Hayvan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2019 Pazartesi

The Journey of Natty Gann (1985) (film)

Amerika’da ekonomik buhran yılları. Ekmek aslanın ağzında. İşçi arkadaşlarının hakkını savunan Sol Gann (Ray Wise) memleketin diğer ucuna sürülür ve hemen gitmezse kovulacağı söylenir. Zaten eşini kaybetmiş olan adam küçük kızı Natty Gann’i (Meredith Salenger) kaldıkları otelin sahibesine emanet eder ve çaresiz trene biner. Fakat işler beklendiği gibi gitmez, kadın kızı terk edilmiş olarak devlete ihbar edince, kızı da babasını bulmak için binlerce kilometre sürecek bir yolculuğa tek başına çıkmak zorunda kalır.    

Yine çocukken video kasetini seyredince aklımda yer eden, yıllar sonra tekrarladığımda hala beğendiğimi gördüğüm güzel yaşlanmış bir film. Evet, filmler/diziler de insanlar gibi aslında, bazısı tekrar seyredilmiyor, bazısı benzer tatlar verebiliyor.

Natty Gann yol boyunca çeşit çeşit insanla karşılaşıyor. Ama en iyi arkadaşı bir kurt oluyor. Yol boyu kıza göz kulak oluyor desek yeridir. Disney yapımı diğer filmlerle kıyasladığımda, bir Disney filminden beklenebilecek en yüksek drama dozuna sahip diyebilirim. Hatta belki de beklenmeyecek kadar.

Çocuk-hayvan dostluğunu konu alan basit komedi-macera filmlerinden değil kesinlikle. Dramatik bir bakışa sahip olmasının yanında oyuncuların yeteneği, sinematografi ve James Horner’ın müzikleriyle duygulu bir gerçekçilik sunuyor. Harry (John Cusack) gibi yolda karşılaştığı karakterlerin filme ciddi katkısı var. Kızın yolculuğu boyunca o yılların sefalet içindeki Amerika’sından verdiği kesitlerle döneminin perişanlığını yansıtmayı ihmal etmiyor.     

Arşivlik.







Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

21 Mayıs 2019 Salı

"Animal Life": Hayvan Yaşamları (Kitap) (2008)

Çocukluğumdan beri hayvanlara meraklıyımdır. Önce kendini yakın hissetme, yemek verme, sevme gibi davranışlarla kendini belli etti, hayvan - insan arkadaşlığını konu alan filmlere kitaplara daha fazla ilgi duymaya başladım, sonra işin öğrenme boyutu da eklenince iyice zevkli bir hal aldı. Mesela çocukken Gelişim yayınlarından "Hayvanlar Ansiklopedisi" diye bir kaynak fasikül fasikül yayınlanırdı. Haftalıktı galiba. Bakkallara bile dağıtılırdı bu tip yayınlar o dönem, ben de koşa koşa gidip alırdım çizgiroman, dergi, ansiklopedileri. O zamanlar daha oyun bilgisayarları bile yoktu, yani bu yayınlar dünyayla tek bağımız gibiydi. Hayvanlar Ansiklopedisinin dili ağırdı ama özellikle resimlerine bayılırdım. Sonradan Frankfurt hayvanat bahçesinin de müdürlüğünü yapmış meşhur bir Alman zoolog olan Bernhard Grzimek'in eseri olduğunu öğrendim. Bir gün ondan da bahsetmek isterim. 


Hayvanlar alemi uçsuz bucaksız bir alan, her yeni bilgi kırıntısı yepyeni meraklar uyandıran bir devasa bilim dalı. Hele işin içine fizyoloji, anatomi ya da etoloji gibi dalları da dahil ettiğinizde karşınızdaki muazzam çeşitlilik hayran bırakıyor ve bitmek bilmez bir öğrenme isteği doğuruyor. 

Ülkemizde de hayvansever insanlar var. Sayıları az değil. Fakat bunlarda bir eksiklik gözlemliyorum. Bakın bir olay üzerinden anlatacağım. Bir sahil kasabasında yaşarken sabahları yürüyüş yapıyordum. Yolumun üstünde martılara ekmek atan insanlar oluyordu. Onları gördükçe içimi bir mutluluk kaplar, yürüyüşüm daha da keyifli olurdu. Sonra bu insanlarla konuşmaya başladım. Aralarında genci yaşlısı kadını adamı her türlü insan vardı. Hoşbeşten sonra konuyu ekmek attıkları martıların farklarına getirdim. Bazılarının daha küçük, bazılarının sarı gagalı, bazılarının siyah ayaklı, bazılarının lekeli kanatlı olduğunu ve farklı türler olup olmadığını sordum. Hiçbirinden bir cevap alamadım. Hatta 30 küsur yıldır martıları besliyorum diyen adam bile bir şey diyemedi.

Foto net'ten, karşılaştıklarımdan biri değil. 

Yanlarından ayrılıp daha ıssız kesimlere doğru yürürken düşündüm. Sabahın köründe kalkıp martıları beslemeleri ne kadar saygıdeğer bir işti. Kedi köpek besleyenler de çok vardı. Kesinlikle değerli bir davranıştı. Fakat bu sevginin niye bir merak yaratmadığını sorguladım. 30 yıl martılara yemek vereceksin ve farklılıklarını merak etmeyeceksin. İnternet çağında olmamıza karşın evinde bir bakmayacaksın. Bunların ayağı kırmızıyken diğerinin niye sarı diye belki 300 yıl devam etse 300 yıl merak etmeyecek. Evinde iki tuşa basıp öğrenme ihtiyacı duymayacak. Burada bir eksiklik olmalıydı.

Belki de sadece martılarla ya da hayvanlarla ilgili bir durum değil bu. Bilgiye yönelik merak konusunda bir zayıflığımız var. Böyle bir geleneğimiz yok gibi gözüküyor. Oysa olmalı. Ülkede kaynak kitap sektörünün durumuna baktığımızda kolayca görülebilecek bir toplumsal gerçeğimiz bu. Halbuki sevmek bir başlangıç olmalı, bizi öğrenmeye götüren kutsal bir başlangıç. Sevdiğimiz konular ne olursa olsun bilgi açlığı hissettirmeli. Öğrenmekten zevk alan insanlara dönüştürmeli bizi. Sevgi bir köprü görevi görmeli, yakınlaştırmalı, başkalaştırmalı, donatmalı bizleri.

Dünyada hayvanlarla ve başka bir çok konuyla ilgili ekip çalışması ürünü şahane kitaplardan çok var. Zaten bu gevezeliğimin sebebi de bunlardan birinden haberdar etmek insanları. Kitabımızın ismi “Animal Life”. American Museum and Natural History’nin hazırladığı bu eser konuya ilgi duyanlar için başucu kitabı olabilir. Roman gibi baştan sona da, ilginizi çeken kısımları parça parça da okuyabilirsiniz. Yaşadığımız görsel çağa uygun olarak nefis fotoğraflarla bezeli ve yazı kısmı tadında tutulmuş. Neredeyse her sayfada ortalama 3-4 foto var. Süs kitabı kadar cazip görselleri olmasına karşın kısa ama öz metinleriyle bir kaynak kitap. Hiç sıkılmadan sayfalarca okuyuveriyorsunuz. 

Charlotte Uhlenbroek

"Animal Life" kitabının ilk edisyonu 2008 yılında çıktı. Baş Editör Charlotte Uhlenbroek. Bir zoolog. Dünyanın dört yanında hayvanlarla ilgili projelerde görev almış bir isim. BBC'nin efsane Natural History Unit kısmında yıllarca belgesel hazırladı ve sundu. Yığınla belgeseli ve kitapları var. Kendini TV'den geri çekmeden önce bayrağı Attenborough'dan alacak diye yazılıyordu.  

İşin taksonomisinden (sınıflandırma) başlıyor, evrim, anatomi, davranış, üreme, avlanma gibi pek çok ana konuda yüzlerce hayvandan örnekler veriyor. Toplamda 500 küsur sayfa. 

Fotoğraf yönünden alabildiğine zengin olmasının yanında ilüstrasyonlar, şemalar, bilgi kutucukları, tablolar ve diyagramlarla anlamayı kolaylaştıran bir ekip çalışmasının ürünü. Bazen sayfalarca yazının anlatamadığını bir şema hemen anlamanızı sağlayabiliyor.100 tane belgesel seyretseniz alamayacağınız teorik bilgi derli toplu bir şekilde verilmiş.


Sadece yetişkinler için değil, çocuklar ya da gençler için de değerli bir çalışma. Okullardaki biyoloji kitapları diğer derslerde olduğu gibi insanı biyolojiden soğutacak kadar berbat. Öğretmenlerin çoğunun ruhsuzluğunu söylemeye bile gerek yok. Zoolojiye ilgi duyan, hayvanları seven çocukları işin farklı bir boyutuyla tanıştırması açısından da bu tarz kitaplar çok faydalı. Belki bir çocuğun hayatta ne yapmak istediğine karar vermesine, yaşamını düzenlemesine, anlam katmasına yardımcı olabilir. Hala tekrar tekrar karıştırıyorsam, çocukken elime geçse herhalde Kur'an hatmedenler gibi ezberlerdim böyle bir kitabı. Aslında buna benzer çok kitap var ve bu sadece birisi. Hepsini temsilen burada yer vermek istedim. Artık blogda yavaş yavaş kitaplardan bahsetme zamanı da geldi. 

Çinlilerin 2014 yılında çevirdiği bu kitabın Türkçesi yok. Daha da kötüsü bu konuda benim bildiğim doğru dürüst tek bir Türkçe kitap yok..! Dolayısıyla bir kez daha tekrarlayalım. Dil öğrenin arkadaşlar. Türkçe'yi korumak ayrıdır, Türkçe'ye hapsolmak ayrı. Turiste yol tarif etmek, gezilerinizde anlaşabilmek, kız tavlayabilmek ya da daha kolay iş bulabilmek için değil, öncelikle yaşamınızı uygarlaştırmak ve bilgiyle donatmak için, sevdiğiniz alanlarda kendinizi geliştirebilmek için, eleştirel bir bakış kazanabilmek için, dilin düşüncelerinize bulaştırdığı zihniyetlerden kurtulabilmek için,  medeni dünyanın konuştuklarından geri kalmamak için dil öğrenmek zorundasınız. Geçmişimizle övünüp duruyoruz ama anadiliyle yetinebilecek kalitede işler ortaya koyabilmiş bir milletin çocukları değiliz ne yazık ki. Böyle söyleyince aklıma Bedri Rahmi Eyüboğlu geldi.  O unutulmaz şiirindeki gibi 3 tane olmasa da bir tane bilmeye, hem de çok iyi bilmeye mecbursun genç kardeşim. Sırası gelmişken o acı gerçeği ifade eden şiirinin son kısmını da buraya alıntılayalım:  

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
                                                Bedri Rahmi Eyüboğlu

Charlotte Uhlenbroek'in sunuş yazısı, bu tanıtımın kapanış cümleleri olsun. Hayvanlarla ilgili bir şeyler öğrenmek isteyen herkese bu kitabı tavsiye ederim. 

This book reflects the extraordinary body of work carried out by biologists who have devoted years, often whole lifetimes, to the patient observation of animals in the field and in the lab and to designing ingenious experiments to learn why animals behave in the ways they do. Some species have been very well studied and we know an extraordinary amount of detail about their behavior; others are barely known and as yet we only have tantalizing glimpses into their lives.

Written by a team of respected biologists and illustrated with fantastic photography that jumps off the page at you, this book really puts the “life” into wildlife. The great biologist E.O. Wilson said, “Once you know an animal’s behavior… you know its essence.” I hope that this book helps capture the essence of animal life on this planet and makes us ever more determined and equipped to protect it.



http://www.kolbykirk.com/news/2008/09/22/first-look-animal-life-by-charlotte-uhlenbroek/

http://www.kolbykirk.com/news/2008/09/22/first-look-animal-life-by-charlotte-uhlenbroek/

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

1 Mart 2018 Perşembe

Son Alice Roberts Kitabı: Tamed (2017)

İmza günü - hardcover edisyonu

Belgesellerini yıllardır takip ettiğimiz Prof. Alice Roberts’ın son kitabı geçen yılın sonuna doğru çıktı. 10 tane hayvan ve bitkinin yabani kökeninden bugünkü “evcil ya da ehil” diyebileceğimiz haline evrilişi üzerinde duruluyor. 

İncelemek için köpek, buğday, mısır, sığır, tavuk, patates, at, pirinç, elma ve insan seçilmiş. 
En son genom analizlerinden arkeolojik bulgulara çeşitli bilim dallarının vardıkları ortak sonuçlar teknik bir dile kaçmadan mümkün olduğu kadar basit şekilde özetlenerek aktarılmış. Özellikle genetik incelemelerin ağırlığı köken araştırmalarında gittikçe ağırlık kazanıyor. 

paperback 
Konular bağımsız olduğu için kitap parça parça da okunabiliyor, sırayla gitmenize gerek yok. Ben henüz köpek ve atı okudum. Fırsat buldukça devam ediyorum.

Bir eleştirim olabilir; böyle geniş zamana yayılmış bir konu verilirken şema ve timeline kullanılsaydı anlaşılırlığın artacağını düşündürttü. Düz yazı bu tarz “süreç” analizlerinde kesinlikle desteğe ihtiyaç duyuyor. Aksi takdirde on binlerce yılı kapsayan bir aralıkta ileri geri gidip gelirken kafa karışıklığı oluşması işten bile değil. Buna karşın 2017 yılı literatürünün dahi çoğunun sonuçlarını içermesi açısından olabildiğince güncel bilgiler içeren bir çalışma.

Alice kitaptan sonra bir de Britanya turuna açıktı. Konferanslar, imza günleri;koşturdu epey.   
Paperback, hardcover ve ekitap olarak piyasaya sürüldü.  
Konuya ilgi duyanların çok şey öğrenecekleri kesin olan güncel bilgilerle dolu bir kitap.


Kapanıştan anlamlı iki paragrafı buraya alıntılıyorum:

***
"We understand domestication much better today than we did just a decade ago. The boundaries we’d drawn between the tamed and the wild back then were too robust and rigid. As we’ve been unravelling the stories of our allies, we’ve also illuminated the evolutionary history of our own species. Like them, we’re hybrids. Moving around the world, colonising new landscapes, we interbred with our ‘wild’ relatives, just as horses, cattle, chickens, apples, wheat and rice did too.


Now we’re everywhere – and our domesticated species are global phenomena alongside us. It’s obvious that the evolutionary success of our domesticates depends a great deal on us, but the success of other species which have not been sown, grafted, bred and bridled by us also depends on their ability to survive in a world profoundly influenced by our existence – and that of our domesticated allies. We don’t just need to tend the species that have teamed up with us. We need to nurture the untamed wildness – now, more than ever. We can’t plough on with the idea that we can separate ourselves from the rest of nature; we need to learn how to live with it. It feels like the challenge of this century is learning how to accept those interrelationships, to thrive with the wildness, not always to fight it."

***

NOT: Kitap notlarını matbu kitapsa satırların altının çizilmesi ve derkenarlar, ekitapsa üstünün renklendirilmesi ile tuttuğum ve bu notlar TV/belgeseldeki gibi görsel desteğe ihtiyaç duymadığı için genelde buraya aktarmayı düşünmüyorum.  







Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. .

9 Mart 2017 Perşembe

BRITAIN'S COASTAL ANIMALS (2011) - "Britanya'nın Sahil Hayvanları" (Belgeseli)


Belgesel serisinin ismi The Animals Guide to Britain. BBC’nin 2011 yılında yayınladığı dört bölümlük bu serinin dördüncü bölümünün, yani kıyı hayvanlarının notlarını aktaracağım. Serinin diğer bölümler, şu şekilde:

Freshwater Animals
Grassland Animals
Woodland Animals
Coastal Animals


Önce genel olarak içerikten bahsedeyim. Farklı yaşam alanlarındaki hayvanlara değiniliyor. Sunucu, favorim Chris Packham. Hedef kitle daha çok çocuklar ve gençler gibi geldi çünkü ayrıntılı bilgiden ziyade birkaç özellik sıralanıp hemen diğer hayvana geçilen hafif bir içeriği var. Zooloji meraklıları için basit kalabilir. Benim favorim shore crab kısmı oldu.

NOTLAR
GREY SEALS
Britanya'nın sahil şeridi 18.500 mil. Tek tek İtalya, İspanya ve Fransa’dan daha fazla.
Britanya’yı temsil edecek olan bir hayvan düşünülse ilk akla gelmesi gereken grey seal. Dünya popülasyonunun yarısı Britanya’da. Parlamentonun korunması için kanun çıkardığı ilk yaban hayvanı. Eskiden kıskanç üvey annelerin çocukları seal’a dönüştürdüğü anlatılırmış. Scotsman kilt’deki tüylü kısım bunların kürkünden yapılırmış. Folklorda da yeri var yani. Okyanus hayvanı, istediği yere gidebilir aslında ama Britanya sahil şeridinden memnun. Denizde kendilerine daha fazla yaklaştırıyor çünkü esas kendini güvenli hissettiği yer deniz. Karaya tam adapte olamamış. 6cm blubber (deri altı yağ dokusu-insulasyon) var. Sürekli paltoyla gezen bir insan gibi olduğu için ve bu paltoyu çıkartma ihtimali olmadığından sıcak denizlerde yaşayamıyor. 2-12 derece olan suda yaşayabilir sadece. Overheating riski var. Bristish coast 11 derece. Uzun whiskers (bıyık kılları) ile görüş sıfır bile olsa balığı algılayabiliyor.

Britanya 6346 adaya sahip. Britanya’yı sevmelerinin nedeni biraz da bu. Yavrulamak için güvenli kara parçalarına ihtiyaçları var.  Yavrularını çok zengin bir sütle besleyerek her gün 2 kg almasını sağlarlar. 15 gün süt verirler. Doğduğunda blubber oranı yavruyu sudaki soğuktan korumaya yetmez. Ada seçmelerinin sebebi bu. Korkunca hemen suya kaçarlar. Kuyruk yüzgeçleri yelpaze gibi açılıp kapanıyor karada ve suda. Her yıl kürklerini değiştirirler. Yeni kürk çıkması için hair follicles should be supplied with blood. Bunun için korkmamaları lazım bu dönemde çünkü korkarlarsa  blood is withdrawn from their skin to concentrate on vital organs. New hair growth sekteye uğrar. Sindirimleri de etkilenir. Suda sindirim yavaşlar.



MANX SHEARWATER (Puffinus puffinus) 
Remote coastline and islands are also best for sea birds

%90’ı Britanya’da yuva yapar. En Britanya’ya özgü deniz kuşu. Gece korkunç sesler  çıkarır. Hatta Vikingler korkarmış, bunların olduğu adalara çıkmazmış. Sonraları, yakılabilen bir yağa sahip oldukları anlaşılmış. Kuşlardan çıkarılıp lambalara doldurulmuş bu sıvı yağ. Gübre olarak, lobster bait olarak kullanılmış. Çok ürkektirler. Işığı sevmezler. Yuvalayacağı yer konusunda çok seçici
 
Bunlar da seal gibi deniz yaşamına daha adapte. Karada çok sarsak (clumsy) yürüyor. Martılar da kapabilir. Sadece gece karaya çıkarlar. Burrow’ları var. Gündüzleri ne yaptıkları bilinmiyor.
15 gramlık bir GPRS’i sırtına takıyorlar. 5 dakikada bir sinyal veriyor. Its not transmitting remotely so u have to get it back from the bird. Yuvaları işaretleniyor numbered slab ile. Adults leave land before dawn. Yumurtaları büyüktür. %25’i body weight’in. 55 gün incubation by both female and male. 75 gün kadar burrow nest’te kalır. Nerede balık olduğunu bilir ve yavrusunu beslemek için buralara gider. 4 günde 700km yapar bazen. Coastal animals depend on the combination of land and sea.

SEA GULLS
Britanya’da 24 tür var. Martıların özel adaptasyonları, yani uzmanlıkları yok. Specialist’ten ziyade generalist bir hayvan. Her yetenekten biraz var (Jack-of-all-trades). Sahilden uzakta çöplüklerde toplanıyorlar. bunda artık atıkların daha kaliteli ve yenebilir olmasının payı var. 1956’da parlamentoda clean air act imzalanmış. Martılar için harika bir karar olmuş Çünkü bu karara göre artık çöp artıklarının yakılması yasaklanmış.  Martı türlerinin yuva tercihleri türden türe değişebilir. İnsana benzeyen fırsatçı bir geçim tarzı var.


SHORE CRAB (Carcinus Maenas)
Sahil yengeci

Birkaç ayda bir deri döküyorlar Bu deri dökümüne sırtlarındaki kabuk da dahil. Dolayısıyla en zayıf oldukları dönem. Sahile çıkarak balıklar ve diğer düşmanlarından saklanırlar. Bu şarttır çünkü bu dönem güçlü bir koku yayarlar (feromon). Kokunun yaşamlarında önemli bir yeri var ama burunları yok. Ayaklarıyla koku alırlar.
 

Exoskeletonları dişilerin çiftleşmesini çok zorlaştırır. Bu yüzden erkekler dişilerin kabuk dökme dönemini bekler. Bu dönemin geldiğini saldıkları kokudan anlayınca önce bacaklarıyla altına alır. Kabuğu atana kadar bekler. Sonra dişi döner ve çiftleşme gerçekleşir. Erkek çiftleşme için dişiyle iyice denizden uzağa, kaya altı gibi saklı yerlere gider.



BOTTLENOSE DOLPHIN 
(Tursiops truncatus)
Britanya’da iki yerde görülürler: Cardigan Bay ve Moray Firth

Deniz ile nehrin kesişme noktasında somon avlamak için bu bölgelere giderler.

Galler’deki Cardigan Bay’e10 somon nehri, İskoçya’daki  Moray Firth’e ise 30’dan fazla somon nehri akar. Burada önemli olan nokta, somonların akıntının tersine, nehir boyunca yüzerek yumurtlama yolculuklarının her nehir için farklı olmasıdır. Bu sayede yılın her dönemi bu iki bölgede somon olur. Yunuslarda duyma yetisi önemlidir. İnsan yapımı petrol sondajları ya da deniz taşıtları rahatsız eder.  Ayrıca sonar yeteneği de vardır.  Ekolokasyon yoluyla etraflarındaki topografi ve hareketleri algılayabilirler. Normalde somonu  açık denizde yakalamak zor. Moray Firth gibi yerlerde topografyanın yardımıyla yakalamaları kolaylaşıyor. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...