10 Şubat 2026 Salı

Türkçe | Dilde Osmanlıcılık


Türkçe'yle ilgileniyorsanız denk geliyorsunuzdur. Dilimizi sevelim, koruyalım diyenlerin büyük çoğunluğu yeni öneriler getirmiyor. Sürekli Osmanlıca denilen Arapça ve Farsça özentisi bir yapay dilden kelimeler sokuşturmaya çalışıyorlar. O dilin çok zengin olduğunu göstermek için, kendi zamanının bile tüm fikir dünyasından kopuk, aynı şeyleri tekrarlayıp duran uyduruk beyitleri okuyorlar, mest olmuş bir edayla.

Bunların çoğu Türkçe öğretmeni, Türkolog, edebiyatçı, tarihçi ya da dini ilimler tayfasından, başka dillere hakim değiller. İnsanın, hele de bir alanda uzmanlaşmış insanın, en büyük körlüklerinden biri çözümü kendi bildiği alanla sınırlamasıdır. Sırtım ağrıyor diye hastaneye gitseniz, ortopedisyen ayrı, pratisyen ayrı, endokrinolog ayrı, göğüs hastalıkları uzmanı apayrı olasılıklar sıralar, analizler tedaviler önerir. Bu saydığım Türkçeciler de Türkçe'yi korumak ve geliştirmek deyince neredeyse bir refleks olarak Osmanlıca'yı öneriyorlar tedavi olarak. Büyük oranda yaptıkları bu. Araya birkaç tane farklı öneri sıkıştırmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Gayet açık. Okuyoruz, dinliyoruz pek çok mecrada. 

Sanki Osmanlıca kelimelerin hepsini dilimize salsak, tıpkı önüne geleni ülkeye aldığımız gibi, dilin sorunları çözülecek. Türkçemiz kalkınacak. Böyle bir yaklaşım Türkçe'nin ne akut ne kronik hiçbir sorununa çare olamaz. Siyasi atmosferin ve halkın cehaletinin etkisiyle bu tiplere "Türkçe Dostu" gibi payeler verilse de, Türkçe can çekişmeye devam ediyor. Belli bir alandaki terminolojiyi bırak, en basit gündelik kelimelere bile karşılık üretemiyoruz. Zamanımızı anlayıp anlatacak bir dil olmaktan uzaklaşıyoruz, bu da yabancılaşma getiriyor. 

Başta söyledim. Türkçe bu tiplere terk edilemez. Ünvanları ya da mevkileri ne olursa olsun Türkçe'nin sağlıklı gelişimi için bu küflü kültürel külüstürlük dışlanmalıdır. Bu konuyla ilgili örnekleri başka paylaşımlarda ayrı başlıklar altında vereceğim, devam edeceğim yani. Burada amacım yanlış bir yaklaşımı en sade ve net haliyle kısaca ortaya koymak. Ayrıntısı zamanla gelecek.

Osmanlıca'dan aynen ya da değiştirerek alacağımız kelimeler de olacaktır elbette, tıpkı Osmanlı öncesinden, ön ya da ilk Türkçe'den (proto Türkçe) olduğu gibi. Fakat bunların yaptığı, çözümü Osmanlıca'ya sıkıştırmak. Dikkat edin verdikleri örneklere, önerilere. Ezici çoğunluğu Arapça, Farsça kökenli. Osmanlıca. Böyle olmaz. İngilizce özentiliğine karşı çıkarken beş beterini yapan Osmanlıca'yı övüp göklere çıkartmaları gülünç. O zaman hata yapılmış diyerek yarım ağızla Osmanlıca'nın gülünçlüğünü kabul ederken, şimdi de aynı hatayı yapmayalım diyorlar sıkıştırınca ama önerdikleri çözüm daha beteri. Yeni bir hata yapmamak için çözüm olarak sundukları eski hatayı tekrarlamak..!  Bilim ve teknoloji çağında Osmanlıca'ya sığınmak, kıtalararası nükleer başlıklı balistik füzelere karşı Osmanlı topunu övüp göklere çıkartmaktan farksız. İlle de bir dilden kelimeler alınacaksa, o zaman İngilizce'den alalım diyesi geliyor insanın bu aptallık karşısında, hiç değilse çağın dili, içerdiği kelime ve kavram sayısı da ortada.

Dolayısıyla bir dile katkı yapmanın en ideal yolu, benim de tercihim, hiçbir dile saplanıp kalmadan her olguya farklı yaklaşmaktır. Gerekirse Türkçe'nin farklı gelişim evrelerinden, gerekirse akraba Türkçelerden, gerekirse hiç komplekse kapılmadan yabancı dillerden almak. Ama en önemlisi de yeni kelimeler üretmek. Çağının düşüncelerini en doğru şekilde karşılayabilecek kelimeler. Dilin korunmasının anahtarı budur bence. Yeni kelimeler türetebilmek. Anlamlı, gerekli, düşünce dünyamıza yeni açılımlar getirebilen, yaşamı algılayışımızı ileri götüren kelimeler kavramlar. Bir dilin canlılığının en hayati göstergesidir yeni kelimeler. Bir dile verilebilecek en değerli hediye, gelişimine sunulabilecek en eşsiz katkıdır yeni kelimeler türetmek.

Yaratıcı Türkçe, değil mi. Dilde yaratıcılık. Halis yazarlar dillerinin var olan kelime çeşitliliğini kolay okunur şekilde sergilerken, yeni kavramlar da nakleder, hatta daha da iyisi icat eder. Gerektiği yerde kuralları esnetir, dilin canlılığını öldürecek katılıkları yumuşatır. Eski köye yeni adet getirmekle kalmaz, kentliliğin temellerini atar, geleceğe taşır adeta cümleleriyle.   

Bu Osmanlıcı dilciler kendi alanlarında ezberledikleri bilgilerle yetersiz kalıyor. Çoğunun aslında dile yeteneği yok, sadece ezberlerini tekrarlayarak dilcilik yapıyorlar, Türkçecilik oynuyorlar, kuralları dili kısıtlayacak şekilde yanlış uyguluyorlar. Dillerinde hep aynı gizli nakarat, aynı terane. Osmanlıca pek şahane. 

Oysa Türkçe'yi yükseltenler onu yeni kelimelerle zenginleştirenlerdir. Hele bir de Türkçe'ye yeni "kavramlar" katan evlatlarındansanız, kimsenin alkışına gerek duymazsınız. Onunla düşünüp konuşmak, hatta yazmak, size yeter de artar bile. 


Bu içerik Kuzey Kalesi tarafından hazırlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuzu yazabilirsiniz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...