2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2017 Pazartesi

Göçebe Yaşamlar (1/3) (2015) - BBC Belgeseli - Kate Humble




















GÖÇEBE YAŞAMLAR - NEPAL
2015 BBC yapımı bu belgeselde kamera nesli tükenmek üzere olan toplumlara doğrultularak varlıklarından dahi haberimiz olmayan bu insanların yaşamları gözler önüne seriliyor. Üç bölüm olarak çekilen seride Nepal, Sibirya ve Moğolistan’da yaşayan göçebe topluluklar çalışılmış. Yıllardır pek çok programını seyrettiğim Kate Humble ve ekip sadece ziyaret edip sorular sormanın ötesinde, bir süre bu insanların arasında yaşarak kültürlerini anlamaya çalışıyor.

İlk bölümde Güney-batı Nepal’de yaşayan ve artık sayıları çok azalmış  Raute halkının yaşamı anlatılıyor. 140 kişilik göçebe bir kabile bu. Üç prensipleri var: Yerleşmek yok, eğitim yok, tarım yok. Kate Humble aralarına ilk katıldığında herkes bir şeyler satmaya uğraşıyor. Aslında bu içinde bulundukları parasızlığın bir yansıması. Eskiden ormandan kendi yiyeceğini çıkarabilmelerine karşın artık bu mümkün değil. Kaynakları kurumasına rağmen onlar aynı yaşam tarzını devam ettirmekte inat edince ortaya perişanlık çıkıyor. Bakıyor olacak gibi değil, devlet olaya el koyuyor ve her birine ayda 6 pound aylık bağlanıyor. Ama bu çok cüzi bir para. En önemli geçim kaynakları oymacılık ürünleri. Ahşap kap kacak, kutu yapıp bunları tanesi 1 pound’dan satıyorlar. Bunlar sonra Hindistan'a gönderiliyor ve süslenerek Avrupa’ya bazen tanesi 40 pound’dan satılıyor. Kadınlara oymacılık yasak. Bu da onları ekonomik açıdan zorluyor. Dul kalan bir kadın yardımsız yaşayamaz hale gelebiliyor. Kadınlar geri planda kalmış. Kate Humble’la el sıkışmaktan hatta göz teması yapmaktan bile kaçınıyorlar. Kadınların ana görevi çocuk bakmak ve ormanda buldukları sebze meyveyi toplayıp pişirmek.



Kamplarını genelde köylere yakın yerlere kuruyorlar. Ana besinleri pirinç ve bunu ancak buralardaki dükkanlardan temin edebiliyorlar. Dağlık bir bölge olduğu için taşınmalar sürekli yokuş inip çıkmak demek. Hayvan olarak keçi besliyorlar  Kabilenin 4 şefi var. Bir sonraki kamp yeri gibi kararlar onlar tarafından alınıyor. Kimse Raute halkının kendi köyleri ya da çiftlikleri yakınında kamp yapmasını istemiyor. Onları pis, cahil ve problem kaynağı olarak görüyorlar. Ara sıra tartışmalar çıkıyor. En büyük problemlerden biri Raute’lerin ağaçları kesmesi ve hem çadırlarının dikilmesinde direk olarak hem de oymacılıkta kullanması. Yerel halk buna tepkili çünkü genç ağaçları keserek çevreye zarar verdiklerini söylüyor. Raute’ler ise yaşlı ve büyük ağaçları çadır direği olarak kullanamayacaklarını söylerek kendilerini savunuyor. Aslında Nepal’de ağaç kesmek yasak. Uygulanabilirliği tartışmalı olsa da harika bir şey bu. Ama devlet Raute’ler için bir ayrıcalık tanıyarak izin veriyor. Yaptıkları kap kacağı sattıktan sonra gençler en çok kızartılmış nohut suyu (fried chick pea) içmeyi seviyor.


Programın sonunda Dasai bayramı geldi. Bu Hindu takviminin en büyük bayramı ve 15 gün sürüyor. Devlet bu bayramda her Raute ailesine 65 pound veriyor. Danslar ve eğlenceler düzenleniyor. Aslında Raute’ler yarı animist yarı hindu.


Seyrettiğim kadarıyla fakir ama mutlu olduklarını söylemek isterdim ama pek öyle bir intiba almadım izlediklerimden. Biraz romantik bir yaklaşım vardı sanki. Kate Humble modern yaşama mesafeli olmalarına saygı duyulması gerektiğini ısrarla belirtiyor. Bence de buna saygı duyulması gerekir. Fakat bu insanların yaşadığı basbayağı perişanlık. Modern yaşamın getirdiği illetleri reddetmek ayrı, kendini sefalete ve bilinçsizliğe teslim etmek ayrı şeyler gibi geliyor bana. Farklı toplumlara açık ya da üstü örtülü bir yukarıdan bakmayla yaklaşılmaması gerektiği gibi, romantizme kapılarak gereğinden fazla saygı göstermenin en başta o insanların bilinçlenmesine karşı yapılacak bir kötülük olduğunu hissediyorum. Farklı kültürleri izledikçe insan kendi toplumunu daha iyi analiz edebiliyor. Diğer bölümleri de seyredeceğim.Fazla iyimser ama özgün bir iş çıkmış. 

4 Mart 2017 Cumartesi

Virüs Gezegeni - A Planet of Viruses (2015)



Virüs Gezegeni kitabının ikinci baskısı Chicago Üniversitesi Yayınlarından 2015 yılında çıktı. Ayrıntıya girmeden viroloji tarihi ve günümüz salgınlarını özetlemesinin yanında, esas olarak virüslerin ne oldukları ve hem dünyamız hem de insanlar açısından önemleri gayet anlaşılır şekilde ortaya konmuş.

Yazar Carl Zimmer New York Times gazetesinde köşe sahibi, NG ve diğer pek çok dergiye de katkıda bulunuyor. 2015 yılı itibariyle 13 kitabı var. Yale Üniversitesinde bilim ve çevre konusunda yazı yazma dersleri veriyor.

Özetle viroloji tarihiyle giriş yaptıktan sonra virüslerin her yerde ve her şartta varolabilen milyonlarca çeşide sahip mikroorganizmalar olduğunun altı çiziliyor. Ebola, kuş gribi, domuz gribi, AIDS gibi virüslerin kökeni ve yayılışı anlatılıyor. Okudukça anlaşılıyor ki adeta virüslerin hakim olduğu bir gezegende yaşıyoruz. Soluk alıp verirken bile bir yandan virüsleri alıp veriyoruz. Reasortman denilen “viral çiftleşme” konusu kolayca anlaşılıyor. Buna göre şu andaki virüslere insan adapte olmuş durumda ama virüsler sürekli bu sistemi hackleyecek yollar bulmaya çalışıyorlar. Reasortman şeklindeki genetik madde alış-verişiyle daha güçlü nesiller ya da silahlar yaratmak için adeta deneme-yanılma yöntemiyle çalışan bir bilim adamı gibi didinip duruyorlar. Normalde domuzdan domuza geçemeyecek bir virüs, farklı bir virüsten ya da canlıdan alıp denediği yeni bir gen sayesinde güçlenip bunu başarabiliyor. Sonra bir başka anahtar kod yaratarak insana da geçmenin bir yolunu bulabiliyor. Reasortman yoluyla gen değiş-tokuşunu virüsler arası okey oyununa da benzetebiliriz. Sürekli taş deneyerek daha kolay sağ kalabilecekleri bir tamamlanma süreci olarak bakılabilir bu duruma. Mesela 2009 domuz gribi tam da böyle bir salgın. 250.000 insanın canını aldı.

Antibiyotiklerin aşırı kullanılmasıyla direnç oluşumlarına karşı bakteriyofaj virüslerin yine gündeme gelmeye başladığına değiniliyor. Mesela bir litre deniz suyunda yüz milyar virüs yaşadığını öğreniyoruz. Daha da ilginci dünyadaki fotosentezin %10’u viral genler sayesinde gerçekleşiyor. Bu da aldığımız her 10 nefesten birinin virüslerin doğrudan ya da dolaylı üretimi olduğu demek.
Aslında insan gibi tüm canlı organizmaların genetik materyalinin, milyonlarca yıldır anlamlı ve işler bir organizma oluşturabilecek şekilde virüslerle inşa edilmiş olabileceği fikri artık deli saçması gibi gelmiyor. Aslnda biz ve onlar yok, sadece sürekli bir DNA değiş-tokuşu ve birbirine karışma söz konusu. Virüsler ne düşmanımız ne de dostumuz, birlikte yaşamanın yollarını bulmamız gereken dünyanın vazgeçilmezlerinden birisi .

Bu konulara ilgisi olanlara tavsiye ederim. Türkçe’ye de çevrilmiş.  

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...