5 Mayıs 2017 Cuma

Modern Dünyanın Dehaları E2 - Nietzsche (2016)


Genius of the Modern World (2/3)
2016 tarihli 3 bölümlük bir BBC belgeseli. Tarihçi ve yazar Bettany Hughes sunuyor. 

Karl Marx, Friedrich Nietzsche ve Sigmund Freud incelenmiş. Bu bölümde Niçe’nin yaşamı ve eserleri var. Tabii ki 1 saatte fragman gibi geçiyorlar herşeyi ama yaşadığı yerleri görmek açısından faydalı. 


NOTLAR
1882 – Hristiyanlıktaki çözülmeyi gören Nietzsche “God is dead and we killed it” der. Din ortadan kalkarsa ahlaki bir otorite kalmayacağını ve bunun bir kabusu başlatacağını öngörür.

Hristiyanlığın tün inançlarına saldırmasına karşın babası Lutherean bir papazdı.
4 yaşındayken babası önce kör oldu sonra da yatalak. Bir yıl sonra da öldü. Otopside beyninin1/4’ü yoktu. Tanrı için çalışan babasının bunları yaşaması şok etkisi yaptı.


Doğduğu ev
Üniversiteye teoloji okumaya Bonn'a geldi. Lutherean pastor olmak istiyordu.
Biblical criticism ile tanıştı. Şüpheleri kök salmaya başladı. Kiliseye gitmiyordu. Hristiyanlığı sadece a faith regretfully lost olarak değil, unhealthy disengagement from the world doğuran pernicious bir kurum olarak görmeye başladı. Teolojiyi bıraktı.

Kızkardeşine şöyle yazdı: “If u wish to seek a piece of mind and happiness then believe, if u want to be a disciple of the truth, then investigate…”


Babasının defin merasimi bu kilisede yapıldı

Yaşadığı çağda bilim gittikçe önem kazanıyordu. Sadece objectivity’nin yeterli olmadığını düşünüyor. 20 yaşında Bonn Üniversitesine gitti. Critical Bible reading methods ilgisini çekti. Filoloji çalışmaya, eski uygarlıklar hakkında okumaya başladı.

Schopenhauer’ın “The World as Will and Power” kitabını bulur bir kitapçıda ve çok etkilenir. Schopenhauer ateistti ve pesimizmin de ötesinde inanışları vardı. Hiç doğulmaması en iyisi derdi. Fulfillment impossible hayatta diyor. "Not strive for happiness in order to avoid anxiety and trouble trying to achieve. Life is just a cycle of suffering."

Nietzsche bunları aynı kendi düşünceleri gibi görmüş.



24 yaşında filoloji profesörü olmuş
Tanrının olmadığı bir dünyada suffering ile nasıl baş edileceğine kafa yoruyor. Grek filozofları ve Wagner’den etkileniyor.
Birth of Tragedy’yi Wagner’le sohbetlerinden sonra yazıyor. Wagner - devrimci sanat teorisi.. Toplumu değiştirebilecek bir sanat. Greek Tragedy’yi beğeniyor.


Bonn University

Kitabı Apollo ve Dionysous tanrılarının karşıtlığını temel alıyor. Apollo logic’i sembolize ediyor. Dionysos feelings’i, kaotik ve kontrolsüz bir yapı. Niçe dominant intellectual tradition’a saldırıyor. Ortak görüş Individual hero kavramı. Oedipus. Acı çekerek yükselme. Niçe toplum içinde eriyip giden bireylerin beraber ekstasiye kapılarak canlanmasını canlandırdı. Rock concert gibi. Ecstatic collective experience. Opera 19.yyda rockmüzik gibiydi ve Wagner rock yıldızıydı adeta. Niçe collective experience ile toplumun değiştirebileceğini düşünüyor.

Wagner's theatre of music
Niçe “Ring” operasını salonda dinlediğinde hayalindeki canlılıktan eser bulamadı seyircilerde. Kasıntı zenginler, aristokratlar vardı. Wagner sıradan bir şöhret gibiydi. Toplumu coşturucu bir durum yoktu. Hayal kırıklığı.


Petty responsibilities of academic life was suffocating his own creative genius in Basel Switzerland. Üniversiteki ders anlatışını greatest curse of my life olarak tanımladı. Baselophobia geliştirdi. Özgür olmak istiyordu. “The key to life is to live dangerously”
Ders verdiği salon

1879’da profesörlükten istifa etti.Basel’i terk etti. Sağlığı kötüleşti. Mide ağrıları ve körleştirici baş ağrıları var. Babası gibi sonlanmaktan korkuyor. Bunlarında etkisi var istifasında.

Yolculuk etmeye, otellerde kalmaya başladı. Aklı başında değerlendirilen geri kalan yaşamını in a state of nomadic solitude içinde geçirdi. Gittikçe yalnızlaşıyordu.

Hastalığı yüzünden sadece 20 dakika aralıksız yazabiliyordu. Yazıları bu yüzden kısa kısa ve aforizmalarla ilerler.

1881’de İsviçre Alplerinde bir kasaba tavsiye edilmişti oraya gitti. Sils Maria. Gider gitmez bayıldı. Yürüyüşlere çıktı. Göl boyunca.

Eternal recurrence of the same fikri. Hatalarını kucakla, ustalaşma yolunda onları sev gibi
“Suffering wasn’t something that u have to be redeemed from as christianity told, or avoided at all costs as Schopenhauer argued. It should be embraced and mastered to overcome it.” What doesn’t kill you makes u stronger fikrinin alt yapısı.






Yürüyüş yaptığı göl kenarı

1882’de aşık olduğu bir kadınla izolasyondan çıkmaya niyetleniyor. Lucerne’de. Rus asıllı bir kadın: Lou Salome. Lou evliliğe inanmayan özgürlüğüne düşkün sıradışı bir kadın. Lion Garden denilen merkezdeki alanda teklif ediyor Niçe. Ama reddediliyor. 





Lion Garden

Holy Trinity

Lou Salome


Yıkılıyor. Sils Maria’ya dönüyor. Annesi de babanı utandırıyorsun diyor. Kitapları satmıyor. Sağlığı kötü.

“I’m exerting every ounce of self mastery. I am lost” diye yazar bu dönemde. İntihar fikirleri.

İşte bu psikolojide Thus Spoke Zarathustra’yı yazdı. About self-overcoming. Ubermensch. Zarathustra daha öncede ilham kaynağı olm uş yazarlara. İncil'de geçem gizemli bir karakter. İki kitabını dağdaki bir guesthouse’da yazar.

Ubermench: Someone who is no longer reliant on external goals. Kendi orjinal hedefleri olan insan. Suffering Nietzsche’ye göre dağa çıkmak değil. 15 gün sürünerek zorluklar içinde zirveye varmak. Helikopterle tepeden inmek değil mesela. Overcoming obstacles is part of happiness as well.
Nietzche never fell in love again.


Guesthouse



Avrupada yolculuklara devam etti. Beyond Good and Evil’ı yazmaya başladı. Kimse basmadı. Kendi para verdi. Kimse beğenmedi çıkınca.

Herd Happiness, slave morality

Bunlar genius’ların önünü kesiyor diye düşünüyor.
Bireysel olarak kendi yolumuzda gitmeliyiz çünkü uygarlığı bireyler yükseltecek, compassion’ı overrated buluyor.

Yeni bir moral sistemini şart görüyor.




1888 – Turin’e taşındı. Verimli son günlerinde kadar burada kalır. Yılda 4 kitap yazdı. Italia
Megalomanyak fikirleri var. İnsanlığı yol ayrımına götürecek fikirleri olduğuna inanıyor. Çıplak geziyor odasında ve deli gibi piyano çalıyor bazen.

Bir gün Turin piatza’sında atını kırbaçlayan birini görüyor. Hayvana göz yaşları içinde sarılarak yere düşer. Şefkati eleştiren bir adamın son aklı başında anı.

7 gün sonra Baselde bir sanatoryuma kapatılır. Asla düzelmez. 1900’de ölene kadar bir şey yazmadı.
1897’de kızkardeşi Elizabeth’in evine getirildi. İnsanları davet edip halini gösterirmiş.

The Will to Power kitabının notları kalmış. Tamamlayamamış. Müzesinde.
Reevaluation of all values başlığı var mesela.

Nietzsche Darwin’i küçümsüyor. Sadece türün devamı için yaşamayı aşağı görüyor. Büyük şeyler başarmayı hedefleyenler çocuk yapmayabilir mesela. Bedelleri olacak diyor.
Dog days of his life




Nietzsche’nin will to power defterlerini yayınlamak için çalışıyor Elizabeth ölümünden sonra. Elizabeth bir Nazi destekçisi. Editörlerin çoğunu reddediyor, istediği gibi bir iş çıksın diye çalışıyor ve yazılanları manipüle ediyor. 1934’de Hitler ziyaret ediyor müze evi. Ona abisinin walking stick’ini veriyor. Promosyonda çok başarılı.


1934’de Nazi toplantısı var. Propaganda filmi yapılıyor buradan ve Triumph of the Will deniyor adına. Hitler uçakla meydana iniyor ve yeni bir ahlaki sistem öneriyor. Nietzche’yi uyarlıyorlar.

Oysa adam antisemitizme karşıymış. Will to power insanın potansiyellerinin hakkını vermesiyle ilgili.  He believed that a chaos of cultural preferences would fill the void, a mess, an overload of personal choices,. Pernicious for Nietzsche because they perpetuated the empty values of the herd that he so despised.

He defined them as ones who were bought to the religion of comfortableness
The “last men” are Nietzche’s greatest fear

Dengesini iyice kaybetmeden bu son döneminde söylemiş aşağıdaki meşhur lafını:
“If u stare long enough into the abyss, the abyss will stare back at u”







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...