Rus Filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rus Filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2019 Pazar

Kızgın Karlar (Горячий снег) (1972): Rus Filmi

Stalingrad kuşatması. 1942. Alman ordusuna katılacak tankları hayatları pahasına engellemeye çalışan Sovyet askerlerinin kahramanlık hikayesi. Kolya ve Valodya isimli iki subayın hem fikir ayrılıkları hem de aynı kadına aşık oluşları ve askerler arasındaki arkadaşlık ekseninde ilerliyor.  

Yönetmen Gavriil Egiazarov (Гавриил Егиазаров). Seyrettiğim başka filmi yok.  

Vatanseverlik doğal olarak ön planda. Mutlaka seyredilmesi gereken bir Sovyet savaş filmi değil. Orta kalite. Sadece ikinci dünya savaşına yönelik alternatif filmlere ilgisi olanlara göre. Müzik kullanımı, karakterizasyon falan iyi kotarılamamış.

Aşk hikayesi ya da üçgeni yüzeyselliği aşamıyor. Arkadaşlık da etkileyici verilememiş. Mesela yine aynı yılın (1972) benim de çok sevdiğim, Türkçe’ye “Sakindi Oranın Şafakları” olarak çevrilen “А зори здесь тихие” filmine göre çok zayıf kalıyor.  



















Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Kuka (Кука) (2007): Rus Filmi


Kuka (Анастасия Добрынинаaltı yaşında şirin mi şirin ve yaşına göre olgun bir kız. Büyükannesi hastaneye kaldırıldığı için tek başına yaşamaya çalışıyor. Elena (Дина Корзунise Moskova’da özel hayatında hayal kırıklıklıkları yaşadıktan sonra yeni bir yaşam kurmak için çocukluğunun geçtiği Peterburg’daki apartman dairesine geliyor ve sosyal hizmetlerde çalışmaya başlıyor. Film bu ikilinin yollarının kesişmesi etrafında dönüyor.

Çocuk filmi denilemeyecek kadar dramatik ama masalsı ve sevimli tarafları ağır basan bir melodram.  Eskiden TRT1’de Astrid Lindgren’in “Pippi, Uzun Çoraplı Kız” dizisi olurdu. Bayılırdım. Bilenler hatırlayacak, tek başına müstakil evinde hayvanlarıyla yaşayan çok tatlı bir kızın yarı fantastik maceraları hikaye edilirdi. Çocukken çok özenirdim Pippi’nin hayatına. Hala özeniyorum ya başka mesele :) İşte onun daha gerçekçi bir portresine benzettim Kuka'yı. 


Yönetmen Yaroslav Çevajevskiy (Ярослав Чеважевский). Seyrettiğim ilk filmi. Kuka rolündeki Anastasya Dobrınina (Анастасия Добрынина) role çok ama çok yakışmış, hem zeki hem de inanılmaz şeker bir kız. Lena rolündeki Dina Korzun’u (Дина Корзун) daha önce Strana Gluhih (Страна глухих/Country of the Deaf) filminde “Yaya” karakteriyle seyredip takdir etmiştim, yine iyi oynuyor. Alexandr Palovtsev (Александр Половцев) iyi kalpli şef rolüne yakışmış, tam dedektif tipi var. Tolik rolündeki İgor Savoçkin’i de (Игорь Савочкин) not aldım, sıradışı bir hava estiriyor.

Filmin açılışında Kuka ve Lena’nın sabah rutinleri harika bir müzik eşliğinde dönüşümlü olarak verilmiş. Birkaç kere seyrettim, insanı yakalayan bir sekans. Kuka sokak çocuklarından biraz daha şanslı çünkü büyükannenin emekli maaşını alıyor ve başını sokacak bir kulübesi var.


Tolik isimli bakkalda çalışan bir adamla arkadaş oluyorlar, beraber deniz kenarında oturup konuştukları sahne, daha önce bahsettiğim “Mondo” filmindeki denize karşı Mondo’yla arkadaşının sohbetini hatırlattı.   

Ayrıca Kuka da Mondo gibi “Sots slujba” dedikleri sosyal hizmetler görevlilerinden korkuyor çünkü onu alıp yetimhaneye (detskava priyuta) yerleştireceklerini biliyor. Bu arada marketteki kadın Kuka rolünü oynayan kızın gerçek hayattaki annesiymiş.

Bir ara yine fakir zamanlarım. Evde Sovyetlerden kalma siyah beyaz televizyon dışında radyo bile yok. Tek kanal var, onda da haftada bir ya da iki film oynuyor. Ben de film/müzik delisiyim. Ortodokslarda Noel dönemi biraz uzun olur. 10 gün falan tatil gibi. Şehirlerin sentrumlarında daha da önceden ışıklandırma, süsleme, tezgahlar kurulur. Harikadır. Türkiye'de öyle şenlikli bir kutlama hiç görmedim. İşte meydandaki McDonalds’da galiba akşam saat beşten sonra  müziği dışarı verirlerdi. Nasıl güzel bir ortam olurdu anlatamam. Ben de o saatler gider müzik dinleyebilmek için karlarla kaplı meydanda saatlerce otururdum. Şimdi niye anlattın diyeceksiniz, filmdeki kızcağızın televizyonu bile yok. Sevdiği programın saatinde ağaca çıkıp bir  evin televizyonundan gizlice “multik” (çizgifilm) seyrediyor. Onun o halini görünce kendimi hatırladım biraz :)


Bir keresinde markette alışveriş yaptırmıyorlar küçük diye, bu da ne yapsın, gidiyor parkta dikkati başka yöne çekip birisinin pazar torbasından yiyecek aşırıyor ama parasını da bırakıyor. Umniçka. 

Pastanenin vitrinindeki pastalara bakarken cebinden ucuz şekerlerini çıkarıp yiyor ve sanki o pastaları yiyormuş gibi hayal ediyor. Canım ya :)

Kumdan şato yapıyor, sonra giderken kendi yıkıyor. Niye yıktın diyen çocuklara, ben yıkmasam siz yıkacaktınız diyor. "Kendi kardan adamını her zaman kendi yıkan biri" olarak o kadar iyi anlayabiliyorum ki Kukiçka'yı :( 

İyimser, hafif, masalsı, insanı germeyen, çocuk filmi diye komediye ve aksiyona boğmayan, basit, olaysız, tatlı tatlı hikayesini anlatan, oyuncuları iyi, sevimli bir Rus draması. Beğendim.

Kuka’nın bir tespitiyle bitirelim:
“"Все дети очень-очень глупые и очень-очень жадные... Вы не замечали?"

Gerçekten çocukların çoğunda "yabani bir acımasızlık" olduğunu hep düşünmüşümdür. 

NOT

Bugünlerde Türk sineması bilet parası kavgasıyla çalkalanıyor biliyorsunuz. Bir tarafta tipik gözü kârdan başka bir şey görmeyen paragöz sinema zinciri diğer tarafta bugüne kadar memleketindeki zalimliklere, hatta en son kendi sektörlerinden Metin abi'ye yapılanlara (Metin Akpınar) gıkını çıkartmamış ama bilet parası için hemen bir araya gelip ortak tepki koymayı bilmiş bir sinemacı topluluğu. Tabii o zaman tavır almış olsalardı bugün bakanlıktan parasal çıkarları için istedikleri kararları çıkaramazlardı. Vicdanlara zindan korkusunun ve para kokusunun sindiği bir ülkede iki tarafı da umursayasım yok. Yesinler birbirlerini. Zaten sinemaya gitmeyeli yıllar oldu. Ben başka bir noktaya değineceğim.

Kuka filminin bilet parasının bir kısmı ne mısıra ne sinemacılara ne de salona gitmiş. Özel bir anlaşmayla yardıma ihtiyacı olan çocuklara dağıtılması organize edilmiş ve yardımlar online olarak sitelerinden sürekli güncellenerek ilan edilmiş. Bunu da belirtmek istedim.

Filmle ilgili pek çok röportaj, gazete haberi ve bilgi kendi sitesinde veriliyor. Aşağıdan ulaşabilirsiniz. 





Romiçka







Rr

r














Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

5 Aralık 2018 Çarşamba

"Kommunist" (1957) (Komünist - Коммунист) Rus Filmi (Sovyet Sineması)

"Моя мать часто рассказывала мне о том, как жили эти люди. У каждого из них были свои думы, свои радости и невзгоды, своя мечта, своя судьба. Но, вместе это был тот народ, та Россия, которая опрокинула старый мир. И слушая этот рассказ, я понимал, что всё то великое, чем мы сегодня живём, было начато их трудом, их руками, их жизнями."

Yıl 1918. Zagora kasabası. Lenin’in Rusya’nın belli yerlerinde elektrik santrali inşası projesinin kilit noktalarından birisi. Yokluk var. Çivi bulmak için bile çalmadık kapı bırakmaman gerekiyor. Kasabaya gelen Vasili Gubanov kendini komünizme adamış, birinci dünya savaşı gazisi bir yoldaş. Haksızlığa geçit vermiyor. Komünist ideal için her türlü fedakarlığı yapıyor ve çevresinden de aynısını bekliyor. Tüm bu karmaşa içinde evinde kaldığı evli Anyuta’ya aşık olunca ikisi de dengesini kurmakta zorlanmaya başlıyor ve sonunda devrimin başarısı bir üst ideal, bir ülkü olarak asla vazgeçilmeyen tek sevgili oluyor.
  
Filmde Vasili ile Anyuta’nın oğulları anlatıcı. Vasili rolünü oynayan Evgeniy Urbanskiy çok sevdiğim başka filmlerden de tanıdık olan önemli bir oyuncu. Mesela Grigoriy Çuhray’ın defalarca seyrettiğim “Balada a Saldati” filminde Alyoşa’nın tren istasyonunda karşılaştığı eve dönmek istemeyen bacağını kaybetmiş asker yan rolündeydi. Kalatozov’un “Niatpravlennoy Pismo” (1960) isimli filminde de vardı.  Urbanski 1965 yılında “Direktor” filminde oynarken Türkmenistan’da bir araba sahnesinin çekimleri sırasında kazada öldü. Hakkında 1968’de Elena Naroditskaya’nın çektiği bir belgesel var. Sovyet sinemasının önemli oyuncularından biri. 

Yönetmen Yuliy Rayzman. Aynı zamanda Rus Sinema Okulu VGIK'da hocalık yapmış birisi. Genelde ön plandaki bir iki karakteri anlatmayı seven ve melodrama ağırlık veren bir yönetmen. Devletle arası iyi herhalde adamın, çoğu generalden daha fazla nişanı/madalyası var :) Senarist olarak yarım asra yakın bir süre Gabriloviç ile beraber çalışması dikkate değer.

Senarist Gabriloviç, Hitchcock gibi intertitle editörü olarak adım atıyor sinemaya. Özellikle Lenin, Ekim Devrimi ve Kadınların Özgürleşmesi gibi temaları sık işleyen bir senarist. Mesela bu filmde basit bir köylü olan Anyuta’nın komünist bilinç kazanışına benzer süreçlere “Urok Jizni” (1955) ve “Strannaya Jenşina” (1978) filmlerinde de yer veriyor. Bu iki filmi yine Rayzman’ın yönettiğini de not düşmeliyim.

Rayzman filmi 1957’de çekiyor ama gösterime 1958’de giriyor. IMDB’de 1958 tarihinin olması bundan. 1957 aynı zamanda Ekim Devriminin 40. yılı.

Rus sinemasında Stalin’in ölümü (1953) ardından gerçekçiliğin nispeten ürkek ürkek denendiği, propagandacı yaklaşımların eskisi kadar güçlü olmadığı, idealize ve topluma örnek olacak karakterizasyonların dışına çıkılmaya cesaret edildiği, sisteme hafif eleştirel bakışlar atılabildiği bir dönem başlar: Buna karşın bu filmde hem Vasili Gubanov hem de aşık olduğu Anyuta karakterleri daha çok Stalin döneminin alışılan propaganda ürünleri gibi. Komünizmin zayıflaması ve gözden düşmesine engel olmak için bilinçli olarak bu şekilde çekildiği söyleniyor. Yine de mesela bir romantik komedi olan “Kubanski Kazaki” (1950) filminin çizdiği “Şirinler Köyü” kadar mutlu kırsal kesim insanlarının aldatıcı profiliyle kıyasladığımda propagandanın filme daha iyi yedirildiğini söyleyebilirim.  Gerçi Rayzman’ın bir başka filmi olan “Kavalie Zalatoy Zvezdu” (1950) filminde de benzer şekilde mutlu mesut bir kırsal kesim tablosu çizilmişti. Tabii o tarihlerde Stalin yaşadığı için aksi zor.

Aynı yıl çekilen ve Rusya dışında da ses getirerek 1958'de Cannes’da  “Altın Palmiye” alma başarısını gösteren, benim de filmlerini beğendiğim ve topladığım Kalatozov’un “Letyat Juravli” filmi ise bambaşka bir pencere açıyor sinema yoluyla. Eleştirel ve daha gerçekçi karakterler ortaya koyarak ideolojiden bağımsız bir film ortaya koyabiliyor Kalatozov.  Oysa ikisi de MosFilm’den çıkmıştı. Diyeceksiniz ki tüm filmler MosFilm’den çıkıyordu zaten, hayır öyle değil, Sovyetlerde de bir çok stüdyo vardı ama yapıları farklıydı tabii.

Evet, "Kommunist "filminde propaganda var ama dramı çok zedelemiyor. Belki prop-dram denilebilir propaganda ile dramı birlikte götüren filmlere. Yine de nasıl ki Yeşilçam’ın basmakalıp melodramlarından sevdiklerim varsa (mesela Fatma Girik’le Kadir İnanır’ın “Kambur” (1973) filmini çok severim), Rus sinemasının da bu idealize, sosyalist-gerçekçilik akımının etkisindeki komünizm propagandası yapılan filmlerinin bazılarından her şeye rağmen bir tad alıyorum. Hikayeyi de geçtim, döneme dair bilgiler edinmek açısından da ilgimi çekiyor bu filmler. Sinematografilerinden ilginç yaklaşımlar çıkartmak da mümkün.

Filmde hoşuma giden sekanslar olarak kasabaya ilk geldiğinde Vasili’nin kapı kapı dolaşıp kalacak yer araması,  Kiremit indirme sahnesiyle birlik ve beraberlik içinde güzel günler için çalışmanın sembolize edilmesi ve meşhur “ağaç” sahnesini söyleyebilirim. Bir de trende kapitalist ile komünist iki adamın resmedilişi ve kapitalistin diğerinin neredeyse donuna kadar her şeyini alması da araya sıkıştırılmış. 


İnanç çok güçlü bir zihin kilitlenmesi. Komünist filmindeki Vasili Gubanov karakteri inanmış ve adanmış bir yaşam. Ben “inanç” konusuna mesafeliyim. Sadece dinden bahsetmiyorum, daha pek çok inanç var hayatlarımızda. Körü körüne değil de seçici bir inanmışlık sürekli bir sorgulamayla el ele yürürse faydalı olabileceğini, performansını üst noktalara çıkarabileceğini, aksi takdirde kötü sonuçlanacağını düşünüyorum. Sorumluluktan kaçmanın bir aracı olarak kullanıldığı anda inanç insanı mahvedebiliyor. Özeti, kontrolsüz inanç, inanç değildir.   

Film yeni bir dünya kuruluyor anlamında sözlerle ve kucağında bebeğiyle uzaklaşan kadın imgesi eşliğinde bitti. Bir nevi o bebekle yeni doğan komünist düzen arasında bir paralellik kurulmuş oluyor ve "gelecek bizim" mesajı veriyorlar.

Bu filmin devamı gibi bir başka film daha var. “Tvoy Savramennik”. Burada anlatıcı oğulun yaşadıkları hikaye edilmiş ama daha seyretmediğim için bir şey diyemeyeceğim. Zaten orijinal senaryonun ismi “Komünist'in Oğlu” olarak geçiyormuş.

Sadece Rus sinemasına meraklı olanlara tavsiye edilebilir, mutlaka görülmesi gereken bir film değil. 


NOT

Metindeki Rusça kelimeleri doğrudan Türkçe okunuşlarıyla yazdım, Rusça okuma/yazmayı işimi görecek kadar bildiğim için "İngilizce bazlı Latin harfli transliterasyonu" mecbur kalmadıkça kullanmıyorum. 

Burası önemli. "Mı ne barı ne rabı", "Ne köle ne efendiyiz" yazıyor. 
























Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...