20 Mayıs 2017 Cumartesi

Freaks of the Heartland - Steve Niles / Greg Ruth



FREAKS OF THE HEARTLAND
(Ekim Akşamlarının Ayazında)

Yazar: Steve Niles
Çizer: Greg Ruth
2004/Dark Horse/160s

“Yalnızız hepimiz. Tüm yaşamımız daha az yalnız olmak için uğraşmakla geçiyor aslında.”
John Steinbeck

Greg Ruth’un çizerliğinden Indeh’i keşfettiğimde haberim oldu. İmza attığı işleri araştırdığımda çok yetenekli bir sanatçıyla karşılaştığımı hemen anladım. Görünen o ki yalnızca basit birer ÇR karesi yaratmıyordu adam. Sadece şahane çizimler değildi karşımdakiler. Her bir kare okuyucuya duygu akışını bir film sahnesinden daha ustaca sağlayabiliyordu. Sanki rahmetli James Horner’ın eşsiz orkestral eserlerini de arkasına almış gibi can katıyordu her çizgisine. Resimlerken o sahneyi yaşayan ve okuyucuya yoğun bir şekilde aktarabilen bir sanatçı iletkenliği gördüm bu adamda. Takibe başladım tabii hemen. İllüstrasyon ve posterleri yanında bir iki tane ÇR albümünü buldum. Freaks of the Heartland ile buluştuğumda hemen okumayıp biraz erteledim. Yoğundum o sıralar ve sakin kafayla köşeme çekilip okumak istiyordum. Dikkatimi verebileceğim bir aralık yakalamalıydım. Nihayet haftasonu bir gece adeta kaçamak yapar gibi ışıkları mümkün olduğu kadar azaltarak albüme odaklandım.

Hem yazarın akıcı ve gereksiz ayrıntılara girmeyen dili hem de çizerin enfes resimleriyle albüm beni daha başında içine çekiverdi. ilk 30-40 sayfadan sonra hikaye Fareler ve İnsanlar’ı hatırlattı. George ve Lennie’ye benzettim kısmen bu ikilinin kader yoldaşlığını. İnsanlığın örtbas etmeye çalıştığı karanlık canavarlıkları ortaya çıkmaya başlıyor ve sayfalardan yüzüme çarpan hüzün koyulaştıkça, canavarlar adalet terazisinde yer değiştiriyordu. Sayfaların içine girmiş vaziyette son sayfayı da okuduğumda şöyle bir arkama yaslanıp durdum. O anda okumaya başlamadan önce yakınımda dahi olmayan duyguları yaşıyordum. Kısa süreliğineydi belki ama kitap beni değiştirmişti. Kimyam bir saat öncekinden çok daha farklıydı. Başkaları için bir şeyler hissetmemi sağlayabilmişti okuduğum ve gördüğüm kareler. TVlerde yüzlerce dua eden insanın uyandıramadığı samimi duyguları okyanus ötesinden bir ÇR hissettirebiliyordu işte. Hareket etme ihtiyacı duydum. Koltuktan kalkıp zencefil ve limonlu çay yaptım. Müzik koydum. Evin içini adımlarken düşüncelerimin dolaşıklığında kaybolup gittim.

KONU
Zalimliğin doymak bilmez öfkesinin durmadan yeni kurbanlar aradığı bir iklim. Haksızlıklara isyan etmek zorunda kalınca birbirine sığınan dışlanmışlar. Fedakarlıklarıyla çaresizliklerini kırmaya çalıştıkları epik bir kaçış öyküsü.

Hikaye ücra bir Amerikan kasabasında geçiyor. Trevor, alkollik ve şiddet düşkünü babasının verdiği işlere yetişmeye çalışırken bir yandan da ahırda zincire vurulmuş halde kalan fiziksel anomalilerle doğmuş kardeşine bakmaktadır. Kardeşi Will kendisinden çok daha küçük olmasına karşın aşırı gelişmiş ve bir takım güçlere sahip bir çocuktur. Trevor geceleri kardeşini bağlı tutulduğu zincirlerden kurtarmakta ve soğuğa aldırmadan beraber dolaşıp özgürlüğün tadını çıkarmaktadırlar. Evin annesi ise kocasının baskısı altında ezilen zavallı bir kadındır ve adeta bir hayalet haline gelmiştir. Bir gün Trevor babasının kardeşini öldürmeye karar verdiğini duyunca tüm ailenin ve hatta kasabanın yaşamlarını değiştirecek olaylar zincirinin fitili ateşlenmiş olur.



YANIMDA OLDUKÇA (STAND BY ME)
"Gece çöktüğünde, kararınca her yer
Bir tek ay kalsa da, aydınlık adına
Korkmam inan, korkmam asla
Sen yanımda oldukça"

"When the night has come
And the land is dark
And the moon is the only light we'll see
No I won't be afraid, no I won't be afraid
Just as long as you stand, stand by me"
Ben E. King

İlk gençlik yıllarımda Stand by Me diye bir film vardı. Stephen King’in Body isimli bir uzun hikayesinden çekilmiş bu filmde dört arkadaşın yolculuğu dostluk çerçevesinde ele alınıyordu. Küçük bir Amerikan kasabasına sıkışmış, geleceğe umutla bakmak için hiçbir sebebi olmayan çocukların arkadaşlığı üzerine kuruluydu senaryo. Filmin sonunda yazar bilgisayarına “Bir daha asla 12 yaşımdaki arkadaşlarım gibi arkadaşlarım olmadı” yazıp, ardından da B. E. King’in unutulmaz şarkısı Stand by Me şarkısı çalmaya başladığında önce karnıma yumruk yemiş gibi hissetmiş sonra da birkaç saniye vücudumun titremesine engel olamamıştım. İşte o filmin finalindeki acı tadı Freaks of the Heartland’in sonunda da aldığımı söyleyebilirim. Asla unutmayacağım ve bende buruk bir gülümseme uyandıran bir finalle karşılaşıyorsunuz. Bazen finaller sürprizleriyle ya da büyük yüzleşmelerle değil, duygu yoğunluklarıyla da zirve yapabiliyor.

GREG RUTH
Hemen söylemeliyim, Greg Ruth yakın plan ve uzak plan kareleri çok iyi ayarlıyor, geçişleri kusursuz gibi. Bunu ÇRda onun kadar iyi yapana rastlamamıştım. Mesela Trevor, Will’in zincirini serbest bırakacak anahtarı alırken hemen nefis bir yakın çekim karesi giriyor araya. Babasının tabancasını çekmeceye kaldırdıktan sonra alttan Trevor’un prematüre düşüncelerini yansıtan harika bir plan yerleştiriyor yine. Karı koca arasındaki gerginliği o kadar mükemmel açılardan veriyor ki tek karede onlarca kareyi görmüş gibi oluyorsunuz. Hele bir anneyle vedalaşma sahnesi var, ancak bu kadar verilebilirdi. Nefis bir kadraj yönetimi var adamda. Resimler de harika olunca hikaye canlanıp gürül gürül akmaya başlıyor gözünüzün önünde. Yıllar öncesinde bir söyleşisinde James Cameron’ın yakın planlara çok önem verdiğini ve seyircinin bu anlarda duygusal olarak yakalanabileceğini söylediğini dinlemiştim. İşte Ruth bu yöntemi kusursuz uyguluyor. ÇR’ın James Cameron’ı diyebilirim. Karelerin seçiminde ve ilerleyişinde birinci sınıf bir yönetmen gibi çalışıyor. İlmek ilmek dokuyor resmen. İleride zaman olursa Greg Ruth üzerine bir yazı hazırlanması şart gibi gözüküyor. Ama bundan sonraki ilk işim yine uygun bir zamanda Lost Boy isimli eserini okumak olacak.

STEVE NILES
Zamanında 30 Days of Night filmlerini seyretmiştim. Açıkçası bilhassa birinci olmak üzere ikisini de beğenmiştim. Ama ÇRları okumaya fırsatım olmadı. Bu albümle yazarlarını tanıdıktan sonra geriye dönük bir Steve Niles araştırmasını da başlattım hemen. Bir kere adam dokunaklı bir hikaye yaratmış. Süslü cümlelere ya da kavga-dövüşe yaslanmamış. Akıcı bir dili var, gereksiz laf kalabalığı yok. İnsani korkulara ve acılara odaklanmış. On üzerinden sekizi verdim gitti. Burada tek bir eleştirim olabilir. Hikaye kısa sürüyor. Şöyle ki bu haliyle bir filmin ilk 30 dakikasıyla son 15 dakikasını seyretmiş gibi hissettim biraz. Bilhassa yolculuk kısmı biraz daha uzun olabilirdi ve özellikle yeni katılan karakterlerin hikayelerine ve karşılaşacakları olaylara değinilerek hikaye doğal haliyle epey sürebilirdi. Hatta bence sürmeliydi. Şahsen bu kısımları da okumayı çok isterdim ve hikayeye de ilave derinlik katabileceklerini düşünüyorum. Her ne kadar kısa kesilmiş gibi dursa da son yıllarda okuduğum en iyi ÇRlardan biri kesinlikle. Hem hikaye hem de resimler birinci sınıf. Zaten iyi şeylerin hepsinin kötü yanı ortak değil midir: çabuk bitmeleri…

FİLMİ PRODÜKSİYON AŞAMASINDA
ÇRın film hakları da satılmış ancak şu an net bilgiler yok ve prodüksiyonun ilk aşamalarında bekliyormuş. Filmde hikayenin ortasını da biraz uzatırlarsa bir klasik olabilir. Umarım uyduruk bir mutant hikayesine çevirmezler güzelim eseri.

ANLAR
“Bazen an dediğimiz o minnacık zaman kırıntısı büyür. Yerleşir sanki tüm sonsuzluğuna zamanın…yaşamının. Yakasına yapışır gelmişinin de geçmişinin de…. Gelip geçen bir andan çok daha fazlasıdır artık. Sesler susar, hareketler silikleşir. Herşey o ana teslim olur."
John Steinbeck

İnsanların hayatlarında belirleyici anlar oluyor. Yanlış karar verirsen pişmanlığın gölgesinde yitip gidebiliyor koca ömürler.Trevor için kesin olan tek şey var. Yaptığı seçimden sonra Ekim akşamlarının ayazında asla yalnız kalmayacak...

Okuduktan sonraki günlerde nette Türkçe yorum var mı diye bir baktım. Doğru dürüst bir tanıtıma ya da yoruma rastlamadım. Ondandır bu şaheseri burada misafir etmem. Her alandan ve ekolden tüm değerli ama gözden kaçan ya da kıymeti bilinmeyen eserleri burada konuk etmeye devam ederek minik direnişimizi sürdüreceğiz.

NOT: ÇRı okuduktan sonra dinlediğim parçalardan biri de Alanis Morissette’den "Not as We" idi.

"Reborn and shivering
Spat out on new terrain
Unsure unconvincing
This faint and shaky hour"

Not As We / Alanis Morrissette
https://www.youtube.com/watch?v=1pOjcAiMZO4



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...