitti..!






Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. 

21 Ekim 2018 Pazar

Black Mirror İnceleme: S3E3 “Shut Up and Dance”


İnsanları iletişim kanalları üzerinden gözetleyip şantaj yapan gizli bir örgüt genç bir çocuğu bilgisayarında porno seyredip mastürbasyon yaparken görüntüler ve videoyu tüm tanıdıklarına göndermekle tehdit ederek istediklerini yaptırmaya başlar. Evli bir adam da (Jerome Flynn – Game of Thrones) benzer bir şantajı karısını aldattığı görüntüler yolundan yaşar. Sonunda ikisinin yolu bir bankanın önünde kesişir.

“Big Brother is watching” paranoyası ve mahremiyetin tehdit unsuruna dönüşmesi. Tam mahremiyet de değil aslında. Gizli günahlar belki. Tek cümleyle şöyle tasvir ederdim: “Korkudan korkuya savrulan insanlar”. Çok yaşanır bu hayatta ve aslında ciddi etkileri hissedilir. Sonra “ben bunu nasıl yaptım” diye sorar insan kendine.  Bir nevi yağmurdan kaçarken doluya tutulma hali. Ya da ufak bir ödünle bir beladan sıyrılabileceğini düşünme yanılgısı. 

Teknolojinin karanlık yüzünden çok cinselliğin tutsağı olmuş insanları düşündürdü. Bir gencin mastürbasyon görüntülerinden ya da yalnız yaşadığı fantazilerden ne olursa olsun ölesiye utanmasını sağlayan bir toplum yapısının kanıksanmış olması da irdelenmeli. Aslında böyle gizemli bir yönlendirme olmadan da cinsel eğilimlerimiz hayatlarımız üzerinde ciddi bir manipülatif etkiye sahip. Hoşumuza giden bir kızın girdiği derslere katılmak, beğendiğimiz bir erkekle ilgi alanlarımız ortakmış gibi numara yapmak bunların en sık rastlanılan ve en masum olanları.


Bir de çocuk p.rnosu meselesi var. Çocuk ve hayvan p.rnosunun suç olması gerektiğini düşünüyorum çünkü rızalarının olması mümkün değil. Neticede yapılan her iş zorlama içereceğinden cezalandırılmalı. Fakat bunu yaparken konunun psikolojik ve fizyolojik boyutlarını da incelemek lazım. Çeşit çeşit p.rno varken bir insan niye özellikle çocuk p.rnosu seyretmek ister? Günah sayıp lanetleyince, acımasızca cezalandırınca konu halledilmiş olmuyor. Sebeplerini anlamaya çalışmazsak, yüzleşmezsek, insanlığın karanlık arayışları peşimizi bırakmayacaktır. 

Suspense anlamında gerilimi yoğun bir bölümdü. Stilize ve çok etkileyici bir hikaye diyemem, sadece “ne olacak acaba” hissiyle seyrettirdi. Üçüncü sezonun en beğenmediğim iki bölümünden biri olarak, 6 bölüm arasında beşinci sıraya koyuyorum. Zaten az bahsettiklerim fazla ilgimi çekmeyenler oluyor. 





Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. 

8 Ekim 2018 Pazartesi

"Better Call Saul" İnceleme: S4E9 “Wiedersehen”


Senarist Gennifer Hutchinson ve yönetmen dizinin yaratıcılarından Vince Gilligan.

Bu bölümde karakterlerin bir anda değişen yüz ifadeleri dikkatimi çekti. Kim, Jimmy ve Gus'ın olaylar karşısında birden değişen yüz ifadeleri hem oyunculuk başarısı hem de dizinin ana ekseni olan "dönüşüm süreçleri" açısından anlamlıydı. 

Geçen hafta Nacho’dan sonra bu sefer de Rhea Seehorn dizinin resmi podcast’ine konuk oldu. Cıvıl cıvıl ve zeki bir kadın. Ekiple şakalaştı ve karakterle ilgili düşüncelerini paylaştı. Kim'in çözdüğü ve çözemediği noktaları var ki kendisi de böyle bir karakteri oynamanın oyunculuk açısından daha geliştirici olduğunu söyledi. 

 “I think kim is playing a very dangerous game . People in her life jumped categories. Redrawing lines and boundaries.”

“Whats really un to fun to play in this show is there is no solified point to be. So as I get to grow and change as a character and sort of surprised buy ur own behavior.

“She has become increasingly rudderless in this season.”

Bir ara şöyle bir laf etti, ilginçti, not aldım, araştırmam lazım:

“The voice u wake up with is ur natural voice” Everything after this is a result of internal and external anxieties.”


Ayrıca diziye özel müzikleri yapan Dave Porter (Breaking Bad), senarist Gennifer Hutchinson ve her zamanki gibi yaratıcılar Gould ve Gilligan da stüdyodaydı.

Dave Porter terastaki yüzleşme için bir müzik yazmış ama sonra taraflardan birinin daha haklı olduğuna dair seyirciye müdahale anlamına gelebilir diye düşünüp sahneye eklememiş. Bazen yarım saat metronom eşliğinde bir sahneyi tekrar tekrar seyrederek tempoyu çözüp ona uygun bir müzik yapıyormuş.

Editing’den sorumlu olan, aynı zamanda podcast’in de moderatörü Chris oyuncuların ustalığının işini kolaylaştırdığını söyledi:

“ Kaliteli oyuncu sahnenin nerede bittiğini net belli ediyor ve buradan mı yoksa şuradan mı kessem diye ikilemde kalmanızı engelliyor.”

Bu arada 5 dakikalık teras sahnesinin çekimleri tekrarlarla 3 saat sürmüş. Yaratıcıların zeki karakterler yaratırsanız hikaye de zeki olmak zorunda olur lafı da önemliydi. Diziler bile içindeki karakterlerin kalitesi ve zekası kadar performans ortaya koyabilirken, toplumların da aynı ilkeye uygun bir görüntü çizmesi gayet doğal değil mi?  

Dave Porter (Score)
Açılış
İki bölümdür kullandıkları montajlı sofistike açılış yerine “Kimmy &Jimmy AŞ”nin bir düzenbazlığıyla merhaba dedi dizi. Mesa Verde için devlet dairesinde bir “dümen” çevirdiler. Şirketin onaylanmış planlarını, ofisinin büyüklüğü fazla olan planlarla değiştirdiler. Kardeş rolünü oynayan ikili özellikle Jimmy parmak arası terlikleriyle çıkagelirken çok güldürdü.


Nacho / Lalo / Hector
Lalo Salamanca Hector’u ziyaret etti ve Hector’un meşhur zilinin hikayesini dinledik.  Nacho’yu bir süre yanlarından gönderince adam gitti uzakta bir yaşlı kadının arkasında durup bekledi. Kadın buna “hırsız Meksikalı” muamelesi çekip çantasını kucağına aldı. Bana kalırsa Hector Nacho’yla ilgili bir şeyler söylemiş olabilir. Neyse sonra yine beraber Gus’ın Los Pollos restoranına gittiler. Lalo tavuğu çok beğendiğini söylerken kullandığı cümle (“Its crispy but its not dried out”) aslında Gus’ın titizliğine dikkat çekiyordu. Don Eladio’ya karşı ağzını aradı ama yüz bulamadı. 









Mike
Son patlama da başarıyla gerçekleştirildi ama Werner çok stres altında. Kutlama yapıldı. Karısını görmeye ihtiyacı olduğunu söyleyip Almanya’ya gitmek için izin isteyince Mike sadece telefonla konuşturabileceğini söyledi. Bölümün sonunda Werner kameraları şaşırtarak sürpriz bir kaçışa imza attı ve dizinin ters köşelerinden birisi olarak tarihe geçti. Sen problemli olarak Kai’ı göster, Nacho’nun kaçmayı plandığını araya sıkıştır, sonra en uyumlu gözüken Werner arazi olsun! 

Duvarda "Wiedersehen" (Kavuşma/buluşma)





Jimmy ve Kim
En son lüks bir restoranda Kim işlerini ayırırken yemek sahnelerini seyretmiştik. Jimmy’nin dünyasının başına yıkıldığı bölümdü. Bu sefer tam tersine klasik bir Amerikan roadside diner’da kutlama yaptılar, keyifleri yerindeydi. Uzun zamandır ilk kez ayrılık değil, birlikteliğe yaslanan bir sohbet, hatta kutlama izledik.

Kim bu becerimizi iyi bir şeyler için kullanmalıyız derken Jimmy biraz daha para odaklıydı ve sonradan alttan alsa da gerçeği  Kim’in suratına söyleyiverdi:

“200 km yol yapıp şirketinin izin verilenden 13% daha büyük bir şube inşa edebilmesini sağladık. How is that using our powers for good?”




Jimmy
Bölümün esas bombası avukatlığa tekrar dönüşü için gireceği mülakattı.. Telefoncu ve süpervizörü hep iyi mektuplar yazmış. İş yerinde değerli eleman seçilmiş. Adam üstüne düşeni yapmış.  Sorulara da ne duymak istiyorlarsa onu söyleyerek cevap verdi. Her şey iyi giderken karının biri bir soru sordu: “Mr Mcgill, whats the law mean to u?” Jimmy tiradını patlattı:

“Growing up, becoming a lawyer was the last thing on my mind. Even if I wanted to, I didnt have the smarts or the skills or teh “stick to it”veness. But I happened to get a job with some attorneys, I couldnt help to think maybe I can do that, something inside me made me wanna try. Now listen my diploma says, the university of American Samoa law school and thats exactly what it sounds like, thats a correspondence school, I wish it said georgetown, or northwestern, but UAS, thats the only one that would take me. So let me tell u, I wasnt a natural, I mean the classes, teh studyng, trying to pass thebar, practically killed me. Imust ve quit o10 or 12 times but I coming kept back to it, and I’M rellay glad I did. Because when I get to work with actual clients there s nothing else like it.Our legal system is complicated and sometiems it could feel capricious but its the closest thing to real justice that we got. And for it to work, it needs vigorous, passionate, advocates. Helping my clients, u know, arguing on their behalf thats the best thing I’ve ever done.   And this past year, I miss the hell out of it.

“That was very eloquent. Was there any particular influence on ur views?

“Credit where credit is due. The University of American Samoa.”












Yani abisinden hiç bahsetmedi. Sonunda “tamam, biz size döneceğiz” dediler ama Jimmy kaçın kurası. İşkillendi ve bekledi. Sonunda bir memur kıza sordu, kız hık mık edince olumsuz olduğunu anladı ve bunları aramaya başladı koridorlarda deli gibi.

Adamı buldu merdivenlerde.

“I did everything right Why” diye sordu.

“It was a question of sincerity. Some members of the committee found u somewhat insincere. U re free to appeal.”

Tamam Jimmy uslu çocuk rolünü biraz fazla kaçırdı ama o süreyi bir olaya karışmadan geçirmişti. Komiteden bir karı kanaat notu vermedi diye siz nasıl adamın hayatıyla oynarsınız? Samimi değildi, evet, ama sizin avukatlarınız, hakimleriniz çok mu samimi?  Hepsi alacağı daha iyi bir evi, yatacağı daha seksi bir kadını, adaletin yerine gelmesinden daha öncelikli görmüyor mu sanki? Bunu mu istiyorsunuz? Alın size o zaman konuşmasıydı işte. Ama hayır, Jimmy samimi değil, bir sene daha avukatlık yapmasın. Olacak iş değil!!! Topunuzun Allah kahr bela !!!

Kim de yazık hediyeler yaptırmış. Evrak çantası  dünyanın en iyi avukatı yazısı falan. Biraz da annelik ediyor aslında Jimmy’ye. Neyse Jimmy, Kim’le buluştu deli gibi sinirli bir halde. Ne yapacağım bir sene daha diyor adamcağız: “How do u disprove insincere?”  Haklı adam, samimiyetsizliğin tersini nasıl ispat edersin? Tabii o sinirle Kim’e de çattı. “Ne yapsam olmuyor” moduna girdi. “Sen de bana bakıp slippin Jimmy’yi görüyorsun, yüzünde okuyorum falan” dedi. Patladı adam. Kim, Chuck’dan bahsetmediğin için samimiyetsiz buldular dedi.  “Sen hep böylesin, başın hiç dertten kurtulmadı ki ama ben hep yanındaydım” diye cevap verdi. Epey tartışma çıktı. Dizinin önemli sahnelerinden biriydi. Büyütmemeleri lazım, geleceğini çaldılar adamın uyduruk bir sebeple onun için saldırgandı Jimmy. İnsanların böyle anları olur. Karşı tarafın anlayışla bir adım geri atması lazım.

Neyse akşam eve gelince Kim gurur yapmadı, yanına gitti, bu işin de üstesinden geleceklerini söyledi, anlayışlı ve anaç bir yaklaşımı vardı. 

Ve bu yılın son bölümüne gelmiş olduk. Üzgünüm, yerine koyacak bir dizim de yok görünürde, zor zaten. Vakit olursa belki haftada bir "Breaking Bad" tekrarı yapabilirim. Ya da baştan bir BCS maratonu belki... Ama önce final.  





















Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...