23 Mayıs 2017 Salı

İskandinav Polisiye Edebiyatı (2010)


NORDIC NOIR (2010)
İskandinav Polisiye Edebiyatı
The Story of Scandinavian Crime Fiction

BBC’nin yıllardır süren Time Shift serisinin bir bölümü olarak yayınlandı. İskandinav polisiye edebiyatının profili ve bunların beslendiği ana damarlar bizzat yazarlarıyla röportajlar yapılarak anlatılıyor. Kimler yok ki: Stieg Larsson, Peter Hoeg, Maj Sjowall / PerWahlöö, Karin Fossum, Arnaldur Indridason, Jo Nesbo. Meşhur serilerin karakterlerinin çıkış noktasına değinilirken, TV/sinema uyarlamaları da pas geçilmemiş. Bittiğinde tadı damağında kalıyor insanın ve keşke bunun bir de uzun versiyonu olsaydı dedirtiyor. Şöyle her bölümde tek yazara odaklanılan bir detaylı hali mesela.


NOTLAR

STIEG LARSSON
Kendisi de bir polisiye yazarı olan Val McDermid Millenium üçlemesi için şunlar söyler: “Yılların polisiye okuyucusu olan Stieg Larsson farklı polisiye türlerini bir araya getirerek yeni bir şey yarattı” Barry Forshaw’a göre ise Larsson’un yarattığı Salander karakterinin farklılığı (biseksüel, Gotik, piercing’li, hacker kız) romanların başarısında önemli bir etkendir.

Stieg Larsson bir araştırmacı gazeteci. Aşırı sağcı gruplar hakkında cesur yazılarıyla tanınıyor. 1990’lardaki faşist hareketler sonucu günümüzde hala devam eden Expo dergisini çıkarır. Bir gün dergide çalışırken kapıya dazlak faşistler dayanınca, Larsson başka bir kapıdan çıkarak kendini kurtarır. Bu ve buna benzer hadiseler sonucu sürekli gergin bir hayat yaşar. Sağlığı bozulur. Tanıyanlar haksızlıktan nefret ettiğini belirtiyor.





Kitaplarıyla ilgili sadece bir röportaj vermiş. Burada söylediklerine göre Salander’i esinlendiği karakter kimmiş biliyor musunuz? Çocukken dizisini bayıla bayıla seyrettiğim Astrid Lindgren’in Pippi Uzun Çoraplı Kız kitabı. “Pippi’yi 25 yaşında resmedeceğim. Toplumun dışında kalan pozisyonunu muhafaza edip sosyal ilişkileri olmayan bir karakter olarak uyarlayacağım” diyor bu söyleşisinde.

İlk İsveç baskısında “Man Who hates Women” (Kadınlardan Nefret Eden Adam) adıyla çıkıyor. Kadın erkek eşitsizliği roman içinde sürekli hatırlatılan bir tema. Yaşasaydı bu ismin değiştirilmesini istemezdi diyorlar.  Pippi’de ilk çıktığı zamanlarda çok tartışılmış Sweden’da.
Stieg 50 yaşında kitabının başarısını göremeden vefat eder.










PETER HOEG
Smilla’dan alıntı: “Mükemmel değilim. Kar ve buz bana daha sevgiden daha yakın geliyor. Matematiğe ilgi duymak, diğer insanlara yakınlaşmaktan daha kolay. Yaşamda sabit olan bir dayanağım var bu sayede. “

Peter Hoeg dağcılıktan aktörlüğe, baleden denizciliğe pek çok aktif ilgi alanı olan bir yazar. "Miss Smilla’s Feeling for Snow” kitabıyla 1992 yılında dünya çapında üne kavuştu.




Peter Hoeg’in (Hög) 1992 yılında yayınlanan Smilla’s Sense of Snow  romanındaki Smilla karakteri de Ejderha Dövmeli Kız’daki Salander gibi toplumun dışında duran, mevcut toplumun bir parçası olamayan biri. Kar ve bunun fiziksel özellikleri üzerine araştırmalar yapan bir bilim insanı. Tanıdığı bir Grönland’lı çocuğun ölümünde mantığıyla açıklayamadığı bir şeyler görünce olayı araştırmaya başlar. Çatıdan düştüğü söylenmektedir ama ayak izlerini incelediğinde bunun bir kaza olamayacağını düşünür. Özellikle romandaki karlı atmosfer tasvirlerinin çok iyi olduğu söyleniyor.



ARNALDUR INDRIDASON
İzlanda’lı bir yazar. Karanlık ve korkunç atmosferler yaratmasıyla tanınıyor. En tanınmış romanı Erlendur serisinin üçüncüsü olan ve İngilizce’ye ilk çevrilen Jar City (kavanoz kasabası/Myrin). Erlendur isimli polisin bir cinayet, tecavüz, nörofibromatoz ve genetik araştırmalarla örülü macerasını anlatıyor. Jar City (Missing organs and genetic manipulation) romanı her İzlandalıyı kapsayacak bir DNA veri bankası oluşturulması tartışmalarından esinlenerek yazmış.  
Kitabın ismi kavanozlardaki insan organlarına atıf yapıyor.

İskandinavya’da atmosfer deyince hep ilk akla gelen kelime “bleak” Yani Ümit vermeyen, hoşa gitmeyen, yabancı gelen insanın içini boğan bir boşluk ve kasvet hissi olarak çevrilebilir.




Erlendur’un  İzlanda’nın geleneksel yemeği olan koyun beyni yerken bir sahnesi var mesela, bana seyrederken çok yabancı ve vahşi geldi. Hem TV dizisi hem de filmi var.

Güneşi beklemek ve özlemek tüm İskandinavyalıların içine işlemiş bir özellik olarak belirtiliyor.


MAJ SJOWALL (May Şeval) / PER WAHLÖÖ (Per Vağlö)
Sjowal ve Wahlöö iki gazeteci,  iş vesilesiyle tanışıp aşık oluyorlar. Per Wahlöö’nün polis muhabirliği geçmişi var. Sohbet ederken ikisi de İsveçte gerçekçi polisiye roman olmadığına karar veriyor  ve kendileri yazmaya başlıyor. 1965’te Stokholm Emniyetinde bir birim  ve başındaki Dedektif  Martin Beck ile çoğumuzun tanıdığı seri böylece başlamış oluyor. Dedektif hikayesi sürerken ülkenin içinde bulunduğu durumun anlatılmasıyla yazdıkları klasik polisiyelerden ayrılıyor. Topluma sol bakış açısıyla bakıyorlar. Welfare state’in efsane olduğuna, insanların sefalet içinde yaşadıklarına değiniyorlar. Toplamda 10 kitap çıkmış ve serinin tamamı The Story of a Crime olarak isimlendirildi. Romanların hepsi filme uyarlandı. Martin Beck rolünü pek çok aktör üstlendi.
İkilinin tek başlarına yazdıkları kitapları da var. Pek çok kişi tarafından Nordic Noir denilen edebi türün kurucusu kabul ediliyorlar.









Karin Fossum: “Beck gerçekçiydi. Mesela Agatha Christie, dedektiflerinin özel hayatını karıştırmazdı gizemlerine. Biz öyle yapmadık. Özel hayatı da işin içine soktuk. Her birimiz belli bölümlerden sorumlu olacaktık. Geceleri çocuklar uyuyup ortalık sessizleşince elimizde kalem kağıtla karşı karşıya otururduk. Çok sigara ve çay içerdik. Bayağı eğlenidik.”

1975’de Per Wahlöö vefat etti.  Son kitapları yeni çıkmıştı. Politik bir suikaste hazırlanan teröristleri konu alıyordu. Ne gariptir ki yazılanlar birkaç yıl sonra gerçek oldu. Stokholm’ün göbeğinde sinemadan evine eşiyle yürüyen İsveç başbakanı Olof Palme 1986’da öldürüldü. İsveç şoktaydı. Cinayet tüm çabalara karşın çözülemedi ve bir kapanmayan yara olarak ülkenin üstünde kaldı. Mutlu İsveç efsanesi tarihe karıştı zihinlerde. Korku düştü insanların içine.





HENNING MANKELL
Komünizmin yıkılışı ardından göç fazlalaştı.
Bu ortamda, Maj Sjowall – Per Wahlöö okuyarak büyüyen Henning Mankell yeni bir açılım getirdi.
On altı yaşında okulu bırakıp Paris’e gitmiş, gemilerde çalışmış, 1968 olaylarına Paris’te katılmış özgürlükçü genç bir aktivistti. Yazar olmak istiyordu. Tiyatro oyunları yazmaya başladı. İlk oyunu The Amusement Park’ta Güney Afrika’daki İsveç kolonisini yazdı. Afrika’ya karşı hep bir tutkusu vardı. Kitaplarından para kazanınca Mozambik’te bir tiyatro kurdu. Zamanının çoğunu Afrika’da geçirdi. Yardım kuruluşlarına yüklü bağışlar yaptı. Son eşi Ingmar Bergman’ın kızı idi.
1988’de yabancı düşmanlığını (Xenophobia) romanlarında konuk edip incelemeye başladı. Kurt Wallander’i yarattı. Seri İsveç TV’sine de uyarlandı. Aktör Krister Henriksson kendimi oynuyor gibi hissettim diyor. Arası bozuk olan kızı Linda rolünü (Johanna Sallström) oynadı. Sallström’ün ileride intihar etmesi Mankell ile birlikte herkesin üzerinde çok etkili oldu. Bunu yıllar önec seyrettiğim bir röportajında kendisi de söylemiş, hatta bir süre içinden yazmak gelmediğini itiraf etmişti. TV uyarlamalarının hem İsveç hem İngiliz (Kenneth Branagh) versiyonlarını izlemiş olarak İsveç versiyonunun doğal olarak daha başarılı olduğunu düşünüyorum.




2014 yılında kanser tanısı konunca insanların ölümcül bir hastalıkla karşılaştığında hissettiklerini, karakterindeki değişiklileri bir yazı dizisiyle anlattı. Mankell’i 2015 yılında kaybettik.Ardında 40 milyonun üzerinde satmış 40’ın üzerinde roman bıraktı.





KARIN FOSSUM
Norveçli. Aslında şair olarak yazmaya başladı. Kendisi de romanlarındaki gibi herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada yaşıyor. Konrad Sejer isimli bir dedektifin romanlarıyla tanınıyor.

Karin Fossum: “Çoğu cinayet romanı, bir cesetle açılır. Oysa onu tanımadan bir şey hissedemezsiniz. Ben bir yazar olarak okuyucunun bir şey hissetmesini sağlamaya çalışmayı seviyorum. Onlara duygular yaşatmak istiyorum. Zekamı sergileyecek konuların peşinde değilim. İşin duygusal kısmı önemli benim için.”

“Yıllar önce bir tanıdığım cinayet işledi. 18 yıldır tanıdığım biriydi. Ve cinayet benim için bir gazete haberi olmaktan çıktı bu olayla. Katili tanıyordum. Kurbanı da, bir çocuktu. Cinayetin işlendiği daireyi bile biliyordum. Defalarca gitmiştim. Kendi kendime nasıl olur iyi bir insandı diyordum. O zaman anladım ki bu olayı herkes yaşayabilir.”







JO NESBO (Yo Nesbo)

Jo Nesbo: “İkinci dünya savaşı sonrası Norveç fakir bir ülkeydi. Hatta 1920’lerde Avrupa’nin en fakir ülkelerindendi. 1970’de Amerikalıların petrol bulmasıyla Norveç'e para aktı. Çok zengin oldu. Aslında manevi açıdan bu zenginliğin bize faydasından çok zararı dokundu."

Nesbo da çok yönlü bir insan. Stock broker ve meşhur bir rok grubundayken (Di Derre) bunları bıraktı ve yazarlığa başladı. Aslında önceleri futbolcu olacaktı ama çapraz bağları yırtılınca bırakmak zorunda kaldı. Kaya tırmanışı bile yapmış. Protagonist: Harry Hole. Maverick cop profili çiziyor. Tek tabanca durumu.

Jo Nesbo: “Bence Norveçlilerin ruhunda büyük bir yapının parçası olmaktan çok küçük bir evin, küçük bir balıkçı teknesinin sahibi olarak tek olmak var"
         
Jo Nesbo: “Çocukken sınıfta camın yanında oturan bir çocuğun yakaladığı sineğin bacaklarını cımbızla koparması ilgimi çekmişti. Demek ki çocuk bu işi yapmayı planlamış ve evden cımbız getirmişti. Özellikle burası çok ilginç gelmişti.”

Tom Johansen adı altında Olaf Johansen adlı mafya tetikçisinin yaşadıklarını anlattı. Mart 2014 itibarıyla Norveç’te 3 milyon kitabı satılmış. Düşünün yahu Norveç’in nüfusu 5 milyon..! Dünya da ise 23 milyonu geçmiş. Daha Amerikanvari yazıyor diyorlar. Kanlı sahneleri var.


Johanna Sallström



Wikipedia’nın verdiği İskandinav polisiye yazarları listesi
Jens Lapidus, Jan Arnald aka Arne Dahl, Henning Mankell, Mari Jungstedt, Kjell Eriksson, Kerstin Ekman, Håkan Nesser, Åke Edwardson, Helene Tursten, Maj Sjöwall and Per Wahlöö, Åsa Larsson, Göran Lundin, Liza Marklund, Stieg Larsson, Leif GW Persson, Camilla Läckberg, Majgull Axelsson, P. C. Jersild, Annika Bryn, Mons Kallentoft, LiseLotte Divelli, Robert Karjel, Karin Alvtegen, Johan Theorin (all Swedish); Pernille Rygg, Anne Holt, Karin Fossum, Jo Nesbø, Hans Olav Lahlum, Gunnar Staalesen, Jørn Lier Horst (all Norwegian); Jussi Adler-Olsen, Michael Larsen, Leif Davidsen and Peter Høeg (Danish); Leena Lehtolainen, Reijo Mäki and Matti Rönkä (Finnish); Arnaldur Indriðason and Yrsa Sigurðardóttir (Icelandic).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...