Robot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Robot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2018 Salı

Bilimkurgu Sineması Film Listesi



Meteor (1975)

Predators (2010)

Okja (2017)

Robot & Frank (2012)

A Quiet Place (2018)

Ultimate Warrior (1975)

Extinction (2018)

Enemy Mine (1985)

Primer (2004)

Dream a Little Dream (1989)

Wall-E (2008)

Dreamcatcher (2003)

Fifth Element (1997)

Groundhog Day (1993)

Mothman Prophecies (2002)

War Games (1983)

Arrival (2016)



Güncelleme devam ediyor...

Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

"Robot ve Frank" filmi (2012): Frank Langella

Frank (Frank Langella) emeklilik günlerini kızı (Liv Tyler) ve oğlundan (James Marsden) uzakta yalnız başına geçiren ve gittikçe kötüleşen hafıza haybı problemiyle (Alzheimer?) mücadele eden eski bir hırsız. Oğlu, babasıyla yeterince ilgilenemediğini düşündüğü için ona bir “bakıcı robot” alır. Frank bu hediyeye önce karşı çıksa da sonradan farklı işlerde kullanabileceğini anlayınca aralarında bir yakınlık gelişir.  

Genelde bilimkurgu filmi denince yüksek bütçeler, büyük görsel efektler falan gelir akla. Bu filmde bunlar yok, daha elle tutulabilir bir “yakın gelecek” profili sunuluyor. Günümüzle irtibatı koparmıyor. Zaten filmin başında dönemi “near future” olarak belirtiyorlar. Hikayenin esas olarak en yakın durduğu tür “dram”. İçinde yaşlı yalnızlaşması (evet yalnızlığın da çeşitleri vardır bence), Alzheimer, robot meselesi (Gerekliler mi? Hakları neler olmalı?), aile bağları gibi alt konular beraber götürülüyor.  

Frank’in oğlu rolündeki James Marsden biliyorsunuz Westworld’de Dolores’in sevgilisi Teddy olarak robot isyanının en önemli figürlerinden birisi. Yani başkaldıran androidlerden (kafası karışık olsa da). Bu bilinerek seyredildiğinde filmde babasının başlangıçtaki robot karşıtlığına karşı verdiği cevap insanı gülümsetiyor Aktörün kariyerinin bir cilvesi olarak not düşmek istiyorum:

(Robot için) “Dad he s not ur friend. He’s a slave who apparently u can manipulate into doing just about anything.” :)

Özellikle Frank Langella’nın oyunculuğunu beğendim. Hoşlandığı kütüphane görevlisi rolünde de Susan Sarandon var. Robota sesini veren Peter Sarsgard başarılı. Amerikalıların geniş bir TV/sinema ürün yelpazesinin olması, oyunculara yaşlandıklarında da doğru dürüst rollerde oynayabilme şansını sağlıyor. Önemli bir artı. 

Dönüp baktığımda özellikle Frank'le robotun ormanda yaptıkları yürüyüşler ve sohbetleri aklımda kaldı. Belki okumuşsunuzdur, beraber yaşayan canlılar zamanla birbirine benzer derler. Derler deyince mahallenin “şişman teyzelerinin” dediklerinden bahsetmiyorum :) Bu bir söylenti değil, mekanizması bilinmese de pek çok bilimsel çalışmayla üzerinde durulan bir olgu. Mesela ilk aklıma gelen örnek köpeklerin davranış olarak sahiplerini yansıtmaları. Ciddi bulgular var. Bence doğruluk payı olan bir konu. Bir başka örnek ise McClintock teorisi. Tartışmalı olsa da bu benzeşme sürecinin sadece davranışsal değil, biyolojik de olduğunu iddia eder. Bu teoriye göre beraber yaşayan kadınların adet günleri birbirine yaklaşır. Niye başımızı şişirdin diyebilirsiniz ama bu filmde de buna benzer bir süreç mevcuttu bana kalırsa. Bilhassa finalde Frank’ten sonra robotun da bir şekilde hafızasından dertli olması tam da bu tuhaf “konverjansı düşündürdü bana. “Beraberlikler benzeştirir” diye bir evrensel ilke var bence. İster hayvan, ister insan ister makine olsun. Üzüm üzüme baka baka kararır'dan çok daha derin ve çok yönlü bir etkileşim işliyor için için.

Konuyu ne aksiyona ne de felsefeye kurban etmeden, biraz duygu biraz düşünceyle kendisini severek izlettiren, diğer bir deyişle bağırmadan konuşmayı becerebilen bir film. Mizah, bilimkurgu ve duygusallığın kararında olduğu ve hiçbirinin diğerini boğmadığı iddiasız, sade ve ölçülü bir komedram.

Robotun kendisini insan gibi görmeye başlayan Frank’e cevabı şöyleydi:

“U know that u re alive. You think therefore u are. In a similar way, I know that I’m not alive. I’m a robot”

Filmde kullanılan parçalardan biriyle bitirelim: Mozart'tan "Ave Verum Corpus"
LİNK
























Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

11 Şubat 2018 Pazar

İlk Robot Hapishanesi Türkiye'ye yakışır..!


Dünyanın İlk Robot Hapishanesini kurma şerefi Türkiye’nin olmalıdır
Biliyorsunuz geçen hafta bakan Ahmet Arslan konuşurken yanda duran Çin yapımı robot bakanın ne dediğini anlamadığını söylemiş, hariçten gazel okumaya devam edince arslan bakanımızın "Gereğini yapın!" talimatıyla karga tulumba salondan çıkarılmıştı. Sonrasında robota format atılarak susturulduğu söylendi. Dahası var. Haberlere robotun bakandan özür dilediği düştü. Neyse ki yüzyıllardır insanlara yapılmaya çalışılan şey robotlarda birkaç tuşa basarak gerçekleştirilebiliyordu. Çevik kuvvete gerek kalmadı. Fakat bana sorarsanız böyle bir terbiyesizlik bir özürle geçiştirilemez.

Türkiye gibi bir dünya ülkesinin koskoca bir saygıdeğer bakanı tüm gezegenin geleceğini şekillendirecek bir büyük konuşma yaparken, iki paralık bir teneke yığını dart durt edip duracak ve biz bunun cezasını vermeyeceğiz? Olmaz efenim. Burası muz cumhuriyeti değil. Öyle formatla falan kurtulamaz bu zımbırtı. Adamın yağını alırlar! İşte buradan söylüyorum. Kahramanlıklarla dolu şanlı tarihimize layık olmak açısından dünyanın ilk robot hapishanesinin Türkiye’de kurulması için hemen çalışmalara başlanmalıdır. 


Ülkemiz böyle bir ilke ev sahipliği yaptığında dünyanın gündemine oturacaktır. Türkiye’deki ileri demokrasinin ilk meyvalarını “ileri adalet” olarak almaya başladığımız yedi düvele duyurulmuş olacaktır. 

Zaten “Yeni Türkiye” böyle bir öncülüğü üstlenebileceğini çoktan ispat etti. Yargı kurumlarımızın nasıl canla başla çalıştığına örnek olacak birkaç rakam verelim.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütüne göre Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında Türkiye 2016 yılında 180 ülke arasında 151. sıraya geriledi. Yakında Afrika’dan sığınma hakkı isteyecek duruma düşebileceğimiz söyleniyor.

DW’ye göre tüm dünyada tutuklu olan gazetecilerin yarısı Türkiye’de tutuklu.

"Bir gün herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı takdir edecek" (Posta röportajı)

Türkiye’de halen 200.000’in üstünde tutuklu var. Bunların ciddi bir kısmı tutuklu yargılananlar. Yani belki de masum çıkacaklar, boşu boşuna yatıyorlar. Kapasite çoktan dolduğu için yataklar dönüşümlü kullanılıyor. Son dönemde Türkiye’den o kadar çok suçlu çıkıyor ki devlet bunları koyacak hapishane bulamıyor. Çözüm olarak 200 civarı yeni hapishane inşa ediliyor. Ee…adaleti sağlamak kolay değil. Devletimiz çalışıyor işte. Bu kadar hapishaneyi biz özgürlüğün tadını çıkartabilelim diye yapıyor. Daha ne yapsın?  Yine bu hafta bir başka vatansever Hülya Koçyiğit’in sarf ettiği o hülyalı sözleri hatırlatırım tüm nankörlere: “Kimse baskı altında değil, bilakis herkes fazla özgür. Çok fazla atıp tutuyorlar”. Koskoca Hülya Koçyiğit bilmeyecek Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü isimli ne idüğü belirsiz bir oluşum bilecek öyle mi..! Sizin her yeriniz gazeteci olsa ne olur! Biz bu aziz halka, bu cennet vatana sevdalıyız. Bu "arslanlar" bu "koçyiğitler" varken geleceğin dünyasında sırtımız yere gelmez! 

Uzatmaya gerek yok.
Dünyanın ilk robot hapishanesini kurmak bizim hakkımız.
Bunca kanla, acıyla, kinle, nefretle, düşmanlıkla, yalanla biz buna herkesten daha fazla layığız
Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir. Bu tarihi fırsat kaçırılmamalıdır.
Türkiye için küçük ama dünya için büyük bir adım olacaktır.  
Teknoloji tarihine adımızı altın harflerle yazdırmanın zamanı geldi.
Dünyanın ilk robot hapishanesi en çok Türkiye’ye yakışır.
Arslan Bakan’ın robot için dediği gibi:

“Gereğini yapın!” 



Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır. .
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...