28 Mayıs 2017 Pazar

Britanyalı Romancılar Kendini Anlatıyor - E1


IN THEIR OWN WORDS: BRITISH NOVELISTS 
Among the Ruins - Yıkıntılar Arasında - E1
20.yy’da İngiliz Romancılığı belgesel serisinin ilk bölümü

Üç bölüm halinde çekilmiş bu BBC belgeselinde yirminci yüzyıl Britanya romancılığı tarihsel olarak 3 döneme ayrılmış ve her bölümde bu dönemlerden biri ele alınarak yazarların radyo ya da TV röportajlarında ifade ettikleri düşünceleri aktarılıyor. Çok başarılı bir kurgu. Yığınla bilgi. Yazarların TV görüntüleri. Özellikle İngiliz edebiyatı meraklıları için bulunmaz bir nimet. Benzerine rastlamadım.


NOTLAR
HD Lawrence'ın “We are among the ruins” lafından hareketle konmuş bölümün ismi.
Interwar years bir age of doubt.


Bloomsbury group. 
London's Small residential district surrounding the British Museum. Bloomsbury Group burada sohbetler düzenliyor. Bertrand Russell bunlardan biri. John Maynard Keynes (meşhur ekonomist), biographer Lytton Strachey.

Konuşmaları çok ilginç. Tarzları var. Breathless way of talking. Solemn face. Elini sıktıklarında gülümsemiyorlar asla. Sadece handing the hand.








First novelist associated with Bloomsbury was EM Forster. Highly successful comic novels yazmış savaştan önce (A Room with a View, Howard’s End). 1924’te “A Passage to India” yayınlandı. Piercing critic of the Brit Empire. Roman üç Hintli’nin İngilizlerden konuşmasıyla açılıyor ve ne kadar farklı ve yabancı olduklarından söz açılıyor. Tüm İngilizlere yönelik eleştirilerine karşın roman popüler oluyor. Ama Forster bir daha roman yazmadı.

“I’m quite sure that I’m a great novelist. Because I’ve only got down only 3 kinds of people on paper: The person I think I am, People who irritate me, and the people I’d like to be. When u get to the really great people like Tolstoy, u find they can get hold of all types. Somehow I dried up after the passage to India. I wanted to write but not novels. I didn’t like to write novels because the social aspect of the world changed so much. I’ve been accustomed to write about the old world with its homes and its family life and its comparative peace. It was all gone.”



1920 ve 30larda it was the ambition of every literary young man to be invited to one of Virginia Woolf’s Sunday morning soirees. They were invariably held at her home at No.52 Tavistock Square
1920’lerde Woolf çarpıcı romanlar yayınladı.

Mrs Dalloway (set in the course of one day in London) describing the thoughts of two unconnected characters. Virginia Woolf believed that novel might be able to show the true poetry of ordinary mind on an ordinary day, a technique known as “stream of consciousness”
Quentin Woolf: "Most commonplace things seemed to surprise her”

Gün içinde neler olduğunu sorarmış etrafındakilere. Okula işe gittim sonra eve döndüm deyince ayrıntıları sorarmış. "En baştan başla. Nasıl uyandın?" Pencereden gelen güneş uyandırdı deyince "Nasıl bir güneşti? Sakin mi yoksa öfkeli bir güneş mi?" gibi ayrıntılara girermiş.

Mark Haddon: “Her point of view shifts constantly. We’re in someone’s mind. We’re suddenly outside their mind. Looking at them from a great height. Her consciousness in the novel is like this will o the wisp which can go absolutely anywhere it wants." Dalloway için.




When Woolf went to the broadcasting house to speak to the nation, she chose to touch on a subject close to her heart. How the English language after the Great War could be freed from the burden of the past and live again and create new art:

“Words, English words, are full of echoes, memories, associations, naturally. They’Ve been ut and about o people’s lips in the streets in the houses, in the fields  for somany centuries. And that is one of the chief difficulties in writing today. They’re stored with other meanings with other memories. Our business is to see what we can do with the old English language as it is. How can we combine the old words in new orders so that they survive. So that they create ebauty. So that they tell the truth. That is the question.”



For many, 1920s were a decade of hedonism. And decadence. İnsanlar unutmaya çalışıyor.
Barbara Cartland
Beautiful, outrageous, defiantly frivolous
1923’de para kazanmak için ilk kitabı çıkarıyor.

“Babam 1918’de öldürülünce parasız kaldık.  Çalışmak istemiyordum çünkü geceleri dans ediyordum durmadan. 9-6 işi bana göre değildi. Fazla iş de yoktu zaten o dönem. Roman yazabileceğimi düşündüm. “


Britanya’nın escape ve pleasure eğilimini değerlendirdi diyorlar.
“Erkekler askerden geliyordu. Fransa’da yaşadıkları kötü şeylerin etkisinden kurtulmak için evlenmek istiyorlardı hemen. Karşılaştığın her erkek aşık olup evlilik teklif edebiliyordu. Dans, biten savaşın ardından bir rahatlama aracıydı. Herkes deli gibi dans ediyordu her fırsatta. “

8o yıl sürdü edebiyat kariyeri ve 700’ün üzerinde aşk romanı yazdı. Çok sayıda sekreteri vardı ve onlara dikte ediyordu.

“1920’lerde seks kelimesi kullanılmazdı. Aşk yapmak denirdi ama seks denmezdi.  Ben19 yaşında nasıl bebek yapıldığını öğrendim. Kadınlara saygı gösterilirdi. Kadın varken kimse küfürlü konuşmazdı. Kızların üzerine titrenirdi o yıllarda. Şimdikilerde aynı şey yok maalesef.”






PG Wodehouse
Romanlarında kadınlar korkulması gereken varlıklardı Cartland’ın aksine. He had success about a toff called Bertie Wooster. And his clever butler Jeeves. Bunun dizisini seyretmiştim. Stephen Fry ve Hugh Laurie oynuyordu.

“1914’e kadar çevremde Wooster ve Jeeves gibi karakterler vardı. Bugün ise baktığımda sanki tarihi romanlar yazıyormuşum gibi geliyor.”

Yarım yamalak Latince kullanan, yanlış yunluş Shakespeare’den alıntılar yapan Wooster karakteri aslında Hüseyin Rahmi’nin yazdığı Fransız özentisi İstanbul halkıyla benzer dönemlerde benzer konuları farklı kültürlerin yaşam tarzları üzerinden incelemiş görünüyor.

“Yazmaya başlamadan önce kafamda herşey %100 planlanmış olmalı. “
“Ciddi koularda yazmayı hiç düşünmedim. İstesem de yapamazdım herhalde."
93 yaşında ölene dek Wooster ve Jeeves hikayeleri yazmaya devam etti.






Evelyn Vaugh
1920s. Young Oxford graduate. A string of satirical novels published 1928 onwards, he parodied the privileged circles he moved in and mocked Britain’s most sacred institutions.

Face to Face diye Teke tek gibi bir program var o dönem. John Freeman konuklara yükleniyor. Vaugh çıkmayı kabul eder. Interview with Rapid fire agression by legendary broadcaster J Freeman. ,

Vaugh: “Herşeyden irite olabilen bir adamım”
Başka bir sohbet programında tutturmuş benimle güzel bir kadının röportaj yapmasını istiyorum diye 
James Joyce, Stream of consciousness yazarları falan hepsini gömdü. Gibberish deyip geçiyor. J






Elisabeth Bowen
Irish born Elisabeth Bowen came to London to mix with the Bloomsbury group. She wrote the ongoing emotional drama behind the apparent mundanity of everyday life.
Bowen’s masterpiece “The Death of the Heart” tells of a 16-year old orphan girl bitterly learning the cruel realities of life.

V S Naipaul TV röportajı
“The Death of the Heart’ı bir prewar novel olarak tanımlıyorum. Yani yazıldığı dönem gerginliğin yüksek olduğu savaş öncesi dönem. İnsanların artan bir strese maruz.

Kitaptan Alıntı: “Her love of me has become a love of her own pain. Her mother watches her watching and misses nohing. I can not live with them both”






Jean Rhys
After a childhood in British Dominica, She published a string of brilliant novels capturing the lonely demimonde life of a colonial exile in London.
Pek ilgi görmeyince uzun süre ortada gözükmüyor. Sonra Wide Sargasso Sea ile dönüş yapıyor. Herkes öldü zannetmiş ama aslında Devon’da küçük bir kulübede yaşıyormuş.

Röportaj
“Has writing always been partly getting things off your mind?”
"Yes. Very much so. When I was excited about life. I didn’t want to write at all. When I was happy I had no wish to write. I never wrote about being happy because I don’t think one can describe it.
I suppose I ‘ve never had a long period of being happy. Do u think anbybody has? If I had to choose I think I’d rather be happy than write."

1930’lar Great Depression
Fakirlik.






Poet Robert Graves
İşlerim ters gidince 4000 sterlin bulmam gerekti. I Claudius’u yazma nedenim bu. Yıllar önec Claudius’un hikayesinde tarihçilerin doğruyu söylemediğini not almış. Bu konuyu yazmaya karar vermiş. 6 ayda yazmış ve 8000 sterlin kazanarak mortgage’daki evini kurtarmış. Tarihten güç alarak seksi de işin içine katabilmiş. Nasılsa yüzlerce yıl önceki insanların ahlak normları rahatlığı.
Robert Graves was an unconventional libertine never shying away from taboo topics of the time.





T H White
I Claudius’tan sonra historical fiction coştu. Biröğretmen sınıftaki temsilden etkilenerek King Arthur efsanesinin radikal bir yorumunu yazmaya karar  verdi.
The Sword in the Stone
Education of young Arthur.
Çocukların daha zeki, ve perceptive olduğunu söylüyor.
“If I am childish, I am very glad I am.” 3 tane sequel yazıyor.  Para kazanınca öğretmenliği bırakıyor. Kendini kamera gibi görüyor. Yargılamıyor. Sadece gözlem aktarımı.








Christopher Isherwood
1930’ların başında Berlin dünyanın en ilginç şehri.
Pound itibarlı bir para. Sexual licentiousness of Berlin.
Berlin’de yaşamış. Sally Bowles isimli British nightclub singer  tanıdığı bir kızı da yazmış. Cabaret’deki Lisa Minelli’nin karakteri. Isherwood kitabından yapılan müzikalde kullanılıyor.
Romanlarında decadence nightclubs ve Nazi ideolojisinin yükselişi var. Isherwood olacakları tahmin edip Berlin'den ayrılıyor.




1930’larda bir yandan faşizm yükselirken dünyada bir yandan da makineleşmenin korkutucu yanları gözükmeye başlıyor.
Aldous Huxley (Oldus Haksli)
He had some success publishing satirical novels in a style not dissimilar to Evlyn Waugh
1932’de Brave New World’ü yayınladı. A dystopian vision of a Brit where pharmaceutical drugs and a social ranking sys modeled on the factory prod line are used to control human behavior.

“Well this Brave new world I suppose u can describe as a picture of society in which the urge to order  was carried to extreme limits. An attempt was made to iron out the human differences. To create a kind of standardized human product. By means of manipulation of the mind by pharmaceutical and psychological methods. I think this is perfectly feasible. “

“Man is being subjected to its own inventions. He is now the victim of tis technology. The victim of his own applied science, instead of being in control of it”










George Orwell
Published books highlighting the inequality at the heart of modern Brit.
Bu iki kitapta rich/poor divide ve halkın fakir kesimi anlatıldı. The Down and Out. The Road to Wigan Pier (piğır). Underprivileged people.
1984 son yıllarında yayınlandı.

Historian: “U might say there are 2 possible dystopias in literature. First is false utopia like in Brave New World. Seocnd, 1984 type distopia. Human beings are dragooned into the asertion of their happiness in a world which is actually brutalised and bereft not just of spiritual consolation, but acually of any of good things in life.”

Prescience – önsezi (presiğıns)
For a time Orwell worked at the BBC and he based certain details of 1984 on his experiences there. Including the dreaded room 101 where it is said he had to attend bureaucratic meetings. İki yıl yayın yapmasına rağmen hiç ses kaydı saklanmamış BBC’de. Tuhaf.



Graham Greene
1930’ların sonunda yeni bir literary genre için uygun şartlar var. Paranoia, pessimism, despair, betrayal. Greeneland. False identities.
Son of a headmaster

A string of thrillers he published in 1930s he evolved the unique literary style that made him famous. BBC bir röportaj yapmak istediğinde kitaplarındaki tarzı benimseyerek yüzünü göstermedi ama TV ekibini Avrupa’yı gezen bir gece treninde kendisine eşlik etmesi için izin verdi.
Ses Kaydı

"Why is it u decided not to be filmed?"
"Id be afraid of playing a part on the screen."
"Playing the part of whom?"
"I’m not quite sure. Playing the part of a catholic or a writer. I don’t know. But I think there would be a little bit of a part there. And I d cease to be a writer and become a comedian”

“These Bulgarian sausages are terrible. I feel sick. “

“Boredom has always been my besetting sickness. As in kind of a manic depressive. There’s a sense in myself that the ice is thin and I shouldn’t stay in one place    to long or the ice wil break



1938’de Brighton Rock yayınlandı. The story is an investigation of good and evil. Through the figure of a psychotic gangster named Pinkie.

Röportaj
“Brighton Rock, I really intended when I began writing it to be a detective story. Than the character Pinky took hold. And I realized I was not going to write a detective story at all."
Was Pinkie meant to be all bad?
“I wanted to make people believe that he was a sufficiently evil person almost to justify the notion of hell. I wanted to introduce a doubt of his future. A doubt, whether even a man like that could possibly  merit eternal punishment.
Chase narration
Tawdriness of this seaside town Brighton
Parochial and universal
Ranting voice of Hitler




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...