Will Eisner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Will Eisner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2017 Pazartesi

Will Eisner Yazı Dizisi (4) - Spirit

Solda Eisner, Pipolu Nick Cardy, Sağda Bob Powell
Bu Yazı Dizisinin ilk bölümleri için:
http://kuzeykalesi.blogspot.com.tr/2017/04/will-eisner-1-cocukluk-ve-gencligi.html

1939 yılının sonlarına doğru çizgiroman piyasasının babalarından Quality Comics’in yayıncısı ve editörü Everett “Busy” Arnold Eisner’i aradı. Iger’dan hoşlanmadığı için Eisner ile yalnız görüşmek istemişti. Kendi sanatçıları olmasına karşın Arnold son bir yıldır Eisner ve Iger Stüdyosuna hatırı sayılır siparişler vermişti. Kendini beğenmiş pek çok simanın olduğu bir piyasada Eisner Arnold’u severdi. Ayrıca Quality Comics ismi gibi kaliteli işlere imza atmasıyla tanınan, Arnold’un bizzat özen gösterdiği bir yayıncıydı.

Arnold çok aktif ve zeki bir adam olarak tanınıyordu. Tarih bölümünü bitirdikten sonra satış danışmanı olarak çalışma hayatına atıldı. Çizgiroman okumayı çok seviyordu. 1937 yılında Famous Funnies benzeri Feature Funnies isimli bir çizgiroman dergisi yayınlamaya başladı. İçerik büyük ölçüde gazetelerde yayınlanan bantların yeniden basımıydı. Feature Funnies’i kurduktan bir süre sonra Eisner ve Iger stüdyosuyla iletişime geçti. Amacı dergisine özgün içerik koymak ve mümkün olursa yeni kahramanlar yaratmaktı. Sanat kökenli olmasa da Arnold’un kaliteli işleri içgüdüsel olarak anlayabilmesi ve dürüst çalışması Eisner’in takdirini kazandı. Eisner onun hakkında sonradan şunları söyledi: “Busy Arnold kaliteli bir müşteriydi. Diğer tüm yayıncılar ucuz işlerin peşinde koşarken o ucuza kaçmayı sevmezdi. İyi para verirse daha iyi işler alabileceğinin farkında olan bir adamdı.”

Everrett "Busy" Arnold
Buluşmak için Eisner’i aradığında Arnold kafasında harika bir plan yapmıştı. Orjinal işler yayınlayan çizgiroman dergileriyle (Eisner’in güçlü olduğu alan) geleneksel bir popülaritesi olan Pazar gazetelerinin bant formatını bir araya getirmek istiyordu. İşte bu fikir sayesinde Eisner’in kariyeri önemli bir kırılma yaşadı.

Kim ne derse desin çizgiromanlar sayesinde gazete satışları artıyordu. Küçük büyük bütün gazeteler çizgiromanların cazibesinden faydalanıyordu. 1940 yılına gelindiğinde Amerika’nın her yanında pazar gazetelerinin çizgiroman kısımlarının okunması ulusal bir eğlence ve gelenek halini almıştı. Çocuklar bayıla bayıla okudukları çizgiroman karakterlerinin maceralarını sadece pazar günleri renkli olarak görebiliyorlardı. Dolayısıyla çizgiroman dergilerinin çıkmaya başlaması gazetecileri endişelendiriyordu. Bir kere bunların raf ömrü çok daha uzundu. Formatları daha büyüktü ve dikkat çekiyordu. Üstelik bunların kapaklarındaki ilginç çizimlerle rekabet etmeleri de mümkün değildi. Çizgiroman dergilerinin satışı artarsa bu kaçınılmaz olarak gazete satışlarında bir azalma doğuracaktı.

Busy Arnold bu konuya kafa yoruyordu. Eisner ile randevusuna yanında Henry Martin isimli güçlü bir gazeteciyle gitti. Martin Pazar gazetelerinde verilecek ve özgün çizgiromanlardan oluşacak 16 sayfalık bir çizgiroman dergisi çıkarmak istiyordu. Bu fikir ilerki günlerde verilecek olan televizyon ekleri gibiydi aslında. Çizgiroman ve basım işlerinde tecrübeli olan Arnold’a bu fikrini açtı. Kendisi ise dağıtım konusunda bağlantılara sahipti. Bir üçlü oluşturacaklar, herkes kendi bildiği işle ilgilenecek, bu çizgiroman ekine özgün çizgiroman yaratma işini ise Eisner üstlenecekti.

Fikir Eisner’in çok hoşuna gitti. O dönem daha 22 yaşındaydı. İşler düşünüldüğü gibi giderse çizgiromanları milyonlara ulaşabilirdi. Üstelik yaratım sürecinde karışanı da olmayacaktı. Tek risk her hafta 16 sayfalık işi çıkarabilmekti. Arnold ile ortaklıklarının ayrıntılarını konuştular. Haftalık gazete eki dışında anahatları ilerde kararlaştırılacak ve gazete bayilerinde satılacak iki çizgiroman dergisinin içeriğinin tamamı da Eisner tarafından sağlanacaktı. Haftalık ekte ikisi de kostümlü kahramanlardan yanaydı. Süperman ve Batman’den sonra bunlar iyice popüler olmuştu. Dizi halinde yayınlanacak kahramanlarla okurun bağlanması sağlanabilirdi. Eisner ise Eisner ve Iger Stüdyosunu bu işe karıştırmadan bu içeriği sağlamanın bir yolunu bulmalıydı. Ne Arnold ne de Martin, Iger’ı hiç sevmediği için kesinlikle onunla çalışmak istemiyorlardı. Eisner ya  hakkını vererek Iger’ı ortaklıktan çıkaracak ya da kendisi ayrılacaktı.

Bu arada müzakerelerde bir sorun çıktı. Eisner yayınlanacak çizgiromanların telif hakkının kendisinde kalmasını istiyordu. Diğerleri bunu kabul etmedi. Piyasanın kuralına göre yayıncı ya da ajans telif haklarına sahip olmalıydı.Gerçekten de o dönem sistem buydu.Sanatçılar paralarını alır, telif konusuna girmezdi. Eisner bu sistemden nefret ediyordu. Superman olayını daha yeni yaşamışlardı. Artık DC adını alan National Comics’in Jerry Siegel ve Joe Shuster’i devre dışı bırakarak yığınla para kazandığına tüm piyasa şahit olmuştu. Karakterin sahibi şirket olunca başka yazar ve çizerleri görevlendirip yaratıcıları ekarte etmesi işten bile değildi. Eisner bir sanatçı olmasına karşın ticari gerçeklerden uzak değildi. Tam bu konuya takılıp kalmışlardı ki Eisner soruna yaratıcı bir çözüm buldu. Eisner ekte çıkacak çizgiromanların telif hakkının Arnold’da kalmasını kabul etti ama eğer aralarındaki ortaklık bozulursa haklar Eisner’e geçecekti. Böylece üçlü ortaklıkta anlaştılar. Birkaç yıl sonra askere gidip döndüğünde The Spirit’in haklarını almak isteyecek ve Arnold anlaşmalarına riayet edecekti.

Eisner yeni projeyi Jerry Iger’a anlattığında Iger böyle belirsiz bir proje için bu kadar karlı bir işten ayrılmak için deli olması gerektiğini söyledi. Savaşın yaklaştığını, oturmuş bir işi macera için terk etmesinin akıllıca olmadığına ikna etmeye çalıştı. Eisner ve Iger Stüdyosuna iş veren en büyük şirket Fiction House’du ve sahibi Thurman T. Scott Eisner ile yakındı ve Iger’ın agresif tarzından hoşlanmıyordu.  O da Eisner’e ayrılmamasını salık verdi. Iger’ın payını ödeyip Stüdyo’ya onsuz devam etmesi için borç vermeyi bile teklif etti ama Eisner kibarca reddetti.

Thurman T. Scott
Eisner’in gazetelerde daha çok kazanan çizerlere özenecek bir durumu yoktu. İşleri zaten yolundaydı. Ailesine mali olarak destek oluyordu. İyi kazanıyordu. Gazete işinde ona çekici gelen, erişkinlere yönelik çizgiromanlar üretebilecek olmasıydı.  Çizgiroman dergileri çocuklara yönelik içerik üretmekle sınırlıydı. Toplantıda gazete ekinde yayınlanacak çizgiromanların mahiyetine pek girilmemişti ama Eisner basit süper kahramanlar yaratmak istemediğinden emindi. Iger, Eisner’a 20.000$ ödeme yaptı. Ayrıca Eisner’in y arattığı karakterlerin (Sheena, Hawks of the Seas) telif haklarını verdi. Aslında piyasa değerinin altında bir para almıştı ama karşılığında şirketin 3 önemli çalışanını da beraberinde götürdü: Lou Fine, Bob Powell ve Chuck Mazoujian. Eisner’le gelmek isteyen çok kişi olsa da Iger’ı kızdırmamak için sayıyı sınırlı tuttu.  

Sonunda Doğu Manhattan, Tudor City’de beşinci katta iki odalı bir ofis kiralayarak yeni şirketi kurdu. Salonu ofis, küçük odayı ise kendi kalacağı yer yaptı. Küçücük bir ortamdı ama Iger’la ilk kiraladıkları yerden daha iyiydi. Hazırlayacakları gazete ekinin formatı belliydi. 16 sayfalık kendi kapağı olan bir çizgiroman eki. Eisner 8 sayfasını ana çizgiromana ayırdı. Bunu bizzat kendisi yapacaktı. Geri kalan 8 sayfada ise iki farklı çizgiroman olacaktı. Üçünün de dedektif hikayeleri olması kararlaştırıldı. Hem küçüklere hem büyüklere hitap edilecekti. Bob Powell ile Chuck Mazoujian iki kısa çizgiromandan sorumlu olacak, Lou Fine ile diğerleri ise Quality Comics yayınlarına çizgiroman üretecekti.

Lou Fine
Yapım aşaması aylar aldı. Eisner projeye çok titiz yaklaşıyordu. Karakterden çok hikayenin ön planda olması için çalıştı. Kahraman insan olmalı, süper güçleri falan olmamalıydı. Tam bir kanun adamı olmamalı ama adalet için savaşmalıydı. İsim olarak Denny Colt’ta karar kıldı. Bu adın Amerikan futbolu yıldızlarını çağrıştıran güçlü bir tınısı vardı. Eisner Sherlock Holmes hayranıydı. Oradaki gibi güçlü hikayeler yaratmak istiyordu. Eisner biraz mizah da katmak istedi. Gazete bayilerinde satılan süper kahraman çizgiromanlarında mizaha pek rastlanmazdı. Güçlü ama alt edilir bir kahraman olmalıydı. O zamanlar filmleri revaçta olan Cary Grant mizah ve macera birlikteliği için ideal bir modeldi. Eisner projenin gidişatından memnun olsa da diğer ortakları hoşnut değildi. Başta kostümlü bir kahraman için anlaştıklarını söylediler. Eisner “Yaparız bir şeyler” diyerek onları idare etti. Diğer iki çizgiromanı kostümlü kahramanlardan oluşturmaya karar verdi. Bunlardan biri Mr Mystic oldu. Eisner’in daha önce çizdiği “Yarko the Great”ten türetildiği açıktı. Diğeri ise Lady Luck oldu. Denny Colt’un sarışın kadın versiyonu. Kocaman bir yeşil şapkayla tamamlanan bir kostümü vardı. Chuck Mazoujian sonradan Lady Luck karakterini kendi eşini model alarak çizdiğini söyledi.

Denny Colt’u diğerlerinden ayıracak bir özellik bulmakta Eisner zorlanıyordu. Bir gün Arnold‘la barda buluşup sohbet ederken, Arnold “Niye bir hayalet olmasın ki?” deyiverdi. Eisner bunu beğenmediğini söyleyince “Spirit” (ruh) ismini teklif etti.  Eisner kararsızdı. Arnold “Spirit”in kulağa hoş geldiğini söyledi. Bir gece yine Arnold arayıp kostümü kararlaştırıp kararlaştırmadığını sordu. Eisner kararsızlıkla kaçamak cevaplar vermişti o zaman kadar ama artık bir cevap vermesi gerektiği için masasının başında o an aklına gelenleri söylemeye başladı: Maske, eldivenler ve mavi bir takım elbise. Daha söylerken Eisner bu fikirden nefret etmişti aslında. Çift hayat yaşayan maskeli kahramanlar ilgiyi hikayeden karaktere kaydırıyordu.

Tüm bu çalışmalar ve konuşmalar sonunda ortaya ilk sayıda anlatılan bir karakter hikayesi çıktı. Komiser Eustace Dolan’ın arkadaşı dedektif Denny Colt, Dr Cobra isimli çılgın bilim adamına karşı mücadelesinde ciddi şekilde yaralanır. Dr. Cobra New York şehir şebekesine laboratuvarında ürettiği bir zehiri karıştırmaya çalışmaktadır. Colt bu zehre düşük dozda maruz kalır ve hastaneye geldiğinde herkes öldü zanneder. Wildwood Mezarlığına gömülür. Gömüldükten bir gün sonra canlanır ve mezardan çıkar. Bu mezarın altında gizli bir saklanma yeri inşa eder, kılık değiştirir ve Dolan’ı ziyaret eder. Dolan onun kim olduğunu anlayan tek kişi olur. Colt ona bir “Spirit” (ruh) olarak suçlulara karşı mücadelelerinde artık kanuna uymak zorunda olmadığını söyler.

8 Aralık 1940 The Spirit kapak sayfası
Eisner çalıştığı yıllar boyunca okuyucunun karakterler ve hikayeleri severse, mantığa uygun olmyan kısımları görmezden geldiğini anlar. Komiser Dolan adeta bir baba figürü gibidir. Dolan’ın güzel kızı Ellen, Spirit’in sevgilisi olmasının yanında zeki bir karakterdir ve New York valiliğine aday olabilecek kadar güçlü ama kurtarılması gereken pozisyonlara düşecek kadar da zayıf bir kadındır. Spirit’in Afro-amerikalı yardımcısı Ebony White bir taksi şoförü olarak seriye giriş yapar ama sonra ana karakterlerden olur. Basit başlayan bu karakterlerin hepsi ilerledikçe gelişir. Eisner hikayelerinde şehri her şeyiyle gerçekçi yansıtmaya gayret eder.

Sonunda 2 Haziran 1940’da aylardır hazırlanan çizgiroman eki yayınlanır. Yalnızca beş tane gazeteyle çıkar ama ulaştığı kitle 1.5 milyondan fazladır. Eisner bu başlangıcı, çizgiroman ekini yayınlamayı ilk kabul eden gazete olan Philadephia Record’a giderek bir partiyle kutlar. Çizgiromanların satışı arttırıcı etkisini bilen diğer gazeteler de yavaş yavaş bu eki yayınlamaya başlarlar.

Eisner kostümde ısrar eden Arnold’a bir gönderme yapar. Hiç çıkartmadığı maskesi, mavi takımı ve eldivenleri haricinde Spirit'e bir de Fedora şapka ekler. Bu şapka aslında Busy Arnold’un alameti farikasıdır.

Joe Kubert
Bill Eisner’in ne zaman ismini Will olarak değiştirdiği tam olarak bilinmiyor. Hatta Eisner bile bunun tam zamanını hatırlamadığını söyler. Zaten küçükken Willie diye de çağırıldığı için büyük bir değişiklik değildi aslında. Ama Eisner yeni ismin kulağa daha profesyonel geldiğini söyler.
“İsmimi değiştirmem daha bir havalı olması içindi. İmzamdaki "i"nin üzerindeki noktanın içi boş bir yuvarlak olması gibi tamamen artistik bir değişiklikti. Will ismini daha çok beğendim, hepsi bu.”

Kuruluşundan sonra kısa bir süre içinde Tudor City Stüdyosu faal bir işyeri haline geldi ve Eisner ve Iger Stüdyosu kadar kişi çalıştırmaya başladı. Iger stüdyosundan getirilen 3 kişinin yanında çok değerli yeni sanatçılara kapısını açtı. Mesela Joe Kubert işe yerleri temizleyerek başladı ama çizimlerini gösterince aralarına alıp işi öğrettiler. Kubert o günler kendisine çok iyi davranıldığını her fırsatta belirtmeye devam eder. Al Jaffee de liseden sonra yolu Tudor City stüdyosuna düşenlerdendi. Sonradan Mad dergisinde efsane işlere imza attı.


Al Jaffee
Eisner için ofisteki uyumun kimyası ve üretim, kabiliyet kadar önemliydi. “İnsanları portföylerinden çok kişiliklerine göre değerlendirirdim. Bana sunduğu resimler harika olabilir ama çalışma ortamında bu harika resim için 10 saat harcayacaksa işimize yaramaz.”

David Hajdu, “The Ten-cent Plague: The Great comic Book Scare and How It Changes America” kitabında Eisner’in yönetim tarzına değinir: “Aslında temelinde fabrika prensipleri vardı ama üretilen sanattı. Eisner’in çizgiromanda oynadığı rol, Duke Ellington’ın Jazda oynadığı role benziyordu. Will fabrikasında aynı zamanda bir laboratuvar da kurmuştu. İnsanlar çalışıyor ama yeni şeyler denemelerinin önü kesilmiyordu. Kıymetli bir şeyler ortaya çıkarttıklarında ödüllendiriliyor ve takdir görüyorlardı. Eisner egosu yüksek, sürekli mükemmeliğin peşinde bir adamdı. Herkes hem birbiriyle rekabet ediyor hem de birbirinden öğreniyordu. Eisner çalışanların yaratıcılığını sınırlamamaya dikkat ediyordu. Aslında karmaşık bir dokusu vardı çalıştıkları ortamın. Eisner ortak çalışmayla ilham alınan bir iş ortamı yaratmıştı. Birlikte çalışırken birbirlerinin yaratıcılığına katkıda bulunan bir grup söz konusuydu”

Eisner işlerle yakından ilgileniyor, tüm hayatını Stüdyonun çalışmalarına adamış gözüküyordu. Çalışanların arasında dolaşarak yapılanları inceler ve eleştirel olmamaya çalışarak tavsiyeler de bulunurdu. Herkes genel olarak çalışma ortamında rahat olmasına karşın arasıra tatsızlıklar olmuyor değildi. Bazen ücretlerin düşük olmasından ya da Eisner’in isteklerinden şikayet edilirdi.

Eisner’in Arnold’la ilişkisinde de gerginlikler oluyordu. Ortak olmalarına karşın Arnold’un davranışları işveren gibiydi. Aralarındaki anlaşmazlık büyüdü ve Arnold, Bob Powell’ı işe almak istedi. Bob, Eisner’e Arnold’un daha fazla para teklif ettiğini söyledi. Eisner Arnold’u aradı ve mahkemeye vermekle tehdit etti. Arnold geri adım attı ama bu sefer Bob çok sinirlendi ve Eisner’i kariyerini mahvetmekle suçladı.   

Chuck Cuidera, Bob Powell ile aynı sanat okulundan mezundu ve Eisner'in stüdyosuna Bob aracılığıyla girmişti. Eisner’den hiç hoşlanmıyordu. Aslında yazar ve çizer olarak çıkarttığı işlere hayran olduğunu ama insanlara davranışlarından hiç hoşlanmadığını söyledi sonradan. Anlaşmaları mümkün değildi. Eisner’in çalışanlarının bağlantılı olduğu şirketlere geçmesine izin vermemesine çok sinirlendi. Cuidera önce Victor Fox stüdyosunda sonra da Tudor Stüdyosunda The Blue Beetle ve Blackhawk serilerinde büyük emek harcamış, hatta sonradan Blackhawk’ı Eisner’in yarattığının söylenmesine çok öfkelenerek itiraz etmişti. Eisner bu protestoya sesini çıkartmadı.

Chuck Cuidera
Stüdyo ortamında bu tarz anlaşmazlıklar sık yaşanıyordu. Aynı seri üzerinde birçok kişi çalışınca herkesin bir hak iddiası olabiliyordu. Cuidera Blackhawk konusunda Eisner’in hakkını yediği şeklindeki iddiasını her ortamda dillendirdi. Eisner tartışmaya girmek istemedi ama Cuidera’nın Stüdyo hakkındaki bazı iddialarına da tepkisiz kalmadı.

Bu husumet Blackhawk’ın ilk çıkışından sonra 60 yıla yakın devam etti. Sonunda 1999 yılında San Diego Comic-Con’da çizgiroman tarihçisi Mark Evanier’nin moderatörlüğünde bir araya geldiler. Evanier olaya hakimdi ve bir çözüme ulaşmayı ümit ediyordu. Panelde yanyana oturdular. Cuidera seyircilere anlayışlı bir ifadeyle şunu söyledi: “Black Hawk’ı başlatan yanımda oturan adamdır. Nokta”. Mark Evanier ise bu konuda şunları söyledi: “Eisner bu konuda hep kesin bir şey söylemekten kaçındı. Farkı zamanlarda 4 kez ona Blackhawk’ı kimin yarattığını net bir şekilde sordum ama ne ben yarattım ne de Chuck yarattı dedi. Hep lafı dolandırmayı tercih etti.”

Bob Powell
Eisner Cuidera’nın müthiş bir sanatçı olduğunu hep söylüyordu ama toplu çalışmalarda bir kişinin yaratıcı yazar ya da çizer olarak nitelenmesi sorun teşkil ediyordu. Kamuya karşı olay çözülmüş gibi bir görüntü verilse de Cuidera Eisner’e karşı hep soğuk kaldı. 2001 yılında vefatından 2 önce Alter Ego çizgiroman dergisinden Jim Amash’a verdiği demeçte Black Hawk’ın yaratıcısının kendisi olduğunda ısrarcıydı: “Daha Eisner’le tanışmadan Black Hawk’ı yaratmıştım ben. Yaratma sürecinde Eisner’in hiçbir rolü olmadı. İkinci ya da üçüncü hikayede satışları patladı, hatta Batman’i bile geçti.”

Eisner bir yandan diğer çizgiromanlarla ve dükkanla ilgilenirken bir yandan da günde bir sayfadan fazla Spirit yazıyor ve çiziyordu. Bir yandan 16 sayfalık bir haftalık ek yaratmak bir yandan da iki çizgiroman dergisine içerik yapmak onu sandığından daha fazla yormuştu. İşler o hale geldi ki 1940 yılının sonlarına doğru bazı işleri Iger Stüdyosuna havale etmeye başladı. Bu arada Superman aylık Action Comics dergisinde çok başarılı olmuş ve gazetede günlük bantlar halinde yayınlanmaya başlamıştı. Eisner’e de Spirit için böyle bir teklif geldiğinde heyecanla kabul etti. Ekim 1943’te Spirit günlük bantlar halinde yayınlanmaya başlandı. Fakat haftalık yayınlanan 8 sayfalık haliyle bu hali çok farklıydı. Eisner’in bantlarla hikaye anlatmada fazla tecrübesi yoktu. Ayrıca karakter gelişimine fırsat vermiyordu bant formatı. 2003 yılında bir söyleşisinde günlük bantların gelişime kapalı olduğunu söyledi ve devam etseler bile 50 yıllık geçmişi olan bantlara bakılsa doğru dürüst bir gelişim olmadığının görüleceğini söyledi.


solda Cuidera, Sağda Eisner
Bir gün bir gazetenin editörüyle toplantılarında adam Spirit’i alacağını ama bunun için mevcut bantlardan birini çıkartması gerektiğini söyledi ve Eisner’e fikrini sordu. Eisner bir başkasının hayatına son veriyormuş gibi hissetse de Buck Rogers’ın artık eskidiğini, savaş günlerinde bilimkurgunun eskisi kadar revaçta olmadığını söyledi. Eisner özellikle bu olayın çizgiromanın ticari kısmına giriş açısından üzerinde etkili olduğunu söyler.

Spirit bandını yayınlayacak olan gazetelerden Philadephia Record öncesinde tam sayfa bir tanıtım yaptı. Bu tanıtımda Eisner ve Arnold’da bir fotoğrafta yer aldı. Eisner bu vesileyle çizgiromanın sadece eğlence unsuru olmadığını telaffuz etti:

“Çizgiroman bantları (comic strip) artık mizahtan ziyade resimli bir roman (illustrated novel) haline geldi. Henüz yeni ve ergen bir seviyede olsa da sınırsız maetryalin kullanımına açık bir alan olması sebebiyle gelecekte kaçınılmaz olarak en iyi yazar ve çizerlerin işlerini sergilemekten çekinmediği kendini kanıtlamış bir sanat dalına dönüşecektir.”

Charles Mazoujian
David Hajdu’ya göre 1940’lar için müthiş bir vizyon sergiliyordu Eisner. Kendi meslektaşları dahi buna karşı çıktı. Rube Goldberg kendi işlerinin vodvil olduğunu ve sanatlarının mizah etrafında döndüğünü söyleyecekti.

Bob Powell olayından sonra Eisner'le Arnold’un arası limoni gidiyordu. Sürekli Arnold’un ofisinden notlar ve düzeltme talepleriyle karşılaşıyordu ve canı çok sıkılıyordu. Yazım ya da mantık hatalarının genelde haklı olduğunu ve ekibe düzelttirdiğini söylese de Eisner’in morali bozuluyordu. Gazetelerin editörlerinden ilk fırçayı Arnold yiyor, o da bunu onlara iletiyordu aslında. Arnold sanatsal eleştiriler yaptığında ise Eisner bu kadar hoşgörülü olamıyordu. Spirit’in gidişatı açısından gazetelerle doğrudan muhatap olan Arnold fazla şiddete yer vermemesini istiyordu. Gazete editörleri çizgiromanları çocuklara yönelik gördüğü için pek hoş bakılmıyordu şiddet sahnelerine. Eisner panel büyüklüğü, şekli, konu anlatımı gibi her konuda bant formatını öğrenmeye çalışıyor, denemeler yapıyordu. Haftalık dergideki 8 sayfasının ilkini kapak sayfası (splash page) olarak kullanarak okuyucuyu baştan etkilemek istiyordu. O ilk sayfada insanların ilgisini çekemezse okutmanın zor olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden o sayfalara ayrı bir önem verdi hep. Eisner gazete editörlerinin ve Arnold’un ağır baskısıyla stres altında dişini sıkarak devam etti.


1941 aralığında Pearl Harbor baskını meydana geldi. Amerika savaşa girdi. Genelde insanlar askere gitmek istiyordu çünkü Nazi tehlikesinin farkındaydılar. Eisner bir yandan savaşa gitmek istiyor bir yandan da kariyeri için çok önemli Spirit’i yarım bırakmak istemiyordu.  Askere gitmemek için kendisinin gitmesi durumunda şirketin kapanacağını ve birçok insanın işsiz kalacağını yetkililere anlattı. Fakat sonunda askere çağrıldı. Arada kalmış hissediyordu. Bir Yahudi olarak Hitler’e karşı durması gerektiğini biliyordu. Ama bir yandan da bu kadar emek verdiği işine ne olacağını sorusu kemiriyordu zihnini. Belki de döndüğünde artık bir işi bile olmayacaktı...

Gelecek Yazı: Savaş Yılları  

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Will Eisner Yazı Dizisi (3)

Will Eisner
Will Eisner Yazı Dizisi Ana Sayfa

“İş zekasının arkasında açlık yatar. Bence fikirler için de aynı şey geçerli. Yıllar önce bir konuşma yaparken  birisi eserlerimdeki fikirleri nereden bulduğumu sordu. Cevabı basitti: kötü beslenme, yani kötü şartlar.”

1930’lara gelindiğinde çizgiromanlar çok yaygınlaşmıştı. Bazen sadece bir iki sayı sürseler de bir süre sonra farklı isimlerle ama aynı karakterleri kullanarak yeniden piyasaya sürülebiliyorlardı. Strip’ler ise bu şekilde yeni düzenlemelerle ve konularla farklı piyasalarda tekrar yayınlanmaya uygun değildi. Pulp dergilerinin artık modası geçmişti ve bazıları çizgiroman işine giriyordu. Fiction House isimli bir pulp yayıncısı da bunlardan biriydi ve Jumbo Comics isimli 64 sayfalık büyük boy bir çizgiroman dergisi çıkarmaya karar verdi. İlk sayının içeriğini tamamen Eisner ve Iger stüdyosu sağladı. İşler açılmıştı ve Eisner artık tek başına siparişlere yetişemiyordu. Dick Briefer, Jacob Kurtzberg (Jack Kirby), Mort Meskin gibi isimler de stüdyo için çalışmaya başladı. Tarzan’ın dişi versiyonu olan Sheena, Queen of the Jungle bu dönemde sipariş üzerine yaratıldı ve Mort Meskin illüstrasyonlarıyla hayat buldu. Fiction House’un eskiden çıkardığı Jungle Stories pulp dergisinin çizgisine de uygundu. Stüdyoda çizgiromanlar grup halinde yaratılıyordu. Herkes ortaya fikirler atıyor, son form verilene kadar çoğunun bir katkısı olmuş oluyordu. Genelde karakteri ve ana konuyu Eisner bulur sonra diğerlerine geliştirmeleri için havale ederdi. Çoğunlukla kapakları Eisner çizerdi.  

1938’de artık Eisner ve Iger stüdyosu iyice büyümüş, piyasadaki neredeyse tüm çizgiroman kitaplarına iş üreten geniş bir ekip haline gelmişti. 1937 ile 1939 arasında çizgiroman dünyasının meşhurları arasına katılacak Bob Kane, Jack Kirby, Lou Fine gibi pek çok isim bazen tam zamanlı bazen serbest olarak Eisner ve Iger stüdyosunda çalıştı. Lou Fine çocukken suçiçeği geçirdiği için sol bacağı zayıf düşmüş ve okuldan uzak kalmıştı. İçine kapanık sessiz bir gençti. Hikaye yazmaktan çok verileni en titiz şekilde çizmeyi severdi. Kısa zamanda işleri herkesin dikkatini çekti. Fine’in hayranları arasında Joe Kubert de vardı.

Eisner ile Fine’ın kimyası tuttu ve üretken bir işbirlikleri oldu. Eisner onunla çalışmaları hakkında şunları söyler:

”There are writers capable of inspiring an artist, bringing things out of him that he might not have known were there. There has to be a kind of emotional welding between the two where trust takes place. That’s why we worked so well together.”

Lou Fine
O dönem stüdyoda çalışanlar arasında en meşhur olacak Jack Kirby idi. İleride Joe Simon ile birlikte Kaptan Amerika’yı yaratacak, sonrasında ise Stan Lee ile birlikte çalışarak Marvel’ın ağır toplarından Fantastik Dörtlü, X-men, Silver Surfer, ve Hulk’ı ortaya çıkaracaktı. Eisner ve Iger’da çalışmaya başladığında henüz 19 yaşında ama yeteneği belli olan bir gençti. Eisner’in onunla ilgili hatırladığı en çarpıcı anılardan birisinde Eisner stüdyonun yeni taşındığı binada havlu hizmetinden memnun kalmaz. Fakat o işi yürüten ortalıkta takım elbiseyle dolaşan dönemin çetelerinden birisidir. Adamlarından biri stüdyoyu ziyaret eder ve sorunu çözmek istediklerini söyler. Eisner başka bir firmayla çalışmakta diretir. Adamsa binanın hizmetini kendilerinin verdiğini söyler. Bağrışmaya başlarlar. O sırada Jack Kirby çizim masasından kalkar ve bir hışımla odaya girerek “Sizden hiçbir halt istemiyoruz. Alın hizmetinizi de çekin gidin lan” diye bağırır. Karşısındaki adamdan çok daha kısa boylu olan Jack Kirby New York’un tehlikeli mahallelerinden birinde büyüdüğü için caydırıcı saldırgan tavırlar sergilemeye alışıktır. Eisner o kısacık boyuyla Jack Kirby’nin adama diklenişini hala gülümseyerek hatırlar.

İsim değiştirme o yıllarda sadece çizgiroman piyasasında değil, Hollywood’da da sık rastlanan bir durumdu. Bunun sebebi genelde Yahudi’lere iyi gözle bakılmamasıydı. Ama Stan Lee gibi bu durumu farklı şekilde açıklayanlar da vardır: “Çizgiroman yazdığım için utanıyordum ve ileride yazacağım romanları kötü etkilememesi için Stanley Lieber yerine Stan Lee ismini kullandım”. Örneğin Nicholas Viscardi İtalyan ismini Nick Cardy olarak değiştirdi çünkü İtalyan-karşıtı şakalar duymaktan gına gelmişti.

Aslında çizgiroman kitaplarının yeni yaygınlaştığı o günlerde eserlere uydurma imzalar atılırdı ve böylece yayıncılar başka bir sanatçıyla çalışmaya başlasalar dahi yayıncı aynı hikayeye ya da kahramana devam edebilirdi. Yani sanatçılar işlerinin sahibi değildiler. Eisner dahi sayısını bile hatırlayamadığı takma isimle eserler üretti.1938 yılının başlarında Eisner ve Iger stüdyosuna Cleveland’dan bir posta ulaştı. İçinden bir mektup ve iki çizgiroman çıktı. Çizgiromanlardan biri casusluk hikayesi diğeri ise kostümlü bir süper kahramandı. İkisi de ne Eisner’in ne de Iger’in hoşuna gitmedi. Standartların altında bir iş olduğunu düşündüler. Yazar Jerry Siegel ve çizer Joe Shuster’in kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyordu Eisner. Uzun bir mektup yazarak henüz New York’a gelmeye hazır olmadıklarını söyledi. Eisner o zamanlar söylendiği gibi kostümlü kahramanları sevmiyordu. Lisedeyken daha erişkinlere yönelik bir şeyler yapmak istemiş ama ne resim ne de edebiyatta istediği etkiyi yapabilecek kadar yetenekli olmadığını düşünmüştü. Çizgiroman ise fark yaratabileceği bir alandı. Böylece kariyerinde aldığı isabetli kararlarla anılan Eisner bilmeden önemli bir fırsatı tepmiş oldu. Aslında bu konuda yalnız değildi. Süpermen o dönem neredeyse tüm çizgiroman editörlerine gitti ama hiçbirinden olumlu yanıt alamadı.

Eisner, Jack Kirby ve eşi
Danny Fingeroth, Clark Kent: Jews, Comics, and the Creation of Superhero kitabında süpermen ve diğer süper kahramanların Hitler’e ve Nazizm’e karşı bir tepki olduğunu yazdı:

"The creation of a legion of special beings, self-appointed to protect the weak, innocent, and victimized at a time when fascism was dominating the European continent from which the creators of the heroes hailed, seems like a task that Jews were uniquely positioned to take on. One might say they were cornered into it. The fantasy of godlike beings who could solve our problems was a cry of hope as well as of despair, as the Jews were the canaries in the coal mine of hate that was Nazism, sounding a simultaneous cry for help and a warning that you could be next."

Süpermen’in doğmadan yok olup gitmesine sürpriz olaylar engel oldu. 1938 başında Wheeler-Nicholson'ın işleri pek iyi gitmiyordu Yeni çıkarttığı Detective Comics de başarılı olamamış, borçlarına yenileri eklenmişti. Bunun üzerine Action Comics isimli yeni bir çizgiroman kitabı üzerinde çalışmaya başladı. Başarılı olursa durumu biraz daha idare edebileceğini düşünüyordu. Ucuz işler alıyor ama bunları kalitelilerle aynı fiyata satıyordu. Action Comics’e gelecek vaad eden yeni işler ararken Superman eline geçti. Jerry Siegel ve Joe Shuster ile daha önce farklı işlerde çalışmıştı. Süpermen gazete strip’i olarak planlanmıştı ama çizgiroman kitabına da uyarlanabilirdi. Fakat Wheeler bunların hiçbirini gerçekleştiremedi. Çalışma arkadaşlarından Donenfeld borçlarına karşı dava açınca Wheeler firmasını ona satmak zorunda kaldı. Kimse Süpermen’in ya da Action Comics’in fark yaratacağını ummuyordu. Yaratıcıları bile 130 dolarlık bir çek karşılığı tüm haklarını devretmişlerdi. Action Comics çıkar çıkmaz kimsenin beklemediği bir şekilde patladı. Satışların başarısı gittikçe yükseldi. Bu durum  Donenfeld ve Liebowitz için tam bir piyango olmuştu. Sürpriz başarı aynı zamanda Amerkan çizgiroman piyasasında süper kahramanların ortaya çıkışının da ilk habercisiydi.

Toni Blum
Eisner belki Süpermen’i reddederek büyük bir hata yapmıştı ama Süpermen satışlarının patlaması onun da işine yaradı. Hem de birçok açıdan. Çizgiroman piyasası müthiş bir genişleme gösteriyor, tüm yayıncılar yeni kostümlü kahramanlar ısmarlıyordu. İşler iyice açılmıştı. Stüdyoya yeni sanatçılar aldı. Bunlardan biri Alex Blum diğeri ise onun yazar kızı Toni Blum’du. O zamanlar sekreterlik dışında kadınlar çizgiroman piyasasında yok gibiydi. Sanatçıların stüdyo ortamındaki erkeksi şakalaşmaları, küfürlü konuşmaları, ve içki içmeleri kadınlar için uygunsuz bir ortam oluşturuyordu. Toni Blum stüdyoya adım attıktan sonra herkesin dikkatini çekti. Eisner fikirlerini Toni Blum’a anlatıyor, o da bunları hikayeleştiriyordu. Eisner’in hayatında işinden başka bir şey yoktu ama Toni ile yakınlaştılar. Kısa bir süre çıkmaya başladılar ama sonrasında ilişki bitti. Eisner bu konuya The Dreamer albümünde yer verdi ama Toni’nin ismini Andrea olarak değiştirdi.

Eisner’in hayatında iş dışında hiçbir şeye yer yoktu. Bir keresinde ortağı Jerry Iger tanıdığı olarak sunduğu bir kadını ayarlayarak Eisner’le çıkmalarını sağladı. Eisner kadınla yemeğe çıktı ve sonra yattılar. Ertesi gün Iger’ı gördüğünde tanıştırdığı için çok teşekkür etti. Iger ise Eisner’in saflığı karşısında bir kez daha şaşkınlık içindeydi çünkü randevuyu bir fahişeyle ayarlamıştı.

Çizgiroman işinin patlamasının bazı olumsuz sonuçları da oldu. Sadece para kazanmak için çizgiroman işine girmek isteyen iş adamları ve özenti sanatçılar türedi. Fox Publications bunlardan biriydi. Victor Fox, National Comics’ten ayrılarak Süpermen gibi bir piyango yakalayabileceğini düşündü ve kendi yayınevini kurdu. Eisner ve Iger ile çalıştılar. Eisner’e göre kendini çok büyük gören bir adamdı. Piyasaya borç takıp duruyordu. Matbaaya o kadar çok borcu vardı ki, iflas ederse alacaklarını hiç kurtaramayacağını düşünen matbaacılar işe dönebilmesi için onu tekrar finanse ediyordu. Altın çağın efsanesi Joe Simon kısa bir süre baş editörü olarak çalıştığı için anılarını yazdığı The Comic Book Makers kitabında ondan bahseder  ve onu çizgiromandan hiç anlamayan ama piyasanın kralı olduğunu düşünen biri olarak tanımladıktan sonra Kooba Kola mevzusuna değinir: “Fox ne olduğu belli olmayan ürünlerini tanıtımını çizgiroman kitapları aracılığıyla yapardı. Bunlardan en tuhafı Kooba Kolaydı. Coca Cola’Nın 1940 yılında revaçta olmasından hareketle çizgiromanların iç kapaklarında Kooba kola reklamları çıkmaya başladı. Bununla da kalmadı kapaklarını getirenlere küçük oyuncak hediyeler verileceği duyuruldu. Dünyanın en yeni ve en iyi içeceği olarak tanıtılıyordu. Fakat sonunda Kooba kola diye bir ürünü kimse göremedi. Biz bile tek bir şişesine dahi rastlamadık.”

Victor Fox
Victor Fox, Eisner ve Iger’la de çalışıyordu. Bir gün Eisner’in hiç hoşlanmadığı bir teklifle geldi. Süpermen’in bir taklidini yapmalarını istiyordu. İsmi Wonder Man olacaktı. Eisner teklifi duyar duymaz huzursuz oldu. Iger herhangi bir iş gibi baktı ve Fox’un talebi olduğu için risk olmadığını savundu. İyi kazanıyor olmalarına karşın geniş kadrolarını tutabilmek için müşteri kaybetmeyi göze almaya gerek olmayacağını düşünüyordu Iger.

Fox ne istediğini tarif eden bir not verdi. Eisner burada yazılanlara harfiyen riayet etti. Ortaya çıkan sonuç Süpermen’in tıpatıp aynısıydı. Eisner Wonder Man’in saçlarını sarı yapmış, kostümünün renkleriyle oynamıştı oynamasına ama bu da durumu kurtarmaya yetmiyordu. Wonder Man’in süper güçlerini bir yüzükten alması dışında her şeyi Süpermen'le aynıydı. Hatta kapak resmi bile Action Comics birinci sayısı ile benziyordu. Süpermen’in yayıncısı Donenfeld Eisner’in korktuğu gibi Fox’u mahkemeye verdi. Eisner ifadeye çağrıldı. Mahkemeden önce Fox Eisner’le buluşup neler söylemesi gerektiğini söyledi. Kopya niyeti olmadığını söylemesini istedi.
Mort Meskin
Eisner benim kopya niyetim yoktu, senin talimatlarını uyguladım deyince Fox niyetini anladı. Eğer mahkeme aleyhlerinde sonuçlanırsa onlara borcu olan parayı asla alamayacağını söyleyerek üstükapalı tehdit etti. Eisner her zamanki gibi bu konuşmayı Iger’la tartıştı. Iger işlerinin selameti açısından Fox’un söylediği gibi ifade vermesinin daha iyi olacağını söyledi. Peki  mahkemede ne oldu? Eisner’e göre genç bir idealist gibi davrandı ve gerçeği söyledi. Hatta The Dreamer isimli otobiyografik eserinde olayı böyle yansıttı. Buna karşın çizgiroman gazeteciliği yapan Ken Quattro 2010 yılında Eisner’in 1939 Kasım’ında verdiği ifadeye ulaştı ve yayınladı. Burada yazılanlara göre Eisner aynen Victor Fox’un istediği şekilde bir ifade vermişti. Action Comics’i okumadığını, Wonder Man’i Kızılmaske’yi temel alarak yarattığını söylüyordu. Sonuçta Fox mahkemeyi kaybetti ve Eisner ile Iger’a beş kuruş para ödemedi.

Wonder Man olayı Eisner'in ortağı Iger’la da aralarının soğumasına yol açtı. Jerry Iger’ı pek önemsemediğini ve sadece işin ticaret kısmından anladığını daha önce etrafına söylemişti. Aynı dönemde Eisner’in eski okul arkadaşı ve o dönemde de serbest olarak beraber çalıştığı Bob Kane, Bill Finger ile birlikte Bat-man karakterini yarattı. İlk kez Detective Comics dergisinin 27. sayısında okurla buluştu. Süpermen’deki gibi bir patlama olmadı ama tepkiler iyiydi. Eisner de artık ses getirecek bir iş yaratmak istiyordu. Bu sefer beklediği fırsat ayağına gelecekti.

Gelecek Yazı: Spirit başlıyor  

10 Nisan 2017 Pazartesi

Will Eisner (2): Eisner / Iger Ortaklığı


Geometri dersinden kalması okulu bırakmak için Eisner’e bahane oldu. Zaten hem çalıştığı matbaada hem de akşamları gittiği sanat kursunda yapmak istediği işle ilgili yeni şeyler öğreniyordu. 18 yaşındaydı ve yeteneklerini sergilemek için yanıp tutuştuğu için iş hayatına atıldı. Önceleri yeni başlayanların çoğu gibi başvuruları reddedildi. New York American’ın reklam bölümünde iş buldu. Gazetenin kenarlarındaki minik reklamlar için illüstrasyonlar yaptı. Maaşının yarısını ailesine veriyordu. Gece olduğunda gazete binasının terasına çıkıp ışıklar ve gölgelerle dolu sokakları seyretmekten büyük zevk alırdı. Maaş düşük olduğu için yeni bir iş arıyordu. Yahudi kadınlara yönelik bir dergide iş buldu ama başarılı olamadı. Kadınların görmek istediklerine yönelik fazla fikri yoktu.

Bob Kahn’la tesadüfi bir karşılaşmaları herşeyi değiştirdi. Kahn o dönem her yere tek karelik mizahi çizimlerini satıyordu. “Wow, What a Magazine” isimli bir dergiden bahsetti ve birçok tanıdığının işlerini yayınladığını söyledi. Eisner hemen portföyünü alarak dergiye gitti. O zamanki çoğu çizgiroman dergisi gibi bakımsız bir işyeriydi. Her sayı son sayı olabilir endişesiyle işler yürüyordu. Editör Samuel Maxwell Iger isimli bir adamdı. “Jerry” olarak çağrılmaktan hoşlanıyordu. Dinamik bir insandı ve her türlü işle ilgilenen ticari ilişkilere yatkın bir insandı. Aslında sanattan pek anlamadığı söyleniyordu ama ihtiyaç olursa işin sanat kısmına da dahil oluyordu. Hava atmaktan hoşlanırdı ama söz konusu “satış” olduğunda güvenilir görülüyordu. İlk görüşmelerinde Iger vakti olmadığını söyledi ama Eisner peşini bırakmadı. Birlikte matbaaya gittiklerinde basımda bir sorun yaşanıyordu. Herkesi çaresiz bırakan sorunu Eisner çözdü ve böylece göze girerek işi kaptı. Iger onu yapım sorumlusu yapacaktı ama sonra çizim portföyünü  görünce Eisner’in teklif ettiği Haggard tarzı bir çizgiromana tamam dedi. Bu iş Wow dergisinin Ağustos  1936 sayısında çıktı. Daha da önemlisi, o sayının kapak illüstrasyonunu da o yapmıştı. Eisner şevke geldi ve dergi için pek çok karakter yaratmaya başladı: Indiana Jones benzeri Scott Dalton, bir dedektif hikayesi olan Harry Harry ve kılıç kavgalarıyla ilgili Milton Caniff eserlerine benzer The Flame. Fakat bu iyimser hava fazla sürmedi. Wow dergisi kapandı ama Eisner ile Jerry Iger’ı tanıştırarak görevini yapmış oldu.

Eisner çizgiroman işinin doğuşuna ve gelişimine şahitlik eden nesildendi. Yeni neler yapabileceğini düşündü. Çizgiromanın geleceği olduğuna inanıyordu. Sonunda kapı kapı dolaşmaktansa kendi işini kurmaya karar verdi. Çizgiroman dergilerinin sayısı sürekli artıyordu ve çizgiroman sanatçıları çoktu. Yayıncılar acilen yeni materyal bulmak zorunda kaldığında onlara yardımcı olabilecek bir servis düşündü. Fason işler yapıp yayıncılara satabilirdi. Üstelik bu şekilde tek bir yayıncıya bağlı olmayacaktı. Fakat bir sorunu gözardı etmemek gerekiyordu. Eisner’in iş bağlantıları yoktu. İdari işleri götürebilecek ve Eisner gibi yeniyetme bir gençle çalışmayı kabul edecek bir ortağa ihtiyacı vardı. Bu isim Jerry Iger’dan başkası olamazdı. Iger boşanmak üzereydi ve Wow dergisi kapandığından beri doğru dürüst bir iş yapmamıştı. Hem paraya hem de morale ihtiyacı olan zamanlardan geçiyordu. Bir restoranda buluştular. Sonradan  Eisner bu buluşmayı The Dreamer albümünde resmetti. Eisner’in şirkete koyduğu 30 dolar sermaye ile küçücük bir büro tuttular. Böylece Eisner and Iger Studio kurulmuş oldu.

EISNER AND IGER STUDIO
Aslında Eisner’ın aklına gelen fikir orijinal değildi. Harry Chesler gibi bu işl yapan başkaları da vardı. İşleri zordu. Çizgiroman, sanatın en adisi olarak görülüyordu.Çizerler illüstratörlüğe terfi etme derdindeydi. Çizgiroman kirli bir kelimeydi. Çizer Nick Cardy arkadaşı Jim Mooney ile arasında geçen bir konuşmada o dönem için şöyle söyler: “Pezevenk olsam anneme söyleyebilirdim belki ama çizgiromancı olduğumu söyleyemem”. Çizgiroman sanaçıları adeta bir "getto halkı" gibiydi. Yaptıkları işten utanırlardı. Mesela ajansa bağlı (syndicated) daily newspaper sanatçıları bile çizgiroman kitaplarındakileri aşağı görürdü. Eisner bu vaziyeti  şöyle ifade ediyor: “We were living in an environment that led us to believe that we were subhuman”.

Eisner kurdukları stüdyoya çok emek verdi. Yayıncıların siparişlerini yetiştirebilmek için bazen 3 kişilik çalıştığı olurdu. Iger’a yayıncılarla konuşurken stüdyoda 5 kişinin çalıştığını söylemesini tembihlerdi. Bu yüzden yaptığı işlere farklı farklı imzalar atıyordu. Bunlardan birine Willis R. Rensie yazmıştı. Aslında kendi isminin tersten okunuşundan başka bir şey değildi. Özellikle Spencer Steele ismini çok severdi. O dönem diğer çizgiroman sanatçıları genelde savruk bir hayat yaşadığı için siparişlerini geciktirirdi. Eisner ve Iger bu açıdan iyi bir şöhrete sahipti ve diğerlerine tercih ediliyordu. Çocukluk yıllarında durmadan okuduğu ucuz yayınlar işine yarıyor, her türde hikayeler yazıp resimleyebiliyordu. Özenli çalıştığı için Iger ona hep takılır ve sanat yarışmasına katılmıyorsun derdi. Bu azimle stüdyoları piyasada yer edinmeye başladı. Dönemin önemli yayıncılarından Editors Press Service (başında CIA ajanı olduğu da söylenen Joshua Powers vardı) müşterileri oldu. Bu büyük şirketin çalıştığı dergilerden biri olan ve haftada bir İngiltere ve Avustralya’da çıkan tabloid Wag’de birçok işleri yayınlandı. Eisner, Flame isimli çizgiromanı Hawks of the Sea yaptı ve Yarko the Great (sihirbaz bir dedektif’in maceralarını anlatıyordu) ile birlikte burada yayınladı. Sonraki söyleşilerinde Hawks of the Sea’de ilk kez istediği gibi bir şeyler yapmaya başladığını söyleyecekti.

Eisner and Iger studio piyasaya gireli henüz birkaç ay olmuştu ama Joshua Powers’ın İngiliz partneriyle ayrılmasından sonra Wags dergisini kaybetmekten korkarak yurtdışındaki bağlantılarını kaybetmemek için kendi çizgiroman ajanslarını (syndicate) kurdular: Universal Phoenix Features Syndicate. Önemli bir karar alarak yerel gazetelere de el atmak için bir sistem planladılar. Küçük gazeteler çizgiroman bantları yayınlamak isteseler de büyük ajansların saha sınırlamaları sebebiyle zor oluyordu. Popüler çizgiromanlar ajansların kısıtlamalarıyla belli bir bölgede sadece bir gazetede çıkabiliyordu. Bu da küçük gazetelerin çizgiromana erişimlerini sınırlıyordu. Eisner ve Iger bu konuda bir cinlik yaptılar. İki tane satış temsilcisi işe alıp bunları Doğu Sahiline gönderdiler. Beş karelik çizgiromanların son karesi gazetenin alacağı yerel reklam için boş bırakılıyordu. Eisner ve Iger bu parayı alacak, çizgiroman gazeteye bedavaya gelecekti. Fikir harikaydı aslında ama paraların toplanması noktasında sistem yürümedi. Neyse ki esas müşterilerinde bir aksaklık yoktu. Bir süre eski düzende devam ettiler. Fakat çizgiroman piyasasını sallayacak "süper" devrim artık çok yaklaşmıştı. 


Gelecek Yazı: Superman’in doğuşu ve etkileri

5 Nisan 2017 Çarşamba

Will Eisner (1): Çocukluk ve Gençliği


Michael Schumacher'in yazdığı Will Eisner'in yaşamını anlatan Will Eisner: A Dreamer's Life in Comics kitabını okurken tuttuğum notları minik bir yazı dizisi haline getirdim. Eisner konusunda Türkçe internette maalesef kaynak yok gibi. Dolayısıyla birkaç bölüm halinde burada paylaşacağım.



“The city, to me, is a big theater. It’s a never-ending source of story, largely because there’s a concentration of human beings who are impacting on each other. And each human carries with him, or her, a whole story. It’s a struggle for existence.”  Will Eisner

Eisner’in babası Shmuel Eisner Yahudi kökenli bir ressamdı. Viyana’dan Amerika’ya geldiğinde İngilizce bilmemesine karşın bir çok iş fırsatıyla karşılaşacağını düşünüyordu. Ev duvarlarına, tiyatro oyunlarına manzara resimleri çizerek hayatını kazanmaya çalıştı. Annesi Fanny Ingber ise Romanya’dan göç etmiş bir Yahudi ailenin kızıydı. Küçük yaşta yetim kaldıktan sonra üvey kız kardeşinin yanında ev işlerine koşturularak yaşıyordu. Eisner’e göre uzaktan akrabaydılar ve görücü usülü tanıştırıldıktan sonra evlendiler.

William Eisner ilk çocuklarıydı (1917). Annesi ve babası geçim sıkıntısı sebebiyle sık sık tartışırdı. Baba Sam eşinin şikayetlerine pek aldırmaz, şiddetli kavgalara dönüşmesine izin vermezdi. Bu tartışmalar sırasında Eisner odasına çekilir kitaplara gömülürdü. Baba Sam pek çok işe girip çıktı. Kendi işini kurmayı denedi. Ama bir türlü istediği düzeni oturtamadı. Ekonomik sıkıntılarla kirayı ödeyemedikleri için sık sık ev değiştirmek zorunda kaldılar. Her taşınma Eisner için yeni zorluklar anlamına geliyordu. Yaşadıkları yerlerde İrlandalılar ve İspanyollar ağırlıktaydı ve Yahudiler sevilmiyordu. Babası kavga etmemesini öğütlemesine karşın sık sık arkadaşlarıyla yumruklaşırdı. Eisner dönemin pek çok Yahudi sanatçısı gibi ismini değiştirerek saklanmayı tercih etmedi. 

Eisner’in ailesi Yahudiydi ama Musevilik açısından liberal bir yaklaşımları vardı. Bir gün ailece havraya gittiler ama paraları yetmediği için merdivenlere oturtuldular. Eisner bu olayı asla unutmadı.

Eisner çocukluk döneminde “ucuz dergilere” (pulp magazines) meraklıydı. Ailesinden gizli gizli odasına kapanır bunları okurdu. Bu dönem karşılaştığı Kızılmaske ve Shadow gibi karakterlerin üzerinde çok etkisi oldu. Kullanılan kağıt en kötü kalite olduğu için bunlara “ucuz “pulp” ismi takılmıştı. Okurken hemen dağılan ve genelde belli bir türe yönelik dergilerdi. Çizimler nispeten az olur, yazıyla doldurulurdu. Bunları okuyarak Eisner kısa hikaye teknikleriyle tanıştı ve bu anlatım formunu kendine yakın hissetti. O dönem bu dergilerde çizimlere daha çok para ödenirdi. Çizimden çok yazı olmasının sebebi de buydu. Herkesin hayali kaliteli dergilerde illüstratör olabilmekti. Bu şansı bulamayanlar “ucuz” dergilerde tutunmaya çalışıyordu. Sinema’nın da Eisner üzerinde etkisi çok oldu. Yazılı ya da görsel, esas ilgisini çeken hikaye idi. Sonraki yıllar diğerlerinden ayrılmasını sağlayacak en önemli neden işte bu hikaye tutkusuydu.

Çizime olan merakı yaşıtları arasında kendine bir yer bulmasını da sağladı. Atlantiği ilk kez geçen Lindbergh herkesin kahramıydı o dönem. Eisner onun ve uçağı Saint Louis’nin resimlerini çizerek arkadaşları arasında popüler oldu. İlkokulun sonuna geldiğinde ailesinin geçim sıkıntıları iyice ağırlaştı. Ekonomik depresyon yılları başlamıştı. “As always, my father seemed to be right in the eye of the disaster” diyordu. İşsizlik patlamasının Amerikan halkı üzerindeki etkisi büyük oldu. İşini iyi yapma bilinci gelişti. Herkes elindeki işe sıkı sıkıya yapıştı. İş disiplini zirve yaptı. Stan Lee kendi iş hayatındaki disiplinin köklerinin de bu yıllara uzandığını söyler.  

1930 yılında Eisner sokaklarda gazete satarak ailesine katkı yapmaya başladı. Yaz kış demeden soğuklarda dahi bu işi yaparak rekabet konusunda ilk deneyimlerini kazandı. O günlerde gazetelerin çoğunda bant çizgiromanlar çıkıyordu. Eisner’in favorileri Segar’ın Thimble Theatre, Herriman’ın Krazy Kat, Alex Raymond’un Flash Gordon ve Milton Caniff’in Terry and the Pirates idi. Bunları detaylı birşekilde inceler, çizerlerin tekniklerini kapmaya çalışırdı. Artık sanat küçük Eisner’in hayatındaki yerini genişletmeye başlamıştı. Bulduğu bir plakadan kendisine çizim masası yaptı. Babası onu anlıyor ve destekliyordu. Beraber parka gidip manzara resimleri yaparlardı, Metropolitan Sanat Müzesine gidip klasik resimleri incelerlerdi. Müzenin güzel bir uygulaması vardı. Ekstra para verildiğinde sanatçı adaylarının müzedeki eserleri çizmesine izin verilirdi. Bu seansların da Eisner’e büyük katkısı oldu.

Eisner'in orta öğrenimi için seçtiği okul tam isabet oldu. Bronx New York’taki DeWitt Clinton okulu. İleride meşhur olacak pek çok kişi DeWitt Clinton’un sıralarından geçti. Örneğin Stan Lee ve Bob Kane de bu okula gitti. Eisner okulun dergisi Clintonian’da çalışmaya başladı. Çalışmalarını paylaşma imkanı bulmuş oldu. Tiyatro kolunun oyunlarına da resimleriyle destek verdi. Yine okulun edebiyat dergisine karkıları oldu. Posterler tasarladı. Bir arkadaşıyla bağımsız olarak Hound and the Horn isimli bir edebiyat dergisi çıkardı. Bir yandan da bir matbaa da çalışmaya başladı. O dönem geçim derdinden kurtulmak için “syndicated cartoonist” olma hayali vardı. Babası oğlunun çalışmalarına hep destek verdi. Eisner prestiji yüksek Art Students League of New York kursuna yazıldı. Bir gün kursta çıplak poz veren kadınları resmettiği ortaya çıkınca annesinin protestosuna karşı onu koruyan yine babası oldu. Bu kursta Bridgman ve Brackman gibi iki yetkin ustadan dersler aldı. Bu derslerin sanatına bilhassa anatomi açısından büyük katkısı oldu.

Eisner’in kuzeni büyük bir boks antrenman salonu işletiyordu. Onun aracılığıyla Joe Palooka’nın yaratıcısı Ham Fisher ile bir randevu koparttı. Buluşma yerine gittiğinde kapıyı James Montgomery Flagg açtı. Meşhur Sam Amca resminin çizeriydi ve bir efsane sayılıyordu. Flagg onu içeri davet etti, biraz sohbet ettiler. Eisner çok heyecanlanmıştı. Derken Fisher geldi. Bir günle işi kaçırdığını söyledi.

Eisner’in okul yaşamı karışıktı. Popüler sayılırdı. Girişken bir gençti ve çizdikleri beğeni topluyordu. Kızlara karşı utangaç olduğu için iki çift olarak dışarı çıkmayı daha çok severdi. Bu konuda en güvendiği partneri ise sonradan Batman’in yaratıcısı Bob Kane olarak bilinecek Bob Kahn idi. Kahn da çizime meraklıydı ama Eisner onu bu açıdan zayıf bulurdu. Kahn kız ayarlama konusunda yetenekli olduğu için gevezeliklerini tolere ederdi. DeWitt Clinton okulunda çok tecrübe kazanmasına karşın yıllar sonra diplomasını alamadığını, üniversiteye gitseydi bambaşka bir sanatçı olabileceğini açıklayacaktı.

Piyasada durum karışıktı. Reklam ajanslarında Yahudi düşmanlığı hakim olduğu için Yahudi sanatçılar çizgiroman işine giriyordu. Yığınla firmaya iş başvurusunda bulundu. Defalarca reddedildi. Önemsenmedi. Bu günler için Eisner şöyle söyler:

 “One of the difficulties of this business is that you have to learn to deal with rejection”   
                                                                                                                                         Will Eisner
Gelecek yazı: Eisner çalışma hayatına atılıyor   

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...