12 Ocak 2018 Cuma

Usta Fotoğrafçılar: Bill Brandt (2/6)


BBC  MASTER PHOTOGRAPHERS BELGESEL SERİSİ (1983):
Bill Brandt
Sevimli, efendi, kibar ve utangaç bir adam. Daha çok Britanya'dan insan portreleri üzerine çalışmış. Yakın çekimlerle heykelsi görüntüler elde etmeyi ve nudist fotoğrafları seviyor. İnsanları doğal ortamlarında çekmeyi tercih ediyor.    













NOTLAR
Rus asıllı. Almanya doğumlu. Paris'te sürrealizmden etkilenir. İngiltere’de fotoğrafa başlar.
Photojournalist
Eye of a poet
Asla fotoları konusunda konuşmuyor. Tartışmaya girmez.

1930-40lar Londra'sından portreler
People sleeping in an empty tunnel
Kilisede tabut içinde uyuyan bir adam


















Picasso fotolanmak istemezmiş, 10 kere gitmiş. Son denemesinde doktorların arasına karışmış. Hep güldüğü için fotoğrafta ciddi poz vermek istemiş Picasso.
“Portrelerde ciddi olunmasını severim çünkü neticede portre bunlar ve gülen bir portrenin ömrü uzun olmaz”

René Maigritte
Graham Greene
Georges Braque
Glenda Jackson ( en sevdiklerinden biri). Kendisi arayıp beğendiğini ve böyle görünemyi istediğini söylemiş.




Francis Bacon


René Maigritte

Graham Greene

Georges Braque


Glenda Jackson


“Portrelerde genelde resmin kenarına doğru duruyorlar.” Ortalamayı sevmez. 
En çok Brassai’ın fotolarını seviyor.
Self portrait (aynaları kullanıyor)
Always does his own printing “çünkü dark room da fotoları tamamen değiştirebiliyorum”

Heykel gibi close up lar
Nudes are his favorites but they are not necessairly successful
Fotolarını genelde yakın sokaklar caddelerden buluyor. Uzaklara gitmiyor.
Kew gardens lonely bird

“I dont plan things”
“Sometimes its luck to take such pictures: Yorkshire moors in twilight”

Brassai


Balthus etkisinde ilk nude portresi





Girl hidden behind the feet













9 yorum:

  1. Fotoğraf çekmek güzel bir uğraş, fırçasız çalışılan sanat. İyi bir tanıtım yazısı ve karelerle ziyafet olmuş. Teşekkürler paylaşıma :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz fotoğrafçılık için fırçasız resim yapmak demişsiniz, Salgado Sebastiao da ışıkla resim yapmaktır diyor. Belgesel eski tarihli olduğu için görüntüleri karlı kumlu ama idare edeceğiz artık. İlginiz için teşekkürler Momentos.

      Sil
  2. Vivian Maier belgeseli de çok ilginçtir, çok severim. izlemediyseniz
    tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vivian Maier'i bilirim ama belgeselini seyretmemiştim. Bu seriyi tamamladıktan sonra "Salt of the Earth" diye bir şaheserin notlarını paylaşacağım. Ben de onu tavsiye edeyim.

      Sil
    2. Seyretmezmiyim hatta oturduk ailece. kızımı da seyretsin diye zorladım. malum ergenlere popüler şeyler dışındakileri seyrettirmek savaş gerektiriyor. Wim Wenders in yaptıkları harika zaten.

      Sil
  3. Aaa! Bizim kızları arıyordum ki, o ne? Hepsi Kuzey Kalesi'ndelermiş meğerse!
    Eee! Bir kahve molası vereyim öyleyse:)

    Şimdi ben yukarıdaki fotoğraflara bakarken, bankta oturan üç adamı görünce kalakaldım. Zihin tuhaf kutu. Aldı beni bambaşka bi bank fotoğrafına götürdü. Bilirsiniz vardır ya hani... Orhan Veli, Şinasi Baray, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'ın aynı bankta oturdukları fotoğraf. Çok çarpar o fotoğraf beni. Nasıl duygu geçirir anlatamam. Ofisimdeki duvarda asılıdır. Arada önünde durur bakarım. Ve Melih Cevdet Anday'ın o fotoğraf hakkında yazdığı şiiri ezberden tekrarlarım. Hey! Şiirin adı da Fotoğraf:)

    FOTOĞRAF
    Dört kişi parkta çektirmişiz,
    Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
    Anlaşılan sonbahar
    Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
    Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
    Babası daha ölmemiş Oktay'ın,
    Ben bıyıksızım,
    Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.

    Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
    Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
    Oysa hayattayız hepimiz.
    Melih Cevdet ANDAY

    YanıtlaSil
  4. Baskın var! :) Şaka bir yana ben yalnızlıktan yana olsam da ara sıra misafir gelmesi iyi oluyor. Sizin "kulübün" üyelerine de kapılar her zaman açık. Kahveniz hemen geliyor.

    Ayağının tozuyla evrenselden yerele köprüyü çakıvermişsin Samantha.
    Ve ölümü hatırlatan ne var bu resimde? O an hiçbirinin ölümü düşündüğünü sanmıyorum, ama şişede durduğu gibi durmaz derler ya, fotoğraf da öyle biraz. Filmde durduğu gibi algılanmıyor Hele yıllar önceki bir resme baktığında yaşarken fark etmediğin ve umurunda da olmayan "zaman"la yüzleşmiş oluyorsun her şeyden önce. Neticede her fotoğraf "ölü bir an". En mutlusunda bile bir hüzün olması doğal sanki. Düşünmek lazım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimizin birbirimize baskını olmuş bu :)

      "her fotoğraf ölü bir an" ifadesi, benim fotoğraflara bakışımın altında yatanı tam olarak tanımlıyor. Evet düşünmek lazım.

      Sil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...